demet

Oluşturulan forum yanıtları

15 yazı görüntüleniyor - 106 ile 120 arası (toplam 247)
  • Yazar
    Yazılar
  • yanıtla: ARI VE SALKIM #9658

    demet
    Katılımcı

    Hasan Işık bey; Türkiye’ye döneli ne kadar oldu? Yada şöyle söyliyim: Türkiye’ye kesin döndünüz mü?
    Yazınızda hep geldiğiniz ülkeden bahsederken “ Biz şöyle yapardık, biz böyle yapardık” demişsiniz. Garibime gitti. Sanki siz ayrısınız, bu foruma yazan diğerleri ayrı gibi!!!

    Arıcılığı başka yerde öğrenmiş veya uygulamış olmanız bir sorun değil ki. Artık bu ülkede olduğunuza göre sen yok, ben yok, sadece biz varız. Biz hepimiz bu ülkenin bütününü oluşturuyoruz.

    Türkiye de dört mevsim birden yaşanıyor. Doğuda kutup soğukları, Antalya da denize girenler. Şimdi bu bölgelerdeki arıcıların uygulamaları birbirine tıpatıp benzer mi hiç sanmıyorum.
    Ha ;dünyanın her yerinde yapılan arıcılıklarda asgari müşterekler mutlaka vardır. Orası kesin!
    Bizde bu ortak paydayı yakalayacağız.

    Şimdi salkıma dönecek olursak, vallahi sizleri ağzım bir karış açık dinliyorum. “Arılar uçuş yapıyor, bacaklarında polen getiriyor” diyorsunuz ya ! İnanmıyorum. Bizim burada havalar soğuk.Arılarım hiç kımıldamıyor. Kasımın başında besleme kutusuna bal koyup, arıyı kapamışım. Bir daha açmadım. Hep dışardan gözlemliyorum. İki ayda sayılı uçuş yapabilmişlerdir. En son 9 aralıkta yavru uçurmaya benzer kısa süreli uçuş yaptıklarını görmüştüm.

    Benim kovanların besleme kutuları üzerinde duruyor. Örtü tahtası yerine kontroplak var. Üzerinde birkaç kat gazete. En dışta ziftli kağıt. Doğru düzgün güneş olmadığı için ziftli kağıdın şu an kovanları ısıtma yönünde pek bir fayda verdiğini sanmıyorum. Sadece yağmurdan ve soğuk rüzgardan koruyor olabilir. Giriş delikleri 5-6 cm. Kovanlar doğuya bakıyor.

    Ara sıra ölü arıları dışarı yolluyorlar. Kalabalık kovanların önünde daha çok ölü var. Geçenlerde kovanın içine nasıl bakabilirim diye düşündüm. Arıları uzun süredir göremedim merak ediyorum. Arıyı açmakta mümkün değil. Marketten led’li bir kafa lambası almıştım. Kovanın giriş deliğinden içeri ışığı gönderdim. Çerçevelerin alt kısımları gözüküyor.Veee arı salkımı! Kovanların orta kısımlarında yapılmış. Aşağıya kadar sarkıyorlar. Ama kovanın tabanına değmiyorlar.

    Tabi ki hareketsiz duran arılar aniden gözlerine parlak ışığı yiyince; sen misin bizi rahatsız eden,hemen birkaç tanesi harekete geçti. Bende iyi göreyim diye burnumu neredeyse kovanın içine sokmuşum, onlarda beni sokacaklardı. Bereket versin kovalamadılar. Hava soğuk ya maske takmamışım. Bir kovan hariç hepsinde salkımı gördüm.

    Aslında salkımı rahatsız etmek doğru davranış değil. Daha çok enerji harcamalarına sebep oluyor. İşte akıl fazla gelince böyle oluyor. Bu kış kendi kafama göre bir yol izliyorum. Bahara çıkabilirsek ondan sonrasına Allah kerim.

