mcsumer

Oluşturulan forum yanıtları

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 18)
  • Yazar
    Yazılar

  • mcsumer
    Katılımcı

    Feridun Bey,
    “Arının çalışmadığı petekler” dediğinize göre petekler kovanın içinde.

    1) Bu mevsimde kovandaki çerçeve sayısı mümkün olduğunca az olmalı, arılar iyice sıkışık olmalı.
    2) Bu soruna ancak güçlü koloniler, kendileri çözüm bulabilirler.
    3) Koloni zayıf; bu mevsimde güçlendirme olanağım yok derseniz. Birinci şık geçerlidir.
    Örneğin, fazla çerçeveleri zaten alacaksınız da ayrıca kovan girişini daraltabilirsiniz.
    4) Önceki uygulamalarınızda boş petekleri saklamadaki başarınız, sizin uygun bir yöntem seçtiğinizi değil, sadece şanslı olduğunuzu gösterir.

    Şanslı olduğunuza göre aslında ne mi olmuştur?
    Saklamak için poşetlere koyduğunuz peteklerde bu zararlının yumurtaları yoktu.
    Var idiyse, bilerek ya da bilmeyerek, soğukta sakladınız.

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
    Petekler kovandayken koloni güçlü olacak; petekler dışarıdayken soğukta kalanacak.
    Daha iyisi ve en iyisi, önce derin dondurucuda bekletin; sonra çıkarıp kelebeklerden korumak koşuluyla, serin bir yerde saklayın.

    İsterseniz bir de şu sayfalara bakın. Sizin de bir yazınız olabilir. Kolay gelsin.
    http://www.beyazkovan.com/component/option,com_kunena/Itemid,27/func,view/id,4657/catid,5/limit,6/limitstart,0/

  • yanıtla: KAVAK AĞACINDAN KOVAN YAPIMI #11770

    mcsumer
    Katılımcı

    Haydi, şimdi kovan boyatmak için nerden bulursan bul “ahşap dış cephe boyama ustası” boyacıyı.

  • yanıtla: İki kraliçe metodu #11724

    mcsumer
    Katılımcı

    ArıcıAhmet Abi,
    Ana arı kokusunun bir tek maddeden meydana gelmediğini ve bu kokular toplamının (feromonların) ana arının ömrünün her döneminde aynı olmadığını hatırlarsanız konuya yaklaşımınız değişecektir.

    Döllenme uçuşu için kovan dışına, “uçuşa” çıkan ana arıda da, kızana gelmiş dişi köpeklerde gördüğümüze benzer bir durum var.

    Saygılar, Selamlar…


  • mcsumer
    Katılımcı

    Sevgili Halil Bey,
    Sevgili Kardeşim,

    Keşke o soruyu, okul boyunca aldığınız cevapları yazdıktan sonra sorsaydınız.
    Demek ki, okuyanlar arasında, konuyu sizden daha iyi bilebileceğini düşünen olmamış.

    Ana arı üretimi yapmaya, 1000 adet köpük kovan ile başlamak” konusunda da…
    Sadece masrafları araştırmaya kalkarsanız kim, ne diyebilir ki? Belki satıcılar…

    İşlerinizde kolaylıklar dilerim.

  • yanıtla: Birleştirme #11661

    mcsumer
    Katılımcı

    Beyazkovan’ın en renkli kişileri,
    her birinize ayrı ayrı Merhaba!

    Gözlerim ariciahmet abi gibi bir kaç ismi daha aramadı değil.

    Demet Hanım’ı matbaa mürekkeplerinin arılara toksik etkisi yönünden uyarmak görevi de bana düşmüş oldu; ama, bu konuda hiç bir araştırmam yok ki! Sakın arılar kurşun zehirlenmesine kurban gitmesinler!

    Herkesin herşeyi yanlış anlama ihtimalinin yüksek olduğu bir dünyada olduğumuz için, yazdıktan sonra; fakat yayınlamadan önce “renkli” sözcüğüne sözlükten baktım; yerli yerinde kullanmışım.
    {Renkli:Kendine özgü, ilginç, çarpıcı nitelikleri olan (kimse)
    TDK Büyük Türkçe Sözlük}

    Tüm Arıcılara Sağlık ve Mutluluklar Dilerim.

