Oluşturulan forum yanıtları
-
YazarYazılar
-
Halilin sorduğu sorunun cevabı Türk arıcılığı açısından bakınca hakikaten can sıkıcı. Ben arıcılığı bırakmak zorunda kalsam, ihtiyacım olan balı kimden alırım?
Önce internet ortamında tanıştığımız sonra gerçek dünyada da arkadaş olduğumuz arı dostları dışındakilerden bal almaya hiç de cesaret edemezdim.
Kene ilacı kalıntısı var mı, antibiyotik karışmış olabilir mi? Hangi şartlarda süzüldü ve kavanoza girdi? Bu sorular kafamda uçuşur dururdu.
İnanır mısınız, acaba nektar zamanı besleme yapıldı mı sorusu en son aklıma gelirdi.
Şekerli beyin söylediği konu da arıcılığın yıllardan beri çözülemeyen yaralarından.
Birileri binlerce arı dağıtır, bir kaç sene sonra birileri de ölen kolonilerin boşta kalan kovanlarını cüzi paralarla geri toplar.
Keşke dağıtılan binlerce kovan o bölgenin arıcısından satın alınıp da dağıtılmış olsa.
Hiç değilse bu da kendi bölge arıcılığına bir katkı olur.
Ama Türkiye’nin neresinde dağıtılırsa dağıtılsın genelde satın alınan arılar belli merkezlerde bu tür projelere satmak için üretilen arılar.
Zaten kısa zamanda ölmelerinin sebebi de bölgeye uyum sağlama imkanı olmayan ırklardan olması.
-
Kitaplarda, kovan içindeki yiyecek kritik seviyeye indiği zaman, yaşlı arıların genç arıların yaşama şansını artırmak için intihar ettiği yazıyor.
Yani neslin devamını sağlama iç güdüsüyle, yaşlılar yiyeceğe ortak olmamak ve genç arılara daha uzun süre yaşama fırsatı vermek için, petek gözlerine kafalarını sokarak, havasız kalmak suretiyle intihar etme yoluna gidiyor.
-
Bu yöntem gösteriş amaçlı ve bir tez konusu olarak yapılmış.
Onun ötesinde uygulamada pratik olan bir yöntem değil.
Hele hele arıcılığa yeni başlayan birisinin uzak durması gerek.
Bizim arılarımız o kadar sakin değil, dip tahtalarımız seyyar değil.
Bir de açık yavrulu peteklere de bu şekilde pudra şekeri serpilirse sonuç belli.
Acemi birisi uygulamaya kalkarsa zayiat büyük olur.
Bu yüzden farklı mücadele yöntemleri kullanmanızı tavsiye ederim
-
Sevgili Arkadaşlar,
Şekerli beyin işaret ettiği konu da dikkate alınması gereken bir ayrıntı.
Tarlacı arıların görevi nektarı dışarıdan kovana taşımak. Gelen nektarı işlemek, gözlere sermek, suyunu uçurmak olgunlaştığında üzerini sırlamak ise genç arıların görevi.
Koloni düzeni içinde iş bölümünün sağlıklı olabilmesi için nektar taşıyan her arıya karşı 2 tane de bu nektarı alıp işleyen genç arı olması gerekiyor. Diğer kovan içi işleri de hesaba katarsak Şekerli beyin söylemiş olduğu rakamın isabeti ortaya çıkar.
Diğer bir işaret etmek istediğim konu, Arıcı Ahmet abimizin oğul konusundaki tereddütü.
Muhsin Doğaroğlu hocamız kitabında bu sistemi anlatırken, özellikle Amerikalı arıcıların oğul kontrolünü sağlamak için bu yöntemi tercih ettiğini söylüyor.
Çok ayrıntılarına girmeden kısaca anlatayım.
Kış mevsiminden çok güçlü çıkmış bir koloninin ana arısı 3-4 çerçeve ile alınarak kuluçkalığın 2 kat üstüne konuluyor. Yani doğrudan kuluçkalığın üzerine değil, arada bir boş kat konularak, onun üstüne alınıyor.