  • yanıtla: KÖPÜK KOVAN #9637

    demet
    Katılımcı

    Köpük dediğimiz (polistren) malzemeden yapılan gıda ambalajları pek çok yerde karşımıza çıkıyor. Marketlerde içinde tavuk , peynir, sebze bulunan köpük tabaklar var.

    Ancak köpük üretiminde kullanılan malzemenin kanser yapıcı ve çevreye zararlı bir madde olduğunu duyuyoruz. Hatta içine sıcak madde konulan köpük bardakların, ısının etkisiyle çözünüp zararlı maddelerin içeceğe geçtiğini de biliyoruz.

    Köpük kovanların, doğal bir malzeme olmamasına rağmen arılara pek bir zararından bahsedilmemiş. Ve yaygın şekilde kullanıldığından bahsediliyor.

    Peki köpük kovanların üretilen balın sağlığı üzerinde yan etkisi var mı? Bu konuda bir araştırma yapılmış mı!

  • yanıtla: Kek yapmak #9605

    demet
    Katılımcı

    Bendeki tarifte de yumurta sarısı çiğ veya pişmiş olarak yeme katılabilir diyor.Birazda soya unu katarsak gerçek keke benzeyecek. Birde arılara bitki çayı demledik mi tamamdır.

    Şu arılar çok şanslı. Balını alıyoruz kek veriyoruz! Daha ne olsun?

  • yanıtla: Çiftleşmemiş Ana Arı #9598

    demet
    Katılımcı

    Ana memeden çıktıktan 5 gün sonra cinsi olgunluğa erişir. Çiftleşme hava koşullarının uygun olduğu zaman 5-14 gün içinde meydana gelir. Eğer ana kötü hava koşulları nedeniyle 3-4 hafta içinde fırsat bulup çiftleşme uçuşuna çıkamazsa veya çiftleşme uçuşunda başarı sağlayamazsa spermatozoaların depolandığı döl kesesi körlenir ve bir daha çiftleşme yapamaz.

    Çiftleşmemiş analarda yumurtlar. Ancak yumurtalar döllü olmadığından erkek arılar gelişir. Ticari arılıkta 14 gün içinde çiftleşmeyen analar imha edilir. Çünkü daha sonra çiftleşen analar ikinci sınıf ana olduğundan kalitesiz yavrular meydana getirir ve verimli ömürleri kısa olur.

  • yanıtla: ARICILARIN DEVAMLI HEDEFLERİ OLMALI #9593

    demet
    Katılımcı

    Farklı koşullar farklı hedefleri beraberinde getiriyor. Benimde kendi çapımda hedeflerim var.
    Uzun vadeli ve en önemli hedefim arılarımın uzun ömürlü , elde ettiğim balın sağlıklı olması.

    Bu yıl bal aldığım 4 kovanım, ikisi zayıf olmak üzere toplam 6 kovanım var.
    Bir tanesinde ana yok olabilir.
    2 tanesinde yeni ana var.( biri bahar, biri sonbahar anası)
    2 tanesinde 2 yıldan yaşlı ana var. (birisinin kanatları yıpranmış.)
    1 tanesinde de 2 yaşında ana var sanıyorum.

    Öncelikli hedef nasipse arıların bahara çıkmaları.
    Arıyı bal mevsimine yetiştirebilmek için besleme takvimini doğru uygulamak.( geçen yıl buna dikkat etmedim)
    Başarabilirsem yaşlı anaları yenilemek.
    Kovanlardaki eski peteklerden kurtulmak.( eski petekler sağlıksız ayrıca küflenmeye daha yatkın)
    Arı sayısını arttırmayı şu an düşünmüyorum. Bununla birlikte bir iki tane yedek ana üretmek istiyorum. (hiç yedek ana arım olmadı ve bu yüzden zorluk çektim)

    Ben arının poleninin alınmasına pek sıcak bakmıyorum ancak ; yeri gelince abim sürekli takılıyor “ Arın var ama bir polen yiyemedik diye!” Buna çok sinir oluyorum.
    3 kovanım polen tuzaklı . Lakin çekmeceleri yok. Onlara bir şekilde çekmece ayarlayabilirsem arılardan tadımlık polen alıp meraklılara yedirmeyi düşünüyorum. Böylece bende polen nasıl alınır öğrenmiş olurum.