  • yanıtla: ana arının ihaneti #11638

    mcsumer
    Katılımcı

    Merhaba! Sayın erdem,

    Sanırım konu başlığı hiç bir açıdan uygun düşmemiş.
    Hele de günlük yumurtadan(!) on dört günde çıkma mucizesini gösteren bir ana arı için…

    Rakamları bir kenara bırakırsak; bence yapılması gereken, bu koloniyi arılıktaki zayıf bir koloniyle birleştirmektir.

    Bu sayede de olsa güçlenen koloni, hem kışlama kolaylığını hem de bahara güçlü çıkma avantajını yakalamış olur. Bahara güçlü çıkan koloniyi de gönül rahatlığıyla çoğaltabilirsiniz.

  • yanıtla: Yeni başladım #11612

    mcsumer
    Katılımcı

    Sayın ceylanmail,
    Bir de şu sayfayı okursanız, daha iyi sonuçlara varabilirsiniz:
    http://www.beyazkovan.com/component/option,com_kunena/Itemid,27/func,view/id,3883/catid,7/
    Kolay gelsin.

  • yanıtla: Sık Sorulan Sorular Butonu #11606

    mcsumer
    Katılımcı

    Sayın muratakın Öğretmenim,

    Hemencecik tüm görevi kendisine yüklemeseniz…
    Ben satır arasında, öncelikle sizin adınızı okur gibi oluyorum da…
    Bir ara kendi adımı da görür gibi oldum ama, henüz okumalarımı bile bitiremediğimden,
    o görüntü hemen kayboldu.

    Konulara hakim, bilgisayardan anlayan arkadaşlarımıza bir çağrı yapmış olalım.
    Sanırım bu iş, iğneyle kuyu kazmaktan kolay değildir.
    Her işiniz kolay gelsin.

    Sağlık ve Mutluluklar dilerim.

  • yanıtla: arıcılık başlamak ıstıyorumm #11603

    mcsumer
    Katılımcı

    merhabbaa’nıza merhaba.

    Başlayın da bu soruyu bu tarz, bu biçem, bu üslupla soran bir arkadaşımızın arıcılığa başladığını görelim.

    Sayın Mehmet Gül, sizden hiç ümitli değilim.

  • yanıtla: KAFESTEKİ ANA ARI NE ZAMAN SERBEST BIRAKILMAZ ! #11591

    mcsumer
    Katılımcı

    SİVASİ yazan:

    Quote:
    Benim bahsettiğim durum oğul olarak dala konan arıların da yaptığı ana arının kokusunun tüm koloniye bulaştırılmaya çalıştırılması davranışıdır. Birden fazla oğul çıksa dahi oluşan bu kokudan dolayı yerleştirildikleri kovanı rahatça bulabiliyorlar.quote]

    Sayın SİVASİ, yazı fazla uzamasın demiş olmalı. Ben de şöyle bir ek yapmak istiyorum:

    Kovanda, kolonide ana yoktu, ana arı kokusu da yoktu, aile mahsundu.:unsure: :huh: :dry:

    Verilen anayı benimseyen işçiler onu beslediler. Ana arı da onlara kendini tanıtacak kokulu maddelerini (feromonlarını) vermeye başladı.

    Bunları bir an önce almak ve tüm koloniye dağıtarak, “artık bizim de iyi bir anamız var” diye müjde vermek isteyen işçiler, ana arının etrafına üşüştüler.:) :) :)

    Ben böyle bir olayı görmemiş olsam da bu şekilde yorumluyorum.

    Neden görmediğime gelince: Koloniye kafesten ana verme uygulamasını sadece bir kez yaptım ve ana arının, kafesten işçiler tarafından çıkarılmasına yetecek zamanım vardı.
    “Ana arı bir an önce çıksa da görevine başlasa” diye bir acelem yoktu. Ben kontrol ederken de ana arı, çoktan koloninin vazgeçilmez bir bireyi olmuştu.

    Bilmiyorum, Sayın SİVASİ, Sayın Kırşehirli ve benzer uygulama yapan arkadaşların başka gerekçeleri var mı; ana arının kafesten çıkmasını yada çıkarılmasını başka hangi nedenlerle beklemezler?

    Tüm arıcılara selamlar…

  • yanıtla: ANA ARI KABUL ETTİRME #11570

    mcsumer
    Katılımcı

    Murat Çakır Bey, Merhaba !