Ana arı üst katta yumurtlamasına devam ederken nüfusu alt kata göre az olduğu için doğal olarak oğul verme riski az oluyor.
Nüfusun yoğun olduğu en alt kat ise anası olmadığı ve kendine yeni ana arı ürettiği için o bölümden de oğul çıkma ihtimali yok.
Böylece kovan kendine yeni ana arı üretirken, eski ana arı da yumurtlamaya devam etmiş oluyor, 2 ana birden yumurtlamaya başladıktan sonra koloni nüfusu çok hızlı bir şekilde artıyor.
Nektar dönemi yaklaştığında yaşlı olan ana arı ya imha ediliyor ya da bir kaç çerçeve ile yedek olarak başka bir kovana alınıyor.
Sistem sayesinde hem kovanın anası gençleştiriliyor, hem oğul engellemesi yapılıyor hem de koloni gücünün daha hızlı artması sağlanıyor.
Özellikle nektar akımının çok kısa sürdüğü yerlerde bu sistemle çok iyi verim alındığının istatistiki bilgileri yabancı kaynaklarda mevcut.
Fakat bu uygulamanın başarılı olabilmesi için şu şartlara ihtiyaç var:
– Arıların kış mevsimine çok güçlü girmesi gerekiyor.
-Nektar akımı tarihinin önceden bilinmesi gerekiyor.
– Bütün çalışmaların bu tarihe uygun şekilde düzenlenmesi gerekiyor.Bütün kaynaklarda eğer usulüne uygun yapılırsa bu sistemin çok başarılı olduğu, ama eksik yapılırsa hüsran olduğu bilgisi var.
Bence deneyip uygulamakta ve sonra sonuçlarını tartışmakta fayda var.
-
Aman aman sakın sıkıntıya sokma kendini.
Sonbahara güçlü girdiyse ve yiyecek problemi de yoksa birşey olmaz.
Ben bu örneği şunun için verdim.
Bizde olaylara yaklaşırken genellemeler yapılıyor.
Kek arının sigortası, arının ensesinden keki eksik etmeyeceksin, gibi.
Arı söndüğü zaman da bal var, üzerinde kek de vardı varroa da yoktu bu arı niye söndü deniliyor.
Arı kovanının içinde hayatın nasıl yürüdüğünü ayrıntılarıyla bilmeden sadece bir takım alışkanlıklarla ve genellemelerle uygulama yapıyoruz.
Yurtdışında arı biyolojisi ve arı yaşamına dair araştırmalar sürekli yapılıyor ve bunlar arıcılarla paylaşılıyor.
Bu yüzden gerek avrupa ülkelerinde gerekse de gurbetçilerimiz sayesinde sıcak ilişki kurabildiğimiz Almanya’da arıcılık bizden farklı yapılıyor.
Bu örneği verişimin sebebi, aman kek vermeyin arılarınız ölür anlamında değil o yüzden.
Varolan hazır formülleri ve alışkanlıklarımızı bir sorgulayıp, kışın 7 derecenin altındaki sıcaklıklarda kovan içindeki ve salkımdaki arının davranış şekilleri ve yaşayış düzeni nedir sorusuna iyi cevaplar bulalım.
Bu cevapları bulduğumuz zaman hem arının besleme şekillerini, hem de sönme nedenlerini daha iyi anlayacağız.
Avrupa’da ve Almanya’da genel uygulama sonbaharda 15-20 kg gibi yoğun şerbet vermek ve kışın arıyı bir daha rahatsız etmemek.
Bu sayede arı sonbaharda aldığı bu gıdayı kışın konaklamak istediği bölgede en emniyetli şekilde depoluyor. Kendi salkım sistemi içinde bu gıdaya en rahat nasıl ulaşacaksa oraya koyuyor.
Ama biz genelde sonbahar beslemesini ihmal ediyoruz, kışın ortasında ise arılara bişey olmasın aç kalmasın diye tepelerine gıda koyuyoruz.
Arı salkımı kendi düzeni içinde gıdaya en rahat nerede ulaşır? Bu sorunun cevabını iyi irdelemek lazım.