    Bir yerde okumuştum şöyle diyordu:

    “Hedefleriniz ulaşılmaya değecek kadar yüksek; ama ulaşabilecek kadarda yakın olsun” diye. Umarım hedeflerinize ulaşırsınız.

  • yanıtla: ARIDAN YARADILIŞI; ULVİ GAYEYİ GÖR #9490

    demet
    Katılımcı

    Bu yazı internette dolaşıyor. Daha önce görmüştüm. Kim yazmışsa güzel yazmış. Söz sanatını kullanmış ve hayvanları kişileştirmiş.
    Dikkat edilirse burada gerçek arılar ve sineklerden ziyade, arı gibi üreten ve sinek gibi parazit olduğu düşünülen insanlar arasındaki fark hatırlatılmış.

    “Yok ! Ben gerçek arı ve sinek arasındaki ayrımı anlıyorum” derseniz orada bir durun bakalım derim.
    Arıyı bu kadar muhteşem gören bir göz ,bir sineği bu kadar hor görebilir mi?

    Ben göremem , eğer görürsem bir aynaya bakmam gerekir. O zaman düşünürüm ; kendimin yada bazı insanların bu dünyaya bir sinek kadar faydası dokunuyor mu diye? O beğenmediğimiz sinek bile bizden daha çok iş yapıyor olabilir.

    Güzel göremeyeceğimiz bir şey varsa insanların kendi kötülükleridir , yoksa göz her şeyi güzel görmeye dünden hazır.

    Yunus Emre’nin dediği gibi “Yaratılanı hoş gördüm, yaratandan ötürü”

  • yanıtla: iki ay sonra bal bitecek #9480

    demet
    Katılımcı

    Halil bey lütfen şu şekilde konuşmayın. Size neden güleyim!

    Bal üreticisi sayılmam ama tarımsal üretimde olduğumuzu söylemişimdir. İlgileniyor musunuz bilmem, bu ithalat numarası buğday konusunda da sık sık ortaya çıkar. Ekmeğin gramajı düşer, fiyatı artar. Ama tüccarın elinizdeki buğdaya verdiği fiyat yerinden oynamaz.

    Hatta “yok süne yeniği, yok tane kırılmış, yok yağmur yemiş” falan diye fiyat bile kırarlar. Biraz depoda bekleteyim belki zamlanır diye düşünürsünüz… nerede? Buğday hasatından 5-6 ay sonra bile, sezon başındakinden daha düşük fiyata buğday satmak zorunda olduğumuzu hatırlıyorum. Bu işte bir terslik var.

    Allah Allah hani ürün azdı, hani fiyatlar tırmanıyordu nerede ? Birde ithalat yapacaklarmış. Bu durumdan kim kazançlı çıkıyor anlamadım gitti.

    Bu sezon elimdeki balın bir kısmı sağa sola gitti. Şu an iki teneke dolusu balım var! Satmayı düşünmüyorum. Satmıycam. İster fiyat arttırsınlar ister düşürsünler.

    Ne biliyim üretmek gerçekten çok zor. Alın teri kolay akmıyor, çalışmayan emeğin değerini bilmiyor.

    İşte bizim durumumuz bu! Güleriz ağlanılacak halimize…..

  • yanıtla: Kral Arı #9471

    demet
    Katılımcı

    Ağlamayan çocuğa meme yok derler ya! Sizde ne bilgiler varmışta bilmiyormuşuz. Şimdi kızdım, benim kitapta niye yazmıyor bu milyonda bir ihtimal?

    Bir şey ararken , başka bir şey öğrendik.
    Ellerinize sağlık!