    Benim, on gün önce, beyazkovan’ı tanıtmak için kardeşime söylediklerimi, çok güzel ve beni çok duygulandıran bir uslupla ifade ettiniz.

    İyi ki Ankara’da değildiniz yada benim gibi sık sık Ankara’ya gitmiyordunuz o yıllarda.
    Ben o kovanlardan, sanırım pahalı görmüş ve almamıştım, ama denemek için bir takım (bir kovanlık) seksiyon kutu almıştım.
    En güçlü kolonime vermiş, fakat başarılı sonuç alamamıştım. Arı geçiş yolları dar değilse de yetersiz gibi görünüyordu.
    Belki de mevsim, flora uygun değildi, yada başka bir noksanlık vardı. Fazlalık yoktu: Protein ihtiyaçları vardır deyip de bebek maması vermemiştim o kolonime.

    Ben de konuyu fazla dağıtmadan…
    Limon içindeki, sirke çeşitlerindeki asitler, sakkarozu yüksek olmayan sıcaklıklarda invert ediyor mu;
    ediyorsa başka ne gibi etkileri oluyor; bilmiyorum.

    “Bailey’in sonuçlarının doğruluğuna itiraz eden, ya da bu sonuçları muteber bulmayan başka bilimadamlarının
    görüşlerine de hiç rastlamadım.”
    diyorsunuz.

    Konu için son nokta değilse de bir noktadır bu.

    Sağlık, mutluluk ve başarılarınızın devamı dileğiyle…

  • yanıtla: ANA ARI KABUL ETTİRME #11567

    mcsumer
    Katılımcı

    Yazanlara Ve Okuyanlara Merhaba !

    Arıcılıkla birkaç yıl ilgilendikten sonra, kişisel nedenlerle, arı ailelerimizi ortağıma emanet ettim. Yıllarca arılarımızı yılda bir-iki kez görebildim. Yeni yayınları da okumuyordum, izlemiyordum. Bendeki arıcılık virüsu pasif hale geçmişti diyelim.
    Ancak geçen yıl kaldığım yerden başladım. Bir yıl da öylesine geçtikten sonra “acaba internette neler var” demeyi akıledebildim. Belki de bu yılki bahar yağmurları
    çiçekleri, arıları coşturunca arıcılığa bulaşmış yada arıcılığın bulaştığı herkes gibi biz
    iki ortak da yeniden coştuk.

    Bu arada neler neler olmuş. TKV ‘nin tecritli kovanları hala yaygınlaşamamış, plastik kovanlar çıkmış benimsenmemiş, plastik temel petekler çıkmış ama bunlarla da henüz bir başarı sağlanamamış, seksiyon bal ve kaset bal üretimi yine zor, kristalize olmuş bala yine sahte bal muamelesi yapılırken arıgörmemiş fabrika ballarına rağbet artmış, varroa ve Amerikan Yavru Çürüklüğü aynı belalı ikili.

    İyi şeyler de olmuş tabii: Antibiyotiklerin koruyucu ilaç olarak kullanılmasının yanlışlığı anlaşılmış, temel petek üretiminde sterilizasyonun önemi ve bunun bile yeterli olmadığı anlaşılmış, mumda kalıntı problemleri üzerinde düşünülüyor artık. Yıllaryılı bulundukları çevre koşullarına adapte olmuş arı ırk ve ekotiplerinin önemi anlaşılmakta. Gerçek bal, saf bal, sağlıklı bal, ekolojik bal, doğal bal, kaliteli bal diyen yok; herkesin dilindeki organik bal. Ben bu adı benimseyemedim. Üretim prensiplerini, tekniklerini benimsiyorum ve kendisini
    elbette seviyorum.
    Zaten benim arıcılığa başlama sebeplerimden biri de, ailecek “saf, kaliteli ve doğal bal” yiyebilmekti. Balın “şekerli” olmasına razıydım da ilaç kalıntılarından kaçınıyordum.

    İnternette önce aricilik.gen ve beyazkovan.com sitelerini, sonra da blogları buldum.
    Sizleri tanıdım. Hepsi içtenlikle yazılmış, bazıları dost mektubu gibi, bazıları bilgece yazılmış yazılarınızı okudum, özenle çekilmiş fotoğraflarınızı gördüm. Yeni bilgiler edindim.
    Polen tuzaklı kovanlar ve invert şurup, benim için ilginçti.
    Amasya’da arıcılar arasında hiç konuşulmayan konulardı bunlar. Larva nakli de öyle.