-
Buradan durumu kritik olan arı kolonilerine sesleniyorum, 1 ay kaldı şunun şurasında sıkın biraz dişinizi, üzmeyin bizi…

Bu arada Almanyada arıcılık yapan bir arkadaşımız arada bana mail atıyor. Üye kaydı yapıp foruma üye olamadığı için mail atmakla yetiniyor.
Onun söylediği bir şey var.
Arılarınıza kışın kek vermeyin, çünkü arı kekin varlığını nektar akışı gibi algılıyor, bu yüzden salkımın merkezinde yavrulama faaliyeti çok soğuk havalarda bile durmuyor. Arının salkım yaptığı yerde bal bittiği zaman kenarlarda bal olsa bile, arı yavrularını bırakıp ballı bölgeye gitmiyor. Olduğu yerde açlıktan ölüyor.
Arkadaşımızın yaptığı bu uyarıyı değerlendirmek üzere bir kenara not etmekte fayda var.
-
Tabi artı yönleri ağırlıklı olarak anlatıldı, ama arkadaşlar eksi yönlerinden hiç bahsetmediler.
Birisi eksi yönlerinden de bahsederse çok seviniriz.
Yurtdışındaki arıcılık malzemesi satan yerlerde bu tür malzemelerden yapılmış olan kovanları görüyoruz.
Fakat dikkatimi çeken başka bir şey daha var.
Bizim gibi hoby amaçlı arıcılık yapanlar bu tür malzemeleri kullanırken, ticari arılıklar hala ahşap kovan kullanıyor.
Herşeyiyle mükemmel ve ahşaba göre her yönden avantajlı bir sistem olsa, bu işi ticari olarak yapanlar da ahşap yerine bunu tercih ederlerdi diye düşünüyorum.
Başka bir konu da bu tür malzemelerle iç ve dış cephelerin kaplanması konusu.
Isı yalıtımının enerji tasarrufu sağladığı, her tasarrufun ve pimapen kullanımının ormandan şu kadar ağaç kesimini engellediği reklamlarını hep duyuyoruz.
Bu konuda dikkatinizi çekmek istediğim başka bir nokta var.
Son yıllarda özellikle küçük çocukların hemen hepsinde allerjik bronşit ve allerjik astım vakaları var.
Benim çocukluğumda böyle birşey yoktu.
İki tane çocuk yetiştirdim 9-10 yaşına gelinceye kadar ikisi de sonbaharın gelişiyle birlikte ilkbahara kadar acil servislere abone oluyorlardı.
Etrafımda bakıyorum birçok arkadaşımın yeni doğan çocuğu aynı dertten muzdarip.
Astım ve Allerjik bronşitle ilgili bir broşürün giriş kısmı şöyleydi:
"Bu hastalığın en büyük sebebi çağdaş yaşam tarzıdır. Pimapen pencereler, poliüretan duvar kaplamaları, saten boyalar, doğal olmayan çevre."
Isı yalıtımına tamam söylencek bişey yok, ama ahşaptan daha sağlıklı olduğunu söylemek çok zor.
2 ağaçtan tasarruf yapacağız derken, kaç insanın sağlığı riske girecek bunun hesabını iyi yapmak lazım.
-
Hasan Bey,
Bizim arıcılığı Türkiye’de en iyi bilenler gibi bir iddiamız yok.
Biz bilgimizi paylaşmayı, yeni bilgiler edinmeyi, arıcılık muhabbeti yapmayı, arıyı ve arıcıları seviyoruz.
Bizden daha iyi bilenler bilgilerini kendilerine sakladıkları için, biz bilebildiğimiz kadarını diğer arıcılarla paylaşmak ve bilemediklerimizi de başkalarından öğrenmek için böyle bir ortam oluşturduk.
Ben çok eminim ki, bizim bilmediğimiz çok şeyi siz biliyorsunuzdur. Onun için size yanlış gelen şeyleri yazarsanız çok seviniriz.