  • yanıtla: Kral Arı #9458

    demet
    Katılımcı

    Halil bey nereden bildiniz? Evet elimde arıcılık kitapları var. Kütüphaneden aldım desem yalan olur. Forumda bir yerde “benim hiç arıyla ilgili kitabım yok” demişim.Bir ağabeyimiz bana kitap listesi göndermiş. İçlerinden seç okuman için göndereceğim diye. Sağ olsun. Anarto ruhunu herkese bulaştırmışsınız anlaşılan!!!

    Murat bey; kitabın adı “Uygulamalı Ana Arı Yetiştiriciliği” Enver Öder’in. Sayfa 276.
    Evet dediğiniz doğru.Yalancı analar genelde gözün içine birden çok yumurta atıyor. Bir kovanımda aynı durum olmuştu. Hatta ana gözü de yapmışlardı ama içinde 6-7 tane yumurta vardı. Ve göz kapanmamıştı.

    Bununla birlikte ;yalancı ana olan kovanda, gözlerde birden çok yumurta olacak ve yavrular ölecek diye bir kural yok. Bilindiği üzere yalancıya giden kovanda erkek arı mevcudu gayet güzel bir şekilde artabiliyor.

    Hatta bazı çalışmalarda kovan anasızlaştırılıp, işçi arıların yumurtlaması sağlanıyormuş ve bu kovanlar erkek arı üretimi için kullanılıyormuş.

    Benim özellikle merak ettiğim; içinde erkek yumurtası olan bir ana memesi var, normal ana yetiştirme sürecinden geçtikten hatta göz kapandıktan sonra yavrunun ölmesinin sebebi nedir? Bunun nedeni arı sütümüdür? Yada bu ölen yavru hangi statüdedir? Mutant bir yaratık mıdır?

    Kusura bakmayın okuduğumu anlamadan geçemiyorum. Eğer bu konuda bilginiz varsa paylaşırsanız memnun olurum.

  • yanıtla: gezgin arıcılık döngüsü #9385

    demet
    Katılımcı

    Bal arılarının yaşam tarzı ticari olarak bakılan evcil hayvanlara göre çok farklı. Diğerlerinin önüne yeterli besin koyunca, iyi bir barınak yapınca sorun kalmıyor. Dizinizin dibinde gözünüzün önünde yaşamaya ve gelir vermeye devam ediyor. Ama arılar öyle değil! Her daim çiçekli, bal akışı olan bir düzen istiyor. Verim almak içinde gezdirmek gerekiyor.

    (Bana kalsa benimkileri bacaklarından bağlıycam gezmesinler diye ama mümkün değil. Gitme dediğim yere gidiyorlar, konma dediğim ağaca konuyorlar. Sinir oluyorum; üzerlerinde hakimiyet kuramıyorum diye !)

    Neyse ; arıları gezdirme konusuna ve güzergahlara dönecek olursak bu yaz muhabbeti geçmişti.
    “Arıcı abim yıllardır dostluğu olan bir arkadaşınla küsüşmüş. Hayırdır, sebep nedir ? diye sordum. Abimiz baharda kovanlarını başka bir yere götürüyor. Bu arkadaşı da bir miktar kovan edinmiş. Benim arıları da senin olduğun yere götürebilir miyiz? diyor. Olur, diyor abimiz. Buraya kadar sorun yok. Arıları taşıyorlar. Bölge saklı bir bölge. (Anlaşılan abimiz keşfetmiş bu bölgeyi )
    Bahar geçiyor, balı falan alıyorlar. Atmosfer süper! Bu sırada bir gün ,bir gidip bakıyor arılara ,arkadaşı kendi arılarını ona haber vermeden taşımış. Allah Allah dedim, bunda ne sorun olabilir nihayetinde kendi arılarını taşımış?

    Sorun şuymuş efendim: Saklı bölge dedim ya! Arıları taşımak için araya yabancı nakliyeciler girince; ister istemez bu bölgeyi görmüşler ve bunu yaymışlar. Kısa zamanda yakınlara arıcılar gelmiş. Bu durumda ister istemez bölgenin tadı kaçmış. Abimiz bu duruma çok kırılmış. Çünkü arkadaşına güvenmiş.