    Benim okuduğum sıralarda, yani üç-dört ay önce, invert şurup tartışması çoktan kapanmıştı.
    Tabiidir ki ortak bir sonuca varılamamıştı.
    Hiçkimse, bal akım döneminde invert şurup kullanarak bal(!) üretelim demiyordu ama, bence, invert şurubun suistimal edilme ihtimali basit şurubun suistimal edilme ihtimalinden
    çok daha fazla gibi görünüyordu.
    Ayrıca, arılara invert şuruptan bal(!) ürettirilirse, bu bal(!) sadece “yapay bal” değil; aynı zamanda insanlara zararlı, zehirli bir ürün olabilirdi.

    Evde hazırlanması zor, piyasadan sağlanması daha da zor olduğu için bu tartışmayı ben de kendi kafamda bitirmiştim.
    Taa ki geçen gün, Sayın Kadıoğlu’nun şurup tarifini okuyana kadar. (Sitemizin “Site Haritası” bölümünden tüm yazıları sırayla okuyordum.)

    O tarifi okuyunca, “nasıl olsa şu veya bu nedenle surup hazırlıyoruz, içine biraz limon sıksak, şuruptaki sakkarozun bir kısmını olsun glukoz ve fruktoza çevirmiş olmaz mıyız?
    Ve bu da arılar için daha uygun bir besin olmaz mı?” diye düşündüm.

    Usulune uygun olarak hazırlanmış, dolayısıyla HMF değeri düşük olan invert şurup, arılar için uygun bir besin değil midir?

    İnvert şurubu uygun bulan ve uygun bulmayan tüm arıcılarımıza,
    bu konuda kafa yoran yada hiç ilgilenmeyen arıcılarımıza;
    arılarımız yorulmasın derken yada “herşeyden önce insan sağlığı” derken yorulan arıcılarımıza
    sevgi ve selamlar…
    Bugünlerde tatile çıkmaya hazırlanan arıcılarımıza (tatillerini uzun süre için planlamamaları kaydıyla)
    sağlıklı, neşeli, mutlu, huzurlu tatiller dilerim.

  • yanıtla: ANA ARI KABUL ETTİRME #11566

    mcsumer
    Katılımcı

    Sayın çerbay,
    Arıcılık Dünyasına Hoşgeldiniz.

    Keşke “del” tuşunu değil de “-” (eksi) tuşunu kullansaydınız.

    Arıların doğal besini elbette ki bal ve polen.
    Yurdumuzda arılar herzaman polen buluyorlar. Siz kovanda bırakırsanız balları da yetebilir.
    Fakat sonbaharda yeni işçiler oluşsun diye, çerçeve düzenleri, bal kemerleri arılar için kullanışlı olsun diye ve ilkbaharda da yine benzer sebeplerle besleme yapmanız gerekir.
    Şurup yerine balla beslersiniz.
    Arılar için bence de en uygunu o.

    Kolay gelsin. Hayırlı olsun.

  • yanıtla: ANA ARI KABUL ETTİRME #11561

    mcsumer
    Katılımcı

    Arıcılıkta Son Nokta Yok.

    Limonda “Sitrik Asit” ve “Askorbik Asit” var.
    Bu asitlerin, şuruptaki “sakkaroz” üzerine, arı besleme açısından olumlu etkileri olabilir.

    Atasözlerimiz arasında birbiriyle çelişenler yok mu?
    Geleneksel arıcılığımızda da arılara hem tavuk verenler,reçel, pekmez verenler var;
    hem de biraz limonsuyu katılmış şurup verenler.

    İki yıl içinde konu nerden nereye gelmiş (geldi).
    Şimdi burda, invert şeker’i tartışmayalım bari.

    Tüm arıcılara saygılar, selamlar…
    26.07.2009


  • mcsumer
    Katılımcı

    24.07.2009

    Ben yeni gördüm.
    “Olsun. Benim yeni haberim oldu” diye biten hikayeyi bilirsiniz.
    Zaten bu tartışma da bitmez.