30 Ekimden sonra kapatır 14 Şubata kadar kapak açmazdık tespitiniz çok doğru.
Çünkü arının gıdasını sonbaharda tamamlayıp, kış boyunca rahatsız etmemek gerekir.
Fakat bu sene kış mevsimi bir türlü gelmedi. Arılar sürekli uçuş yapıyorlar.
Bir çok arkadaş geçmiş yıllardan gelen tecrübesiyle kışın yeter diye bıraktığı balları arılar şimdiden bitirdiler.
Aralık-Ocak ayında hala arıların kapaklarının açılmasının sebebi, kış mevsiminin bir türlü gelmemiş olması.
Yoksa normal şartlarda Kasım, Aralık, Ocak aylarında kapak açmak doğru bir hareket değil.
-
Teknolojik gelişmelerin sonucunda üretilen ve yıllar sonra sağlığa zararlı olduğu ortaya çıkan bir çok madde gelişmiş ülkelerde üretiliyor.
Yani Almanlar zararlı olsaydı üretmezlerdi, Türkiyeye’de göndermezlerdi şeklinde düşünmek, çok iyi niyetli bir yaklaşım.
Hatta şöyle bir durumdan da bahsedebiliriz, gelişmiş ülkelerde üretilen bir çok şeyin insan sağlığı üzerindeki etkileri, gelişmekte olan ülkelerde test ediliyor.
Bunun en güzel örneği; Genetiği ile Oynanmış Bitkilerden üretilen besinlerin gıda yardımı adı altında Afrika ülkelerine gönderilmesi. Bu yardımı gönderenler şimdi hiçbir riske girmeden, insan kobaylar üzerindeki araştırmalarını yapıyorlar.
Yaşı ileri olanlar hatırlar, Asbest denilen madde inşaat sektöründen, gemi sanayine kadar bir çok alanda yıllarca kullanıldı. Asbestten kaynaklanan kanser vakaları ayyuka çıkıncaya kadar, bilim adamlarının bu maddenin zararları konusundaki uyarılarını kimse dikkate almıyordu. Yıllar boyu bu maddenin üretimi sürdü.
Çünkü kapitalizmin mantığı yeni ihtiyaçlar doğurmak ve bu ihtiyaçları karşılayan yeni üretim biçimleri oluşturarak tüketimi artırmak üzerine kurulu. Bu maddelerin ekonomik değeri kalmayınca ve yerine yeni birşeyler üretilinceye kadar, bizler bunların kanserojen olup olmadığını bilemeyiz.
Köpük, Strafor türü maddelerin arıcılıkta kullanımının sağlıkta ne tür etkileri olabileceği konusunda herhangi bir araştırmaya şimdiye kadar rastlamadık.
Fakat organik arıcılıkta, plastik, köpük türü sentetik maddelerden yapılmış kovanların kullanımı yasak.
Bu yasaklamanın nedenini araştırmak belki bizi bu konuda bilgi sahibi yapar.
Arıcılığa meraklı kimyacı arkadaşlar varsa konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgiler toparlayabilir.
-
Sevgili Halil Bilen,
Merak etmeyin bu olayın sonucu haşlanmış tavuk koymaya kadar gitmez. Tarife bakarsak olsa olsa tavuk göğsü tatlısı yapıp arılara ziyafet çekmeye kadar gider.
Arkadaşlar, şaka bir yana; bu sadece ülkemizde yapılan bir uygulama ya da tartışma değil.
Yabancı ülkelerde de arıcıların yaptığı bu tür uygulamalar ve tartışmalar var.
Teknik arıcılıkta, arının kendi ihtiyacını karşılamak için doğadan taşıdığı bal ve polenin, arıcı tarafından alınması, arının bal ve polen yerine geçen gıdalarla beslenmesi ihtiyacını doğuruyor.
Bal yerine geçecek besinlerde problem yok. Sonuçta balın büyük çoğunluğu glikoz, fruktozdan oluştuğu ve arının enerji ihtiyacını karşıladığı için, bal yerine verilecek şeker, arının karbonhidrat, enerji ihtiyacını gideriyor.