    İçimden bir ses şöyle dedi;
    Eğer özel mülk değilse; her birey çayırlardan meralardan belirli kurallar çerçevesinde faydalanabilir. Kimsenin babasının malı değil ya! Saklı bölgeyse saklı bölge. Ne yapalım yani. Bunda alınacak darılacak ne var ? Herkes nasibini yer.

    İçimdeki diğer bir seste şöyle dedi:
    Eğer bu bölgeyi ben bulsaydım ve bunlarda benim arılarım olsaydı; bölgemi kimseyle paylaşmazdım. (arkadaşımla bile paylaşmazdım)

    Bunların ikisini de söyleyen benim.İşte insan tabiatı bu; sürekli gelgitler yaşıyoruz. Umarım orta yolu buluruz ve dilerim abimiz de en kısa zamanda küslüğü sona erdirir ve yeniden arkadaş olurlar.

  • yanıtla: iki sorum var ? #9384

    demet
    Katılımcı

    Kitapta derki;
    Arı kırmızı renge karşı kördür. Kırmızı renk insan tayfının sorunudur. Arılar ultra-viyole ışınını görürler. İnsan gözü ise göremez. Arılar renkler arasındaki ton farklılıklarını kesin olarak ayırt edemez. Fakat bunları arı sarısı;portakal/sarı, arı mavisi;yeşil/mavi ve ultra viyole bantlarıyla görebilirler.

    Arılar kırmızıya kör olmalarına rağmen kimi kırmızı çiçeklere daha fazla ilgi gösterir. Çünkü bu çiçekler uv ışınlarını yansıtarak arıları kendilerine çeker. Uv’ yi yansıtmayan kimi kırmızı çiçekliler ise siyah gözükür. Kırmızı gelinciklerde arılara siyah gözükmez. Uv ışınlarını çok kuvvetli yansıttıklarından mavi-yeşil gözükür.

    Bal arılarının uçuşlarında açık bir tabakalaşma vardır. Sekiz metrenin altındaki yükseklikler işçi arıların uçuş yollarıdır.Sekiz metrenin üstünde işi arıya rastlanmaz. Erkek ve ana arılar bu seviyenin üzerinde uçuş yapar. Erkek arılar en çok15-25 metre yükseklikte bulunur. Çiftleşmede 10-15 metrenin altında meydana gelmez.

  • yanıtla: SUÇ ANAARIDAMI,ARICIDAMI? #9356

    demet
    Katılımcı

    Cevap verebilir miyim. Ben söylediğinizi anladım. Aferim bana.
    Anlamamak mümkün mü? Yaşayınca anlaşılıyor. Balı aldıktan sonra bir kovan anasız kaldı. Sonbaharda anayı bekledik. Ona üzülürken, kışa doğru başka bir kovan acayipleşti. Yavru falan yok. Anayı göremiyorum. Yumurta vericem diğer kovanlarda da yumurta yok. Birkaç kovanın anasının yenilenmesi gerekiyordu belki de.

    Telefon açtım arıcı abimize durum böyle böyle “Sende yedek ana var mı?” diye. “Bu sene durumlar bir acayip. Benimde anaya ihtiyacım var. Bende kendime ana arı arıyorum” dedi. Hımm yapacak bir şey yok. Arıcı ağabeyimizin bile anaya ihtiyacı varsa bana susmak düşer. Kaderimize küstük. Kovanları paketledik. Kışa girdik. Şimdi bu oldu mu? Olmadı tabiki. Yedek anamız olsaydı , vaktinde anaları yenileseydik veya ihtiyaç durumunda kullansaydık fenamı olurdu.

    Tamam biliyorum ben ve arılarım önemli değil,herhangi bir iddiamızda yok.
    Ama ben bal üreticisiyim diyen biri için durum farklı. Tedbirini zamanında almalı ve zor durumda kalmamalı.
    Bu beni neden mi ilgilendiriyor? Eğer arıcı ağabeyimizde tedbirini baştan alsaydı, elinde yedek analar bulundursaydı, bir tane yedek anayı bana verirdi de ondan. Ben kendimi düşünüyorum.

