MURAT CAKIR

Forum Replies Created

Viewing 15 posts - 151 through 165 (of 244 total)
  • Yazar
    İletiler
  • in reply to: ana arı ve bal destekleri #8973
    MURAT CAKIR
    Participant

    Konuyla ilgili naçizane fikirlerimi ben de yazayım.

    Anaarı ve Bal destekleri ile ilgili muhabbet, Pınarhisar Bal Üreticileri Birliğinden Ali Osman Çalık arkadaşımızın konu ile ilgili yazdığı mesajdan çıktı.

    Ali Osman arkadaşımızın mesajı sayesinde, kendilerinin ilgili mercilere yaptıkları başvuru sonucunda, bal üreticileri birlikleri üyelerinin de, ana arı desteğinden 15 ytl olarak yararlanabileceklerini öğrenmiş olduk.

    Demek ki doğru ve haklı talepler ilgili yerlere ulaştırıldığında sonuç alınabiliyor.

    Burada konu ile ilgili olarak şunu sormak istiyorum: Kırklarelinin bir kasabasında kurulu bal üreticileri birliği, Ankara’ya talebini ulaştırmayı ve sonucunu almayı becerirken, diğer il ve ilçelerdeki üretici birlikleri ve merkez birlik ne yapıyor?

    Taşrada örgütlenen birliklerin taleplerini ve beklentilerini toparlayarak, devletin gerekli birimlerine ulaştırma ve sonuç alma görevi merkez birliklerinin değil mi?. Hatta merkez birliklerinin kurulmasının amacı da bu değil mi?.

    Birlik içinde faaliyet gösteren arkadaşların işin bu kısmını iyi düşünmesini tavsiye ederim.

    Herkesin sektörel sıkıntılarını dilekçe haline getirip bir yerlere postalaması, eski ve modern devlet örgütlenmesinde sonuç alınması mümkün olmayan bir yöntemdir.

    Düşünün şimdi, 50.000 tane arıcı kalksa kendi kafasına göre yazdığı dilekçeleri Tarım Bakanlığına gönderse, Bakanlığın hangi birimi bu dilekçeleri okuyacak, oradaki sıkıntıları tek tek belirleyip buna çözüm yolları üretecek?

    Modern toplumda devlet birey ile bu anlamda karşı karşıya gelmez. Devletin karşısında bireyi sivil toplum örgütleri temsil eder.

    Örgütler kendi üyelerinin sıkıntılarını belirler, bunların çözüm yollarını önerir ve raporunu devletin ilgili birimlerine verir.

    Bu raporun sonuca ulaşılmasını takip etmek yine bu örgütlerin görevidir.

    Devlet zaten toplumdaki farklı grupların dertlerini algılamak ve bunlara çözüm yolları bulunmasını sağlamak için, örgütlerin kurulmasını destekliyor.

    Bugün arıcının harekete geçeceği merci bakanlık ya da başbakanlık değil, devlet karşısında kendisini temsil etme görevi olan birliklerdir.

    Arıcı talebini bu birliklere ulaştıracak ve çözümünü isteyecek.

    Eğer birlikler bu taleplere yanıt veremiyorsa ve arıcı derdini bu birlikleri devre dışı bırakarak doğrudan devlete iletmek zorunda kalıyorsa, arıcıların üye olduğu birlikler fiilen bitmiş demektir. O zaman hukuken de lağvedilsinler. Bütün arıcılar birlik üyeliklerinden istifa etsinler.

    Eğer birlikler bittiyse, ya da birlik kendini devlet karşısında yeteri kadar güçlü hissedemediği için, arıcılardan psikolojik destek istiyorsa, bunun yöntemi de yine herkesin kendi dilekçesini yazması değildir.

    Böyle bir hareketin önderliğini yapmak isteyen bir oluşum, sorunları, çözüm yollarını ve talep edilen hakları bir metin haline getirir. Sonra da arıcılardan bu metnin altına imza atmaları ister.

    Düzenlenen imza kampanyalarının mantığı da budur. Haklı taleplerin her kafadan bir ses çıkarak ilgili mercilere iletilmesi, havanda su dövülmesi ile aynı sonucu doğurur.

    Her ne kadar sürç-i lisan ettimse affola.

    Sevgilerimle.

    in reply to: Kovan içi nem #8945
    MURAT CAKIR
    Participant

    Demet hanım,

    Söylediğiniz malzeme akla çok yatkın. Arı ilaçları üreten bir firmanın, kovandaki nemi çektiğini söyleyerek sattığı bir ürün var. Muhtemelen ana malzemesi sizin söylediğiniz şeydir.

