Oluşturulan forum yanıtları
-
YazarYazılar
-
Muhsin Doğaroğlu hocanın kitabında şu anlama gelen bir ibare var:
"Kışın nem, rutubet ve kovan havalandırmasını önemseyin ona göre önlem alın, yavrulama düzeyinin yüksek olduğu ilkbaharda ise kovan içi sıcaklığını önemseyin önlemleri ona göre alın."
-
Mesleki kurumların kendi üyeleri üzerinde oto kontrol sağlamadıkları gibi teşvikleri kendileri için bir gelir kapısı haline getirmelerinin böyle bir sonuç doğarması kaçınılmazdı.
Fakat bu şekilde de amatör arıcıların sistem ve kayıt dışında kalmaları da keskinleştirilmiş oluyor.
Cümlelerden anladığım, kurulan arıcılık kayıt sistemi sürekli kontrol altında tutulacak ve bilgiler sürekli güncellenecek.
Nektar akımından önce kaç amatör arıcı, tarım ilçeden memur harcırahını yatırıp, araba tahsis edip, arıcılar birliğinden de 1 kişiyi alıp, getirip kendi arılarının kayıt altına alınmasıyla uğraşır.
-
Sait, zaten bütün kovanın yerinden çıkıp öbür tarafa gitmesi söz konusu değil.
Sadece bir kısım yaşlı tarlacıların eski yerine dönme ihtimali var.
Ama dediğin de doğru havalar serin henüz arılar uzun mesafe uçuşa başlamadı.
-
Arı hastalıklarında antibiyotik kullanımı yasaklandı. Arıcının ürettiği balda antibiyotik kalıntısı çıkması halinde ciddi cezaları var.
Yavru çürüklüğü hastalıklarına karşı antibiyotiklerin herhangi bir koruyucu özelliği yok.
Bunu iddia edenler ya konu ile olan bilgisizliklerinden ya da ilaç satıcısı oldukları için savunuyorlar.
Hasta olmayan koloniye ilaç verilmesinin zararlarını saymayacağım, daha önce de tartışıldı.
Yavru Çürüklüğü ve diğer hastalıklarla mücadelede temel uygulamalar birbirine benziyor.
1) Hastalık geçirmiş olan kolonilerin kovanlarını ve diğer ekipmanları dezenfekte etmeden kesinlikle kullanmayın.
2) Üretim şartlarını bilmediğiniz bal ya da diğer arı ürünlerini kovanınıza gıda amaçlı koymayın.
3) Kolonilerini sürekli güçlü tutun ve gıdasını eksik etmeyin. Gıdası bol olan koloniler yavru çürüklüğü dahil diğer hastalıklara karşı yüksek dirençli oluyor.
4) Arılığınızı sürekli temiz tutun, eski petek vsleri sağa sola atmayın.
5) Kullanılmış malzemeleri dezenfekte edin. Eski kovanları yılda en az 1 kere pürmüzle yakarak olası hastalık sporlarının yok olmasını sağlayın.
-
Aşağıdaki haberi tesadüfen bir yerde okudum. Belki bir çoğunuz görmüştür ama görmeyen arkadaşlarla paylaşmak istedim.
Prof. Dr. Aykut Kence, arı genetiği konusunda ülkemizin sayılı uzmanlarından çok değerli bir bilim adamı. Anadolu arısı ile ilgili çok değerli araştırmaları var.
Aşağıdaki yazıda önemli olarak dikkate alınması gereken tesbitlerinden birisi, daha çok melez arıların öldüğü, yerel ekotiplerin iklim değişikliklerine uyum sağladığı. Aykut Hocanın bu konu ile ilgili başka makaleleri de vardı.
Konu ile ilgili temel tezi şu: Balarısı Anadoluda binlerce yıldır yaşıyor. Bu yıllar içinde defalarca büyük iklim değişiklikleri oldu ama anadolu arısı varlığını sürdürdü. Yeni iklim değişikliklerinde de anadolu arısı varlığını devam ettirecek, yeni duruma adapte olacak. Ama bölgeleri dışındaki melez arılar ve genetiği ile oynanmış arılar bu adaptasyonu gösteremeyecek ve yok olacak.