    Önce talimat ve yönetmeliklere tekrar bakalım.

    http://www.kkgm.gov.tr/talimat/gidalarda_ilac_kalinti_uyarilari.html
    15-BAL için ilaç kalıntı arınma süresi “GÜN” olarak ifade edilmelidir.

    Örnekler :
    (Üretici veya ithalatçı firma verilen örneklere ve ilacın özelliklerine uygun olarak kalıntı durumunu belirtir, Bakanlık
    uygun gördükten sonra ambalaj üstüne ve prospektüse de yazılır.)

    http://www.kkgm.gov.tr/talimat/gidalarda_ilac_kalinti_uyarilari.html
    21-Zaman içinde elde edilen ilmi bilgiler sonucunda bu ilaç kalıntı arınma süreleri
    ve diğer tedbirlerde değişiklikler yapılır.

    http://www.kkgm.gov.tr/yonetmelik/vet_ilac.html
    Ruhsatın süresi
    Madde 34. Veteriner müstahzar ruhsatının geçerlilik süresi belli bir ürün ya da ürün grubu
    için Bakanlıkça özel bir şart konulmadıkça veya karar alınmadıkça 5 yıldır.

    (Bu maddenin devamı yukarıdaki link’ten okunabilir.
    Ruhsat süresi 21. madde gereğince sınırlanmıştır.)

    http://www.kkgm.gov.tr/yonetmelik/vet_ilac.html
    Veteriner ilaç kalıntı uyarısı
    Madde 43. İnsan gıdası elde edilebilecek olan hayvanlarda kullanılmasına izin verilen
    farmakotoksikolojik etkin maddeleri içeren müstahzarlar, etiket ve/veya prospektüslerinde
    bu etkili maddelerin kalıntılarının kabul edilen azami seviyelere inmesi için gereken süre
    ve şartları içeren bir uyarıyı taşımadan kullanıma arz edilemezler.
    Gereken süre sıfır gün dahi olsa sözkonusu hüküm uygulanır.
    Kalıntıyla ilgili uyarılar ve süreler Bakanlıkça belirlenir.
    Kalıntı problemine sebep olmayan maddeler için bu hüküm uygulanmaz.

    Bilim ve teknoloji hergün, heran gelişiyor. Bilimsel bakış açıları ve
    bilimsel anlayışlar da değişiyor. Giderek, eskiden doğru denilen bazı bilgilerin
    kısmen veya tamamen yanlış olduğu gibi sonuçlara da varılabiliyor.

    O gün için belki çaresizlikten, belki de bilimsel verilerin eksikliğinden doğru olarak
    kabul ettiğimiz bazı bilgiler(!) bugün için doğru olmayabiliyor.

    DDT adını duymamış olmak için çok genç olmak yetmez; ayrıca kentsel, evsel,
    kırsal veya tarımsal haşerelerle hiç uğraşmamış olmak da gerekir.
    Tüm dünyada, uzun yıllar boyunca, o kadar yoğun olarak kullanıldı ki;
    bugün nerdeyse tüm haşere ilaçlarının ortak adı gibi kullanıldığına bile tanık oluyoruz.

    Bugünkü bilgilerimizle 2. Dünya Savaşı komutanlarına, “bu ilacı kullanmayın,
    hem bozulmadan on beş yıl kalıyor, hem toprakları suları kirletiyor,
    hem en küçük canlıdan en büyüğüne, en sonunda da insana doğru birike birike birikiyor,
    gerçek zehirli etkisini de insanda gösteriyor” deseydik, bize ne derdi? Sanırım,
    “Ordularımızı düşman orduları yenemiyor, paraziter hastalıklar öldürsün, öyle mi?” derdi.
    (Hayret ! Bügün bile DDT ‘nin tamamen yasaklanmadığı ülkeler varmış.)

    Naftalin de bu konudaki ikinci örneğimiz olsun:
    Bir zamanlar arılı kovanda varroa mücadelesi için ve daha yaygın olarak da kovandan
    alınmış mumlu çerçeveleri, mum güvesine karşı korumak için kullanılmıştı.

    Bunlar uç örnekler, tamam; ama, yaşanmış ve belki de yaşanmakta olan örnekler.

    Tüm arıcılara, kalıntısız ürünler üretirken kolaylıklar diliyorum.

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 18)