    Bu konuda bir deneme yapıp sonuçlarını yayınlasanız ne güzel olur :)

    Yabancı forumlardaki nemin üst örtü malzemesinde yoğunlaşarak arıların su ihtiyacını karşılaması faydası bana göre çok mantıklı değil.

    Siz kuru bir ortamda mı yoksa nemli bir ortamda mı soğuktan daha çok etkilenirsiniz?

    Düzenleyen: buyuksef, :: 16/10/2007 08:54

    in reply to: Kovan içi nem #8938
    MURAT CAKIR
    Participant

    Kovan içinde nem oluşmasının sebebi sadece dış etkenlere bağlı değildir.

    Arı aktif olduğu dönemde, kovan içinin iklimini kendi ihtiyaçları doğrultusunda kontrol edebiliyor.

    Ama kış salkımı düzeninde pasif konuma geçince kovan içi şartları arının kontrolünden çıkıyor.

    Kovan içi nemin büyük kısmı arının metabolizmasından kaynaklanıyor. Her canlı gibi nefes alıp veren yiyecek tüketen arının varlığı nem oluşmasına neden oluyor.

    Yani neme karşı önlem alırken bunu sadece dışarıdan kovan içine sızan nem şeklinde düşünmemek lazım.

    Hatta bazı arıcılar kovanlarını yanyana sıkışık düzen koyar üstünü sağını solunu iyice sarar sarmalar, buna rağmen nemden kurtulamaz.

    Murat Akın beyin ve diğer arkadaşların tecrübelerini dikkatlice değerlendirerek kendi önlemlerimizi alabiliriz.

    Kovanların kışın güneşle irtibatını kesmemek, kovanların altında, sağında ve solunda hava koridorları oluşmasını sağlamak nem ile mücadelede atılması gereken en önemli adımlar.

    in reply to: ŞEKER BALI #8912
    MURAT CAKIR
    Participant

    Türk toplumu olarak bu konuda enteresan bir yaklaşımımız var. Şeker bayramında marketlerden kilosu 10-15 ytl arasında paralar ödeyerek çeşit çeşit şekerler alıyoruz. (5-8 YTL arasında ucuz versiyonları da var)

    Severek tükettiğimiz şekerin bal ile birleştiğini duymak ise biz de çok antipatik bir tepki uyandırıyor. Hatta çoğumuz sağlığa zararlı bir ürünmüş gibi algılıyoruz.

    Yalçın Sezerin söylediği şey doğru. Yurtdışında da eksper bal denilen ayrı bir kategori var. Arıcılar farklı aromalı şuruplarla yaptırdıkları balları bu kategoride satabiliyorlar. Mesela arıcı nane aromalı bal üretebiliyor ve bunun meraklısı da bu balı alıyor.

    Sonuçta şekere fabrika ortamında müdahale edilerek çeşit çeşit şekerlemeler yapılıyor. Arıcı ise şekere müdahaleyi doğal yolla yapıyor ve farklı tadlarda bir tür şekerleme üretmiş oluyor.

    Ülkemizdeki problem bu tür balların yayla balı, çiçek balı isimlerle doğal bal imiş gibi satılmaları.

    Bu yöntemle tüketicinin kandırılması.

    Birçok avrupa ülkesinde ise şurup ya da şekerden üretilen ballar ayrı bir kategori olarak tanınmış. Bu kategoride üretilen ballar etiketlerinde belirtilmek suretiyle satılıyor ve tüketici de bunu bilerek alıyor.

    in reply to: Şeker balını anlamak ? #8886
    MURAT CAKIR
    Participant

    Sevgili Ünyeli,

    Aman ha sakın yanlış anlamayasın, yazdıklarım kişiye yönelik eleştiriler ya da senin yazdıklarını çürütmek amacıyla yazılmış şeyler değil.

    Sahte bal ile besleme yapılarak üretilen balı aynı kefeye senin yazın koymuyor, toplumdaki genel kanaat bu.

    Daha doğrusu toplum arı yüzü görmemiş balın varlığından bile habersiz gibi davranıyor. Bal pazarladığın zaman kimse; bu arı balı mı yoksa şekerden mi yaptın diye sormuyor, herkes arıya ne kadar şeker yedirdin diye soruyor.