Yazıyı okumadan önce böyle bir kısa hatırlatmada bulunmak istedim. Önümüzdeki kötü günleri aşabilmek için arıcıların kendi yerel ekotipleri konusunda daha duyarlı olmaları gerekiyor.
Bal arılarının korunması için "acil çağrı"
Çağrıda, üretilen besinlerin üçte birinin bal arısının tozlaştırmasına bağlı olduğu belirtilerek, "’Bal arısının değişen çevre ve iklim koşullarına ve yeni patojenlere direnç geliştirecek şekilde adaptasyonunu desteklemek ve yeni bal arısı yetiştirme stratejilerini kullanmak gerekmektedir" denildi.EurBee Arı Yetiştiriciliği ve Genetiği Grubunun 2-4 Şubat 2008 tarihleri arasında ODTÜ’de gerçekleştirdiği 4’üncü yıllık toplantısına Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Fransa, İtalya, Norveç, Polonya, Porto Riko, Romanya, Slovenya, Yunanistan’dan arı yetiştiriciliği ve genetiği konusunda uzmanlar; Türkiye’den de ODTÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Meral Kence, Prof. Dr. Aykut Kence, Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Çakmak katıldı.
Toplantının sonucunda yapılan ortak çağrıda "dünya çapında şu andaki ve beklenen bal arısı kayıplarını göz önünde bulundurunca, bal arısı çeşitliliğini korumak için ortak bir çağrı yapma ihtiyacının duyulduğu" kaydedildi.
ODTÜ’de 3 gün süren ve 15 ülkenin katıldığı oturumlar sonucunda, bal arılarında koloni çöküşünden toplum çöküşüne kadar uzanan sorunun ciddiyetinin açıklıkla ortaya çıktığı belirtildi. Tüm dünyayı tehdit eden bal arısı ölümlerinin önüne geçilmesi için yapılan ortak çağrıda şu ifadelere yer verildi:
"Avrupa bal arısı toplumlarının büyük zenginliğini tehdit eden etkenler, yerel adaptasyon gösteren toplumlara dışarıdan kontrolsüz gen girişi, çevresel stres, yeni patojenler ve iklim değişikliğini içermektedir.
Bu tehditlere karşı önlem almak bal arısında en yüksek çeşitliliği koruyabilmek için çok önemlidir. Bunun sonucu olarak ve Rio Anlaşması’nın biyolojik çeşitlilikle ilgili kurallarını göz önünde bulundurarak, bal arısı alt türlerini ve ekotiplerini ilerideki ihtiyaçlar için koruyacak şekilde harekete geçmeliyiz.
Bunun göz ardı edilmesi, hem yaban hem de tarımsal bitki varlığının tozlaşması açısından yıkıcı etkileri olan bir bal arısı kaybına neden olacaktır. Bu çeşitlilik ve tarım veriminde ciddi bir düşüş demektir.
Ürettiğimiz besinin 3’te 1’i, bal arısının tozlaştırmasına bağlıdır. Bal arısı çeşitliliğini korumak için alınması gerekli önlemler, bal arısının değişen çevre ve iklim koşullarına ve yeni patojenlere direnç geliştirecek şekilde adaptasyonunu desteklemek ve yeni bal arısı yetiştirme stratejilerini kullanmaktır."
Arı yetiştiriciliği etkinliklerini dikkate almadan, arı ırklarının korunmasının mümkün olmadığının belirtildiği çağrıda, yerel arı ırklarıyla sürdürülebilir arı yetiştiriciliğini desteklemenin önemine yer verildi.
"Bal arılarının kaybıyla bazı yiyecekler kaybolacak"
Ortak çağrıyla bilgi veren ODTÜ Öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Kence, son yıllarda özellikle Amerika, Avrupa ve Türkiye başta olmak üzere ciddi anlamda bal arısı ölümleri yaşandığını belirterek, bahar aylarında bu kayıpların daha da artmasının beklendiğini kaydetti.