Yine vitamin ve mineral ihtiyaçları da ilave maddelerin şerbete katılmasıyla giderilebiliyor.
Fakat arının özellikle yavru yapma aşamasında ihtiyacı olan proteinin takviye edilmesinde ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
Çünkü polen çok büyük bir protein kaynağı ve hepimizin bildiği gibi polen olmadan, yavrulama olmuyor.
Polen yerine geçecek besinler verme arzusu, arının ihtiyacı olan proteini karşılamak için.
Süt, süttozu, yumurta, bira mayası, soya unu vs gibi proteince zengin ürünlerin verilmek istenmesinin sebebi kısaca böyle.
Değerli hocalarımızın kitaplarında da belirtildiği gibi, bu tür gıdaların arıya verilmesi belki bir nebze protein ihtiyacını gideriyordur ama, ciddi başka riskleri de beraberinde getiriyor.
Kısacası henüz polen yerine geçebilecek, kovanda başka problemlere yol açmayacak alternatif güvenli bir arı gıdası yok.
Zaten bunu bilen arı, kek içine konulan yabancı maddelerden ayırabildiklerini dışarı atıyor.
Hatta kuru polenin ıslatılarak verilmesi sonucu bunu depolayıp kullanmaya başlıyor, dışarıdan taze polen gelince, bu eski polenleri söküp dışarı atıyor.
Burada arıcının yapması gereken şey, arının kış mevsimine yeterli polen stoku ile girmesini sağlamak. Bu sağlandığı sürece kek ya da şerbetin içine başka ilave arayışına gerek yok.
-
dansite, density: yoğunluk anlamına geliyor.
Yoğunluğu düşük straforu balarıları içeriden eşek arıları dışarıdan kemiriyor.
-
Sevgili Arkadaşlar,
Arının gıda olarak iki temel ihtiyacı var. Karbonhidrat olarak şekerler, vitamin protein vs ihtiyaçlarını karşılamak için ise polen.
Kışın ihtiyaç duyulan en büyük gıda karbonhidrat yani şekerler.
Bu yüzden yapılacak keke ya da şerbete bal ve şekerin dışında ilave maddeler katmanın çok büyük faydaları yok bilakis sakıncaları var.
Eski arıcılık kitaplarında yapılan kekin içerisine bal ve şekerin dışında süt tozu, bira mayası katılabileceği öneriliyordu. Bu kitaplardan referans alan diğer bazı kaynaklar da bunu öneriyor.
Bunun dışında arıcıların kendi icat ettikleri hiçbir bilimsel mantığı olmayan uygulamalar da var.
Fakat günümüzde yapılan bilimsel araştırmalar sonucu bu bilgilerin çoğunun yanlış olduğu, yapılan uygulamaların yarardan çok zarar verdiği anlaşılmıştır.
Ben bu konuyla, yani şerbete ya da keke yabancı maddeler katılması ile ilgili olarak yorumsuz bir şekilde 3 ayrı kitaptan özet bilgi aktaracağım.
MODERN ARICILIK TEKNİKLERİ, Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu:
Sayfa 147-149
…Arıların bu dönemde tuzlu suya ilgi göstermeleri nedeniyle arıcılar arıların tuzlu suya gereksinim duyduklarını düşünerek suya tuz atarlar. Bu son derece yanlış olup arı bünyesinde parçalanan tuz sodyum ve klor iyonlarına ayrılır. Klor ise arılara toksik etki yapar.
….
Süt tozu bileşimindeki süt şekeri (laktoz) nedeniyle arılarda toksik etki yapar. Bu nedenle süt veya sütten yapılmış hiç bir ürün arılara yem olarak verilmemelidir….
Ayrıca Muhsin Hoca bir yazısında yumurtanın de besin olarak verilmesinin sakıncalı olduğunu, keke katılan yumurtanın kekin bozulmasına neden olduğunu, arının sindirim sisteminin yumurta içindeki proteini çözemediği için faydasız olduğunu anlatıyordu.
ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ VE HASTALIKLARI, Diana Sammataro, Alphonse Avitabile, Cornell Universty
Sayfa 140
… Arıların beslenmesinde süt ürünleri de kullanılmaktadır. Ancak süt şekerleri laktoz ve glaktozun arılar için toksik olduğunu hatırlayın.BALARISI, Doç. Dr. Ahmet Güler, 19 Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders kitabı.
Sayfa 472
…
HASTALIĞA KARŞI DUYARLILIĞI ARTIRAN ETMENLER
….
Arıların Suni Besinlerle Beslenmeleri: Arıların polen olmadığı dönemlerde protein gereksinimlerini karşılamak amacı ile hazırlanan keklere maya, süt tozu ve soya unu gibi besin maddelerinin karıştırılması sonucu fungusların (mantarların) gelişebilecekleri ideal bir ortam sağlanmaktadır. Keklere bir çeşit fungus (mantar) olan mayaların katılması ortamı bazikleştirerek tehlikeli fungusların gelişmesine ortam hazırlamaktadır. Soya unu ve süt tozu gibi besleyici değeri çok yüksek olan besin maddelerinin katılması hem ortamı bazikleştirmekte, hem de fungusların gelişmesi için ideal bir besi ortamı oluşturmakta ve hastalığın ağırlaşmasına neden olmaktadır.….
Sevgili arkadaşlar,
Yukarıdaki alıntılardan da okuduğunuz gibi, şeker ve polen dışındaki maddelerin arılara gıda olarak verilmesi, hem toksik etkilere neden oluyor hem de, oluşturduğu ortam nedeniyle hastalık yapan mantarların ve bakterilerin üremesi için elverişli şartları oluşturuyor. Arıları besleyelim derken, bakterileri beslemiş oluyoruz.
-
Arkadaşlar işte bu olay klasik bir kamuoyu oluşturma hareketi.
Fazla para ya da emek harcamadan hazırladığın basın bültenini ilgi çekici iddialarla medyaya gönderiyorsun ve kendi istediğin doğrultuda haberlerin yer almasını sağlıyorsun.
Takip ediyorsanız benzeri haberler belli periyodlarla devam ediyor.
Burada arıcılık kurumlarına büyük görev düşüyor ama ortada yoklar malesef. Merkez birliklerin bu aşamada daha aktif mesajlar vermesi, kamuoyunda arıcıya karşı varolan olumsuz düşünceleri giderici stratejiler geliştirmesi lazım.
Bu arada dikkatinizi çekiyordur, ana mesaj balın azalması yakın zamanda bitecek olması, ama bunun arkasında gizlenmiş ve okuyanın kafasında yer alacak başka bir mesaj daha var.
ARICININ ÜRETTİĞİ BALLARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU SAĞLIĞA AYKIRI. DOĞRUDAN ARICIDAN BAL ALMAYIN, BİZDEN ALIN.
Adamları tebrik etmek lazım, hem kamuoyunu verilmesi arzulanan kararla ilgili zorluyor, hem de marka reklamını yapıyor.
Tabi bu arada geçtiğimiz yıllarda arıcıdan kilosu 2-2.5 ytl arasında alınan ballar, raflarda tüketiciye en fazla 4 ytl den satılıyordu değil mi?
Yalnız umarım bu tür haberlerde arıcılar iğneyi kendilerine batırması gereken yerleri farkediyorlardır. Hasta olmayan kolonilere koruma amaçlı kırmızı şerbet veren arkadaşlar bu kısmını biraz daha düşünsün. Arı ya da bal birlikleri bu konuda etkili oto kontrol sistemleri geliştirsin.
Bunlar yapılamazsa, ileriki yıllarda bu tür haberlere daha çok rastlayacağız ve sesimizi çıkartabilecek itiraz edebilecek gücümüz yine olmayacak.
-
Sayın Ali Şekerli Bey,
Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyorum.
Benim izleyebildiğim kadarıyla bir çok arıcıda ısı kontrollü bir eritme sistemi yok.
Genelde içindeki balı donmuş tenekeler piknik tüp ya da büyük tüpe bağlanan ocaklarda ısıtılan suyun içine konularak eritiliyor.