    Toplumda genel olarak sahte bal denilince doğrudan arıcının arıya şeker vermesi akla geliyor.

    Bir diğer kavram karmaşası da bal ve şeker ilişkisinden ortaya çıkıyor.

    Zaten balın yüzde 80’i şekerlerden meydana geliyor.

    Fruktoz (Meyve Şekeri) % 38.19
    Glikoz (Üzüm Şekeri) % 31.28
    Sakkaroz (Çay Şekeri) % 1.31
    Maltoz ve diğer indirgenmiş şekerler %7.31
    Yüksek Şekerler %1.50

    Bal kodeksine göre balda sakkaroz yani bildiğimiz çay şekerinin en fazla bulunma oranı çiçek balında %5, Salgı ballarında %10 olacak.

    Arıcı aşırı derecede çay şekeri ile besleme yaparsa, baldaki sakkaroz oranı doğal bala göre yüksek oluyor ve bu kolaylıkla anlaşılabiliyor.

    Fakat bu besleme glikoz ile yapılırsa, glikoz zaten balın kendi doğal yapısında bulunduğu için, bunun doğal glikoz mu yoksa ticari glikoz mu olduğunu anlamakta problem çıkıyor.

    Bunun için Karbon testi yapılması gerekiyor, yanılmıyorsam bunu yapabilen labaratuvar sayısı da 2 ya da 3.

    Glikozdan arı görmeden yapılan balı tespit etmek ise çok kolay. Fruktoz pahalı olduğu için sahteciler bunu katmıyor.

    Glikozlu besleme balda tesbit olanağı zor olduğu için zaten, bu maddenin arı beslemesinde kullanılması konusunda balcılar hop oturup hop kalkıyor.

    in reply to: Şeker balını anlamak ? #8882
    MURAT CAKIR
    Participant

    Arkadaşlar,

    Sahte bal deyince çoğunluk besleme usulüyle yaptırılan balı düşünüyor.

    Fakat sahte bal teknik olarak arı yüzü görmemiş bala deniliyor. Ticari glikoz, gıda boyası ve koku ile yapılan bu madde zaten laboratuvarlarca kolaylıkla tesbit ediliyor. Genellikle arıcılar da bu tür imalatla uğraşmıyorlar, böyle merdivenaltı ürünleri yapanlar başkaları. Sahte bal üretmek için arı kovanı alıp dağ bayır dolaşmaya değmez, bir bodrum katta zahmete girmeden işi bitirirsin.

    Bazı arıcıların yaptığı nektar dönemi arıyı aşırı besleyerek üretimi artırma yönteminde üretilen bal ile, arıların doğadan nektar getirerek yaptıkları bal teknik değerler olarak birbirine benziyor. Siz sakkaroz verseniz bile arı kendi enzimleriyle karıştırarak o maddeyi invert şekerlere dönüştürüyor öyle depoluyor.

    Sıkıntılı durum bu iki balın birbirinden ayrılmasında ortaya çıkıyor. Sahte balı doğal baldan ayırmak için kullanılan yöntemler gerçek bile olsa, ancak arı yüzü görmemiş bal ile arı yüzü görmüş balı birbirinden ayırabilir. Şurup beslemesiyle arıya yaptırılan balı ayıramaz.

    İlk yazımda da söylediğim gibi bu yöntemler, bazı bal satıcılarının kendi yörelerine göre tüketiciyi ikna için buldukları şeyler.

    Mesela bu yöntemlerden bazılarını değerlendirelim.

    1) Gerçek bal yenilirken genizde hafif de olsa yanma yapar.

    Benim Bilecikte ürettiğim ballar genizde yanma yapıyor ama İstanbul’da ürettiklerimde bu tür bir etki yok. İkisi de doğal bal. Çünkü genizde yanma etkisi veren fruktoz. Fruktoz miktarı nektar toplanan bitkinin özelliğine göre değişiyor.

    2) Saf bal tortusuz tereyağı gibi donar, sahte bal pütürlü donar.

    Yine şahsi olarak tecrübem, Bilecikteki ürettiğim ballar daha geç ve tereyağı kıvamında donuyor hiç pütür olmuyor. Ama Trakya’da üretilenler hem çabuk donuyor hem de beni şaşırtacak kadar pütürlü.

    3) Bal soğuk ortamda kristalleşmiyorsa sahtedir. Ya da aşırı kaynatılmıştır.