Kence, bal arısı ölümlerinin çeşitli virüsler, Varroa adlı bir parazit türü, böcek öldürücülerin kontrolsüz kullanımı ve küresel ısınma gibi nedenlerle gerçekleştiği ile ilgili çeşitli bulguların bulunduğunu dile getirdi.
Aykut Kence, Türkiye’deki bal arılarının kaybı ile ilgili yaptıkları bir çalışmada, yerli arıların ölmediğini, daha çok melez arıların bölgeye adapte olamamaları nedeniyle öldüklerini tespit ettiklerini anlattı.
Kence, şunları söyledi:
"Çağrıda da belirtildiği gibi ürettiğimiz besinin 3’te 1’i, bal arısının tozlaştırmasına bağlı olarak yetişiyor. Yiyeceklerimizin üçte birinin azalması, ekonomide ve insanların beslenmesinde önemli bir açığın doğmasına neden olacaktır.
Örnek vermek gerekirse, ayçiçeği, badem, pamuk, portakal, elma, armut gibi ürünler bal arılarının tozlaştırmasına bağlı olarak yetişirler. Dolayısıyla bal arılarının kaybı bu yiyeceklerin yok olması anlamına geliyor.
Bu konuda başta siyasetçiler olmak üzere herkesin duyarlı olması gerekiyor. Özellikle çiftçilerin böcek ilaçlarını kontrolsüz kullanmamaları gerekiyor. Siyasi otoriteler de bu konuda yapılan çalışmaları desteklemeli."
Toplantıya katılan uzmanlarla AB Çerçeve Programları tarafından finanse edilecek bir projenin ayrıntılarını da görüştüklerini ifade eden Kence, toplantının ardından bal arısı ölümlerinin araştırılması ve alınacak önlemler konusunda işbirliği yaptıklarını da kaydetti.
-
Konuyu açarken bahsettiğim arı ölümleri malesef 50 rakamı ile sınırlı kalmadı.
Eylül ayında arkadaşlarla arılığını ziyaret ettiğimiz eski arıcı abilerimizden Mustafa Kabaoğlu’nun 250 civarındaki arısından geriye 7-8 tane arı kaldığını üzüntüyle öğrendik.
Yani olayın nedeninin sonradan alınan ana arılar olmadığı da anlaşılmış oldu.
Bu konuyla ilgili çok çeşitli yorumlar yapılabilir fakat bu tür ölümlerin gerçek nedeninin ne olduğunu anlamaktan uzağız.
Çünkü yakın çevrede daha kötü şartlarda kışlatılan arılarda bu tür kayıplar yok.
Umarım araştırmacılarımız bu sene Trakya bölgesindeki yoğun arı kayıplarının nedenlerini ortaya çıkartabilir.
Bu arada Edirne Arı Yetiştiricileri Birliği ve TAB Başkanı Erdoğan beyin de 380 arısından 300 kadarını kaybettiğini öğrendim.
Arıcı arkadaşlarımızın bu kayıplar dolayısıyla yaşadıkları üzüntüleri hepimiz paylaşıyoruz.
-
Beyazkovandaki bilgi Türkçe kaynaklardan derlendi fakat pratikte bunun böyle olmadığı konusunda bazı arkadaşlardan itiraz geldi.
O itirazlar neticesinde bu bilgiyi düzeltmek gerekti fakat son dönemde epey tembelleştim sanırım, bir türlü güncelleyemedim.
Arıların iyice uçuşa başladığı bu günlerde yakın mesafeden alacağınız arıların yaşlı tarlacılarından bir kısmı illaki eski yerine dönecektir.
Kitaplarda 3 gün dışarı çıkmayan arıların yerlerini unuttuğu konusunda bir bilgi var, ama bu konuda tecrübeli arkadaşlar bunun böyle olmadığını söylüyor.
-
Bazen rakamlar basit gibi gözükmelerine rağmen iyi değerlendirilirlerse çok büyük anlamlar ifade edebiliyor.
Bir kaç küçük rakamsal bilgi de ben ilave etmek istiyorum.