    Şaka bir yana bencillik yok. Birbirimizi düşünmek zorundayız. Bir musibet bin nasihatten hayırlıdır demişler ya. İnşallah önümüzdeki sene biraz daha tedbirli olacağız.

    Evet Ali bey anlatacağınız hadiseyi bekliyoruz.

  • yanıtla: Arı tavuk yermi #9302

    demet
    Katılımcı

    Merak ettim; şu saçmayla yaraladığınız üzümler (yani ;üzüm bağı olsa gerek) sizin mi?
    Yoksa başkasının mahsulüne zarar verme durumumu var ?
    Sözüm meclisten dışarı;siz yapmazsınızda!
    Hani bazılarının aklı fazla gelip de ;arı faydalansın diye kendinin olmayan bir şeye müdahale ederse hiç hoş olmaz!!!

    Nereden esti derseniz; bizimde köyde ekili ürünümüz olduğu zamanlar oluyor. Hayvan sürüsünün başında olanlar; koyuncuklar etlensin, sütlensin diye bazı ekili tarlaları kenardan kenardan otlatma durumuna giriyor. Ürününüze zarar veriyor.
    O zaman şöyle düşünüyorsunuz “Yahu beraber mi yetiştirdik biz seninle bu mahsulü? Eğer öyleyse bizimde koyunlara ortak olmamız lazım değilmi ama!”

  • yanıtla: arı safari #9214

    demet
    Katılımcı

    Bu yazı basında yayınlanmış, bende ilginç olaylar bölümüne yazmışım. Neden? Çünkü olayın içeriği güzel , fiyatı oldukça tuzlu .
    Tansiyonumuz olmasa da fazla tuz bünyeye zarar veriyor biliyorsunuz!!!

    Normal bir arıcının bu tura katılması mümkün değil, benimde katılmam mümkün değil.

    Dikkat ederseniz yazıya hiçbir yorum yazmadım. Haberi olduğu gibi aktardım. Eğer ben ukalalık yapıp, çok yüksekten uçuyor gibi gözüktüysem asıl siz kusura bakmayın.


  • demet
    Katılımcı

    Üniversitede bir hocamız vardı. Bir gün; bir arkadaşın bildiklerini sınıfla paylaşmaması üzerine tartışma çıktı. Hocada onun üzerine bize bir şey anlattı.

    Kendisi mühendis; yabancı ülkeye gitmiş orada staj yapmış. Her neyse:
    “Emin olun” diyor. “Ben onlardan o kadar çok şey öğrendim ki. Birlikte düşünüyorlar ve bilgiyi paylaşıyorlar.Lakin Türkiye’ye dönünce canım çok sıkıldı . Hocalarımın peşinden koşuyorum,yalvarıyorum neredeyse, benimle hiçbir şeyi paylaşmıyorlar (hoş başkalarınla da paylaşmıyorlar ya) Bilgiyi kendilerine saklıyorlar.
    İyide bilgi saklanarak değeri artacak bir şey değil ki! Bu şekilde ülkemiz nereye varabilir. Şimdi ben onların seviyesine geldim. Bende mi değer kazanmak için bilgiyi saklıyım?”

    Bunlar hocamızın görüşleri. Türkiye de ki bilgi paylaşımından pek memnun değildi açıkçası. İsteyen katılabilir, istemeyen katılmaz.

    Şimdi birisinin elinde dayanıklı bir arı veya yöntem mi varmış.(Yokta olabilir, ben olduğunu varsayıyorum) Ne yapar buna tescil alabilir herhalde.(Yada prosedürü her neyse onu yapar ,ben bu konuda pek bilgili değilim) Sonra bu arıyı (yada bilgiyi) paylaşıma açabilir. Böylece hem kendisi kazanır, hem ülkemiz kazanır.

    Asıl vatanseverlik bu değil mi!

15 yazı görüntüleniyor - 106 ile 120 arası (toplam 247)