    Muhsin hocanın kitabından özetliyorum.

    Balda kristalizasyon önleme çalışmaları….
    e) Soğuk şok yöntemi: Bal öncelikle O°C’de en az 5 hafta bekletilmekte ve sonra 14°C’de saklanmaktadır. Bu yöntemle balın 2 yıl süresince kristalize olmadığı saptanmıştır. Aynı bal 0°C’de saklanmadan 14°C’de saklandığında 5 haftada kristalize olmuştur.

    Görüldüğü gibi soğuk kristalizasyon önleme çalışması olarak kullanılıyor.

    in reply to: Şeker balını anlamak ? #8876
    MURAT CAKIR
    Participant

    Bal satıcıları ballarının gerçek olduğunu ispatlamak için bir takım yöntemler icat etse de, malesef ev imkanlarıyla net bir şekilde bunu belirlemek mümkün değil. Hatta bir çok laboratuvar bile doğadan toplanan nektardan oluşan bal ile, arılara besleme yapılarak oluşan bal arasındaki farkı ayıramıyor.

    Çünkü nektar da getirse besleme şekerini de kullansa arı o maddeyi bal formuna sokuyor.

    İkinci bir husus bal koku renk ve aromasının bölgelere göre çok değişik olması.

    Kendi bölgesinin balını tüketme alışkanlığında olanlara diğer bölge balları çok yabancı gelebiliyor.

    Özellikle aroması yoğun tadı sert koyu renkli ballara alışık olanlar, açık renkli çiçek ballarını bal gibi görmüyor.

    Tabi bu anlatılanlar sizin satın aldığınız balın menşeinin ne olduğu konusunda bir fikir vermez doğal olarak.

    Olayın karmaşıklığını göstermek için yazdım.

    O bölgenin arıcılığı ve bitki örtüsü konusunda şahsi olarak bir bilgim yok.

    Ama sizin yaşadığınıza benzer bir durumu ben de yaşadım.

    Van Bahçesaray’da görevli bir arkadaş gelirken bana "meşhur Bahçesaray balı" getirmiş. Hakikaten de o bölgede meşhurmuş. Fakat sizin söylediğiniz gibi ne tadı vardı ne tuzu :)

    Geçen sene yine erzincan bölgesinden bir öğretmen arkadaş tadına bakmam için bana abisinin ürettiği baldan getirdi. Üstelik çok güzel bal diyerek. Onun tadı ve kokusu da sizin anlattığınız gibiydi.

    Yani oldukça karmaşık bir olay, üretim şeklini görmeden şudur ya da budur demek çok zor.

    in reply to: varroa #8864
    MURAT CAKIR
    Participant

    Varroayı yüzde yüz yok etmeye çalışmak, sıfır varroayı hedefleyecek şekilde ilaçlama yapmak başka bir riski daha ortaya çıkartıyor.

    Varroalar da her canlı gibi çeşit çeşit bireylerden oluşuyor. İçlerinde zayıfları, engellileri, hastalıklıları, güçlüleri var. Bazı varroaların kitin tabakası diğerlerine göre kalın oluyor ve bunlar ilaçlardan daha az etkileniyor.

    Arıcı sıfır varroa amacıyla aşırı ilaç kullandığında, ilk önce fiziken zayıf olan varroalar ölüyor, sonra biraz daha az dayanıklılar ölüyor. En sona ise ilaçlardan etkilenmeyen az miktarda dayanıklı bir nesil kalıyor.

    Yeni varroa nesli de bu ilaçlara dayanıklı, fiziksel olarak çok güçlü varroalardan ürediği için, ileriki yıllarda ilaçlardan etkilenmeyen varroa hatları ortaya çıkıyor.

    Bu yüzden varroa nüfusunun arıya zarar vermeyecek düzeyde tutularak zayıf varroalara da yaşam hakkı verilmesi, yeni varroa neslinin çok güçlü varroalardan oluşmasına yol açılmaması gibi konulara da dikkat edilmesi gerekiyor.

    Dikkatinizi çekiyorsa forumda ya da kişisel sohbetlerde zaman zaman, ilaç yapıyorum ama faydası yok, sanki ilacı yapınca daha çok varroa ürüyor şikayetleri var.

    Olayın bu yönünün gözden kaçırılmamasında fayda var.

    in reply to: Balı zehir edenler #8848
    MURAT CAKIR
    Participant

    Şifa niyetine satılan balı uzun dönemde insan sağlığını tehdit eden bir maddeye dönüştüren faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

    – Arıcılık amacıyla üretilmeyen veteriner ilaçlarının varroa mücadelesinde kullanılması.