İşçi arının kursağı yaklaşık 50 mg bal alıyor.
Salkım pozisyonundaki bir arının günlük bal ihtiyacı 2-2.5 mg.
Salkımın kendi içindeki hareketi sırasında besin bulunan bölge ile temas edip kursağını 50 mg bal ile doldurabilen arı, bir daha besin almasına gerek kalmadan 20-25 gün idare ediyor.
Bunun ne anlama geldiğini açıklayan başka bir rakam ise şu: Uçuş yapan tarlacı bir arı saatte 30 mg bal tüketiyor. Yani arı salkımda iken 30 mg bal ile 15 gün idare edebilirken, uçuşa geçince bu miktar 1 saatte tükeniyor.
Başka bir istatistiki rakam ise bana enteresan geldi.
En iyi şartlarda ananın yumurtladığı yumurtalardan sadece yüzde 85’i ergin arı haline dönüşebiliyormuş.
Arıcının yaptığı hatalar ya da kovan içindeki olumsuz şartlar nedeniyle bu oran sıklıkla yüzde 40 civarına kadar inebiliyormuş.
Kovan içi ısının yeterli düzeyde oluşturulamadığı şartlarda, işçi arının gözden çıkışı 28 güne kadar uzayabiliyormuş.
-
Yok forumdaki resimleri ben silmedim. Sitedeki resimleri sildim sadece. Çünkü bazı başka kopya siteler resimleri doğrudan benden çektirip kotayı aşmama neden oluyorlardı.
Resimleri yenilemem lazım ama işler yoğun olunca bakamadım.
Sitenin teknik problemleri de var onlara da el atmak gerekiyor. Forumdaki mesajlardan bazıları da kayıp.
İlerleyen günlerde inşallah daha iyi bir teknik altyapıya kavuştururum, çalışmalarım devam ediyor ama yavaş gidiyor.
-
Feridun bey,
Konu ile ilgili çektiğiniz videoyu aldım ama sanırım telefonla çekilmiş, görüntüler çok net değildi.
Fakat anlayabildiğim kadarıyla gazete kağıdının arılar tarafından delinmesi havalandırma ile ilgili değil.
Arıların temizlik içgüdüsü ırklarına göre değişiyor.
Bazı arılar kovan içinde yabancı gördükleri parçalayabilecekleri ne bulurlarsa tutup kovandan dışarı atmaya çalışıyor.
Geçen ilkbaharda şerbetlemeyi buzdolabı poşetleri ile yaptım. Poşetler boşaldıktan sonra üst çıtalar üzerinde kalıyor. Bazı arılar buna ses etmezken bazıları kocaman poşeti çekip dışarı atmaya çalışıyor.
Hatta 1 tane arı poşeti yukarıdan aşağı indirmiş ama uçma deliğinden çıkartamamış, delik üçte iki oranında tıkanmıştı.
Gazeteyi parçalayıp dışarı atmaları da bence bu tür bir temizlik eylemi.
Kovan havalandırmasının matematiksel formülleri yok.
Havalandırma probleminin varlığını, kovan içinde rutubet ve küflenme oluşumu ile anlayabiliyoruz.
Burada dikkat edeceğimiz nokta havalandırma önlemleri alırken, hava akımının salkıma ve yavrulu alanlara değmemesi.
Ali Türk’ün bahsettiği yurtdışı filimlerinde de kovanlara dikkat edilirse, dip tahtası bölümünün oldukça yüksek olduğu görülüyor.
Avrupada kovanlar genelde dipten havalandırmalı bu yüzden en üste konulan saydam plastik parçası problem doğurmuyor.
Örtü tahtası yerine örtü bezi kullanımının pratikte bir takım kolaylıkları var. Fakat arıların üst çıtalar arasındaki dolaşmalarını engelleyecek şekilde örtmemeye dikkat etmekte fayda var. Üst çıta üzerlerinin arıların gezmesine engel olacak şekilde örtülmesi 1- Havalandırmayı zorlaştırıyor 2- Arıların özellikle kışın çıtadan öbür çıtaya geçişini zorlaştırıyor, yolu uzatıyor 3- Çıta üstlerindeki arının giremeyeceği boşluklara güve yumurtasını bıraktığı zaman arının bununla mücadelesi zayıflıyor.