Tabi böyle bir eritme şeklinde ısının kaç dereceye çıktığı, eritilen balın HMF değerinin ne kadar arttığı meçhul.
Bazı arıcıların da suyun içine koymadan doğrudan soba türü bir ısı kaynağında eritmeyi yaptığını duyuyorum.
Doğrudan ısı kaynaklarıyla suyun derecesini sabit tutmak, hele hele balın erimesi için 10-15 saat beklemek mümkün değil.
O yüzden sizin önerdiğiniz sistemin mantığıyla çalışan aletler çok önemli.
Anlattığınız kadarıyla bu sistem kolayca yapılabilir gözüküyor.
Bir de üretim aşamalarını ve kullanılan parçaları fotoğraflayabilseniz ne güzel olur.
Eminim ki bu sayede bir çok arkadaş bu çok faydalı cihazı kendi imkanlarıyla yapar.
-
Sevgili Arkadaşlar,
Yeri gelmişken bazı konularda küçük uyarı ve bilgilendirmelerde bulunmak istiyorum.
Birincisi, Site Özetleri bölümü linki eklenmiş arıcılık sitelerindeki yenilenen haberleri otomatik olarak tarayan bir modül. Yani o bölümde yer alan bilgiler Beyazkovan tarafından onaylanmış ya da Beyazkovan’da yer almış bilgiler anlamına gelmiyor. Arkadaşlar kendi bloglarını güncellediklerinde otomatik olarak oluşturuluyor.
Ünyeli arkadaşın yazısından anladığım kadarıyla bu konuda yanlış bir anlaşılma var, bu vesileyle açıklamış olayım.
İkinci istirhamım ise, daha önce de gündeme geldi, diğer blog ya da sitelerle yayınlanan bir haberle ilgili bir eleştiriniz varsa, bunun doğrudan o sitenin yorum bölümüne yapılması en doğru hareket.
Etik olarak kişisel hakaret içermeyen, doğrudan o yazıdaki bilgilere itiraz eden yorumları site sahipleri yayınlamak zorunda.
Eğer SİTE ÖZETLERİ bölümünde yer alan siteler içinde sürekli yanıltıcı yayın yapanlar varsa, ortak bir kararla bu tür siteleri sistemimizden çıkartabiliriz.
Diğer bloglarda ya da sitelerde yer alan yazılarla ilgili eleştiri ve yorumlarımızı oralara göndermekten çekinmeyelim, burada tartışılmasından daha mantıklı ve internet etiğine daha uygun bir hareket.
Site sahipleri bu yorumları yayınlamaktan kaçınıyorlarsa o zaman biz de sistemimizden çıkartırız ve olay çözülür.
Üçüncü bir bilgilendirmeyi ise, SİTE ÖZETLERİ bölümünde yer alan sitelerin listesi ile ilgili yapılan şikayetlere yönelik yapmak istiyorum.
Site ya da bloglar oradaki listeye 4 sebepten dolayı dahil edilmemiştir.
1) Sitenin varlığı gözden kaçmıştır. Bu çok sık oluyor, bazı arkadaşlar bloglarının linkini koymadığım için darılıyor. Yeni blog yapan arkadaşlar mail atarsa bu telafi edilir. Çünkü vakit problemi yüzünden herşeyi her zaman takip etmek mümkün olmuyor.
2) Ticari sitedir, prensip olarak ticari siteleri sisteme dahil etmiyoruz.
3) Bazı bloglarda arıcılık mesajlarının yanında siyasi mesajlar da yer alıyor. Bu tür mesajların olduğu siteleri de prensip olarak sistem dışı bırakıyoruz. Çünkü Türkiye’de siyaset birleştirici değil ayrıştırıcı bir fonksiyona sahip.
4) Bloga ya da siteye yeteri kadar içerik yüklenmemiştir. Sadece blogu kurdum hayırlı olsun deyip uzun süre başka içerik yüklemeyen adresleri de sisteme dahil etmiyoruz.
-
YazarYazılar
Beyazkovan Arıcılık Bir başka WordPress sitesi