    – Arıcılık amacıyla üretilen varroa ilaçlarının sürekli yüksek dozda kullanılması.

    – Kontrolsüz ve gereksiz aşırı antibiyotik kullanılması.

    – Bir diğer bilinmeyen gizli tehlike de, çabuk donma özelliği olan balların bazı arıcılar tarafından çözmek için aşırı ısıya maruz bırakılması. Aşırı ısı balın mineral ve vitamin değerlerini sıfırladığı gibi içindeki HMF oranını da yükseltiyor. HMF’nin aşırı yüksek olması insan organizmasında kansorejen etkiye sebep oluyor.

    Düşük ısılarda yapılması gereken çözme işlemi uzun zaman aldığı için, bazı arıcılar bal tenekelerini doğrudan ateş kaynağının üzerine koyarak ısıtıyor.

    in reply to: durum deyerlendirilmesi #8832
    MURAT CAKIR
    Participant

    Cihat Bey, arı çamda ne kadar süre kalmalı sorusuna cevap veren çıkmadı sanırım arkadaşlarımız arasında çam balı tecrübesi olan çok arıcı yok.

    Eylül başında bizim arılarımızda da yavrulama çok azdı. Teşvik şurubu ve yağmurdan sonra polen akışının artmasıyla birlikte yavrulama işi çözülmüş görünüyor.

    Arının yavru atması için baldan daha çok polene ihtiyaç var. Polen akışı olmadığı zaman yavru işi duruyor. Teşvik şerbetlemesi bile işe yaramıyor.

    İstanbul’da özellikle yol kenarlarında hardala benzeyen bir ot sarı sarı çiçekler açtı. Arı bunlardan çok polen getirmeye başladı.

    Çam bölgeleri de malum polen olarak zayıf yerler.

    Benim de çam tecrübem hiç yok. Ama istanbulda püren bölgelerine dışarıdan gelen arıcılar var. Pürenden gelecek polen ve nektarla arılarını güçlendirip Çam bölgelerine götüreceklerini söylüyorlar.

    Etrafınızda çam konusunda tecrübeli arıcılar varsa onlara bir danışın derim.

    Düzenleyen: buyuksef, :: 01/10/2007 09:02

    in reply to: ana arı ve bal destekleri #8826
    MURAT CAKIR
    Participant

    Konu tartışılırken teşvik almak için illaki bir birliğe üye olunmak gerektiği gibi anlam ortaya çıkıyor. Bu şekilde anlaşılması yanlış.

    İl ya da İlçe tarımdan işletme numarası almış olan bütün arıcılar ana arı teşviğinden yararlanabilir.

    Birlik üyesi olanlar için teşvik ana arı başına 15 ytl, birlik üyesi olmayan arıcılar için ise 7.5 ytl

    in reply to: bal ithalatı #8819
    MURAT CAKIR
    Participant

    Şahin Bey,

    Bal firmaları zaten çok kaliteli çiçek ballarını aynen petekten süzüldüğü haliyle kavanozlayıp markette tüketiciye sunmuyor. O tür ballar özel üretim olarak özel ortamlarda satılıyor.

    Kavanoza giren balların büyük çoğunluğunu Çam balları ve Trakya ballarıyla harmanlanmış ballar oluşturuyor.

    Bu ballar diğer ballara göre nisbeten büyük miktarlarda üretildiği ve fiyatları ucuz olduğu için tüccar tarafından tercih ediliyor.

    Türkiye bal mevzuatında çiçek balı, salgı balı diye iki sınıf var.

    Ayçiçeği balı da çiçek balı, yayla balı da çiçek balı.

    Avrupa mevzuatında ise bal sınıflandırması çiçeklerin ismine göre yapılıyor. Satılan balın içinde hangi çiçek nektarı yoğunsa bu etikette belirtiliyor.

    Bu yüzden Türk firmaları bol miktarda üretilen ve fiyatı da ucuz olan çam ve trakya ballarını diğer yüksek nitelikli ballarla harmanlıyorlar.

    Bu sene çam balı ve trakya yöresi ballarında üretim azlığı olduğu için panik biraz da bundan. Ucuz balları diğer ballarla harmanlayamayacaklar.