Örtü bezi ile ilgili bir acemi tecrübesi de ben yaşadım.
Eylül sonuna doğru örtü bezlerinin aşırı kirlenmiş olduğunu gördüm ve temizleriyle değiştirdim. Fakat arının hava soğumasıyla birlikte bunları propolisle yapıştıramayacağını öngöremedim.
Şimdi kapağı kaldırırken örtü bezleri de hemen açılıveriyor.
-
Forumdaki yazı "canımı sıkma seni silerim" mantığıyla değil "zaman zaman olan can sıkıcı" tartışmaların önüne geçmek için silindi.
O yazıya cevaben yazılan diğer yazılar da silindi. Sadece Murat Akın abimizin yazısı cevap hakkı doğmuş olmasından dolayı bırakıldı.
Armağan kardeşim, burası bilgi paylaşma forumu, cümle aralarında insanlara "laf sokuşturma" sanatını kullanma ve sonucunu düşünmeden "hoyratça kurulan cümleler" kimseye fayda getirmez.
Son dönemde internetteki arıcılık medyasında böyle bir üslup hakim olmaya başladı. Bu faydadan çok zarar getirir.
Buradaki bilgilerin hepsine itiraz edilebilir, yanlış olduğu iddia edilebilir. Elinde sağlam argümanları olan ve bilimsel dayanakları olan herkes bunu rahatlıkla yapabilir.
Burada arkadaşlarımızın yazdıkları herşeyin bir matematik formülü gibi yüzde yüz doğru olduğunu da kimse iddia etmiyor.
Akıl akıldan, bilgi bilgiden üstündür hepimiz bunu kabul ediyoruz.
Ama insanların araştırmak geliştirmek, öğrendiği yeni bilgileri diğer insanların kullanıma açmak yerine, bilgi dağarcığını diğer arıcılarla paylaşmaktan hiç çekinmeyen bir arkadaşımıza sizin ifadenizle "kızıyor olmaları"nı kabul etmiyoruz.
Yaşı 50’nin üzerinde olmasına rağmen ruhu genç kalmış, yeni teknolojileri öğrenmiş, bir çok insanın aksine 30-40 yıllık arıcılık tecrübesini burada diğerleriyle paylaşan değerli büyüklerimizi rencide edecek en ufak cümleye tahammülümüz yok.
Sizin böyle bir amacınız olmamış olabilir, ama yazılan cevaplara bakıldığında genel algılama bu.
O "kızanların" kimler olduğunu da ben biliyorum, blogları tararken bazı yorumlarda bunu görüyoruz.
Kimileri bir temel atar ve el birliğiyle üzerine duvar örer, kimileri de örülen bu duvarı yıkmaya çalışır.
İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu.
-
İstanbul’daki ölümlerin ana arılardan kaynaklandığı konusunda mutabakat var.
Aynı dönemde aynı yerden ana arı alarak bölme yapan bir arkadaşımız aldığı 10 anadan 5 tanesini imha etmek zorunda kalmış.
2 tanesi hiç yumurtlamamış diğerleri de çok az yumurta atmışlar.
İnsanların emeğinin bu kada hoyratça çöpe atılmasının hesabını birileri gün olur verir inşallah.
-
Zafer Bey,
Ben şimdiye kadar, strafordan el ile yapılmış çok başarılı ve pratik kullanımlı bir çiftleştirme kutusu görmedim.
Özellikle geçen sene kendi kullanımları için bu imalatı yapan arkadaşlarımız bu kutuların içinde arı tutma konusunda bir takım sıkıntılar yaşadılar.
Pınarhisarlı Ali Osman beyin de bu konuda ayrı bir tecrübesi var belki blogunda görmüşsünüzdür. Onun kutular da kargaların hışmına uğramış.
Eğer el ile imalat yapacaksanız ben yine de ahşaptan şaşmayın derim.