    Bu sene bal üretimi nisbeten az gözüküyor ama öyle yüzde 70 lere varan bir azlık da söz konusu değil.

    in reply to: bal ithalatı #8818
    MURAT CAKIR
    Participant

    Apis,

    Sonuçta herkes aynı şekilde düşünmek zorunda değil farklı farklı düşünceler elbette olacak.

    Yazdığın şeyler konusunda şunları düşünüyorum:

    1) Küresel bal üreticileri ile rekabet edebilmek için ithalattan yana olduğunu söylemişsin. Avrupalıların ülkelerine sokmadıkları ucuz çin ballarını Türkiyeye ithal ederek Türk arıcısının rekabet gücü nasıl artacak? Dünyada rekabet için tam tersi Türk ballarının dünya piyasasına çıkabilmesi gerekiyor.

    2) Adamlar bu işi bilinçli yapıyor 100 kg bal alıyor yazmışsın. Doğru söylüyorsun kovan başına üretimimiz çok düşük ve bunun artırılması lazım. Ama bunun çaresi senin söylediğin gibi kovanları çoğaltmak değil. Kovan başına üretimi artırmak. Türkiye dünyada kilometrekare başına kovan yoğunluğu çok yüksek olan ülkelerden birisi.

    3) Bugün arıcının balını perakende olarak market, pazar vs gibi yerlerde satması mevzuat olarak mümkün değil. Burada tartışılan şey, büyük tüccarın ya da arıcının menfaatini koruması gereken örgütlerin mantığı. 1 teneke balı 65 YTL ye mal ediyorsun (yaklaşık 26-28 kg) 5 ytl kar koy 70 YTL ye sat. 5 YTL kar neyine yetmiyor. Örgütler tarafından öngörülen kar oranına göre 100 teneke balı olan arıcının kazanacağı para 500 YTL. En az 100 kovan arı ile 1 sene boyunca arıcılık yapan bir insana kağıt üstünde 500 YTL kar öngörmek ayıp değilse nedir?

    Bazı arıcıların da aşırı fiyatlarla perakende bal sattıklarını kabul ediyorum. Bütün bunların çözümü örgütlerin iyi çalışması ve etkin önlemler alması.

    Türkiye’de bal çok çıktığı senelerde kimse kalkıp da fazla balları ihraç edelim dünya pazarına satalım da ülkemizde bal fiyatları düşmesin demiyor.

    Herkes arıcının elindeki balları haciz malı gibi kapatmanın yoluna gidiyor.

    Ama bal az oldu fiyatlar yükselcek hadi ithal edelim fiyatlar aynı kalsın.

    Bizim tuzumuz kuru sonuçta bu işleri hobi olarak yapıyoruz. Allah geçimini bu işten sağlayanlara yardımcı olsun. Bu kadar cambazın ortasında onların işi hakikaten zor.

    in reply to: bal ithalatı #8815
    MURAT CAKIR
    Participant

    Diğer ülkelerin tuzu kuru mu küresel ısınma sadece bizi mi vurdu cümlesine şöyle bir açılım getirmek gerek.

    Bal ithalatına izin verilsin demek, avrupa ülkelerinden bal alacağımız anlamına gelmiyor.

    İthalat izninin verildiğinde hangi ülkeden bal getirileceğini hepimiz biliyoruz.

    İlaç kalıntısı dolayısıyla Amerika ve Avrupa’ya sokulmayan pazar payı daralmış ucuz ballar ithal edilecek doğal olarak.

    Olayın Tüketici Sağlığını ilgilendiren yönü de var.

    Avrupa ya da Amerikan kurumları gerekli bütün denetimleri yapar halkına zararlı şeyleri yedirmez. Ama bizde bu izin verildiği anda neler olacağını hepimiz tahmin ediyoruz.

    in reply to: varroa #8787
    MURAT CAKIR
    Participant

    Asitleri bazı ezcaneler temin ediyor fakat onlar Alman Merc marka satıyor. Bu marka laboratuvarlara yönelik ürettiği için çok pahalı. Litresi 70 YTL civarında.

    Asitleri sanayi bölgelerine yakın kimyasal malzeme satan yerlerde bulabilirsiniz. Özellikle Tekstil, Deri ve Mermercilikte bu asitler bol miktarda kullanılıyor.

    Bir de Çin Malı asitler konusunda kaliteleri ile ilgili şikayetler var o tür üretimlerden uzak durmanızda fayda var.

Viewing 15 posts - 151 through 165 (of 244 total)