Çiftleştirme kutularının büyüklüğünde ise herhangi bir standart yok.
Yurtdışında 15-20 sene önceki eğilim çiftleştirme kutularının mümkün olduğu kadar küçük yapılması ve içine konulan arı miktarından tasarruf edilmesi yönündeydi.
Fakat bu sistemin sakıncaları görüldüğü için, dünyadaki genel eğilim, bu kutuların koloninin kendi varlığını devam ettirebilecek büyüklükte yapılması.
Ortalama olarak 3000 bireyi olan bir arı kolonisi kendi her türlü ihtiyacını görebiliyor ve işbölümünü sağlayarak kendi varlığını devam ettiriyor.
Yani mevsim başında bu miktarda arıyı kutuya silkelediğinizde, bir daha arı silkelemek ya da takviye yapmak ihtiyacı göstermiyor.
Kutunun büyüklüğünü minimum bu kadar arı alacak şekilde ayarlamakta fayda var.
İkinci dikkat edilmesi gereken nokta da, arılar doğal ortamlarında nüfusları ne kadar az olursa olsun ve ne kadar küçük örerlerse örsünler, yanyana üç petek örme eğilimindeler.
Merkez petek yavrulama alanı, dış petekler gıda stoku için.
Bu bilgiden yola çıkarak kutunun en az 3 çerçeve içerecek şekilde yapılmasında fayda var.
Bir diğer husus, yapılacak kutu ile kendi kovanlarınızın çerçeveleri arasında orantısal bir bağ kurmak çok büyük faydalar doğuruyor.
Yani bir şekilde kutuların çerçevelerini büyük kovanlara koyabilmek, büyük kovanlardan alınan çerçeveleri kutulara koyabilme sistemini geliştirmekte fayda var.
İstanbulda bir arkadaşımız kendisine bu mantıkla çalışan çiftleştirme kutuları yaptı.
Büyük çerçeve ikiye bölününce kutuya giren çerçeve haline geliyor.
Kutular 3 bölmeli ve bölmeler de 3’er çerçeve alıyor.
Bölme tahtaları kaldırılarak birleştirilebiliyor.
Büyük kovanın 1.5 çerçevesi bu kutuda 3 çerçeveye takabül ediyor.
Kısacası ölçüler konusunda bir standart yok, ihtiyaca göre kendiniz belirliyorsunuz.
-
Esmer şeker daha doğal olduğu ve daha az kalori içerdiği iddiasıyla, beyaz şekere göre daha pahalı satılan bir şeker türü.
Normal şartlarda üretilen şeker esmer oluyor ve bir takım rafine işlemleriyle beyaz şeker haline dönüşüyor.
Arılara daha mı yararlı daha mı zararlı konusunu ise şöyle açıklayalım.
Esmer şekerin beyaz şekere göre kalorisinin daha düşük olması iddiası bizi bağlamıyor çünkü arılarımıza verdiğimiz şekerin kalorisinin yüksek olması tercih edilir birşey.
Başka bir konu ise Türkiye’de satılan esmer şekerin üretilme yöntemiyle ilgili.
1) Beyaz şeker büyük kaplarda kavrularak esmerleştiriliyor. Bu yöntemle üretilmiş yanık şekeri arılara vermek son derece riskli, ishal yapar.
2) Beyaz şekere bir miktar melas katılarak rengi esmerleştiriliyor. Bu da şekerin kalitesini düşüren bir yöntem. Arılara vermenin mantığı yok.
Siz en iyisi arılara vermek için beyaz şekerden şaşmayın.
-
Kendi üretmediğiniz balla arı beslemenin en büyük riski, ballarda olası hastalık sporlarını kendi arılarınıza taşımanızdır.
Özellikle yavru çürüklükleri hastalıklarının sporları çok uzun yıllar bal içinde canlı kalabiliyor.
Bu yüzden üretimini bilmediğiniz bal ile arı beslemek ya da kek yapmak hastalık ihtimali nedeniyle riskli bir olay.
-
YazarYazılar
Beyazkovan Arıcılık Bir başka WordPress sitesi