SIVASI

Forum Replies Created

Viewing 15 posts - 46 through 60 (of 144 total)
  • Yazar
    İletiler
  • in reply to: çıtanın üzerine örtü bezi #11345
    SIVASI
    Participant

    NAYLON ÖRTÜ
    Daha önce bu konuyla ilgili yaptığım uygulamayı Forum- Arıcılık Ekipmanları-YAZLIK VE KIŞLIK KOVAN ÜSTÜ ÖRTÜSÜ NASIL OLMALIDIR? konu başlığında sizlerle paylaşmıştım.

    İçanadolu gibi, yazları kurak geçen bölgelerde çıtaların üzerine naylon örtülebileceğini deneyerek gördüm.Arıcılar genelde sık dokunmuş naylon hammaddeli şeker torbası kullanmaktalar.Kuraklıktan yumurta ve kurtçukların-larvaların- zarar görmemesi için gerekli olan nemi ancak bu şekilde koruyabiliyoruz.

    Denize kıyısı olan alçak rakımlı bölgelerde naylon örtü kullanmak riskli olabilir.

    Şu anda kayısılar çiçek açtı. Bir haftaya kadar Erik ağaçları da çiçek açacak, naylon örtüleri yerleştirdikten sonra, askılı veya kovan üstü şuruplukla gün aşırı bir su bardağı kadar şurup vermeye başlayacağım.

    Kovan kapağı ile naylon örtü arasına bez örterek karanlık ve ısı yalıtımlı bir ortam oluşturacağım.

    in reply to: Yalancı ana arı #11325
    SIVASI
    Participant

    DOĞAL- SUNİ TOHUMLAMA
    Suni tohumlama yapacak olan ana arı üreticileri, oğul verme içgüdüsü ile üretilen yüksek kalitedeki erkek arıları kullanırlar. Seçim yaparken de ergenlik dönemine gelmiş 12-14 gün/yaştaki erkek arıları tercih ederler.

    Doğal tohumlama konusuna gelince; bu bir yarıştır, güçlü olan kazanır. Kaynaklarda farklı anlatımlar olmakla birlikte 10-30 metre yükseklikte tohumlama olayı gerçekleşiyor. Yarışta öne geçen 5-18 erkek bu şansı! (sonunda ölüm var) yakalayabiliyor. Doğal oğul için hazırlanmış olan gözlerden çıkan tosuncuklar bu işte daha başarılı olmalılar.

    Allahu Teala hiçbir şeyi boşuna, oyun olsun diye yaratmaz. Yalancı ananın işçi arı gözlerine bıraktığı ufak tefek, çelimsiz erkeklerin de işe yaradığı dönemler olmalı… Doğal oğlun meydana gelmediği Mayıs- Haziran ayları öncesinde ve sonbaharda da bu erkekler! işe yarıyor olmalı… Bu mevsimlerde doğan anaları da bizim beğenmediğimiz işçi arıların yumurtalarından çıkan erkekler tohumlamak suretiyle birkaç koloniye bir şans daha veriyor olabilir.
    Yine varroanın erkek arılara, sperm miktarlarına, tohumlama yapabilecek olgunluğa gelmelerine, kovan şaşırmalarına olumsuz etkilerini de hatırlatmak gerekiyor.

    Buna benzer bir konuyu daha önce Forumda İlginç Olaylar- Kral Arı başlığında tartışmıştık. Tartışmayı bitiren Büyükşef olmuştu:
    İşçi arıların bıraktığı binlerce yumurtadan birisinin, beslenme biçimine bağlı olarak, yüzde yirmilik bir ihtimalle dişi arıya dönüşebileceğini ve bu larvanın kraliçe olarak yetiştirilmesi sonucu, düşük bir ihtimalle de olsa koloninin kurtulabileceğini kaynağını vererek açıklamıştı. Bu konuyu yeniden tartışmaya açmadan önce okumanızı tavsiye ederim.

    SIVASI
    Participant

    Sayın Bolkar,
    Ağustos ayında hazır ana kullanarak bölme yapmak ta mümkündür. Yapılan bölmenin iyi beslenmesi kış yiyeceğinin yeterli miktarda stoklanması gerekir.Mevcudunun artması için kek te verilmelidir.
    Kendi üretimimiz olan veya bölgemize uygun ana kullanılmalıdır.
    Yapılmaması gerekeni de söylemek gerekiyor.Anasız olarak bölme yapılmamalı,yapılan bölmenin kendi anasını yetiştirmesi beklenmemelidir. Bu ay içerisinde ana arı yeterince tohumlanamayacağından verim elde edilemez.

    in reply to: Kovanda yıllık petek yenilenmesi: #11306
    SIVASI
    Participant

    ESKİ ÇITANIN BALI

    İlkbahar başında arılar yiyecek buldukları sürece yavru büyütme eğilimindedirler. Geçen kıştan kalan balların tamamına yakını sökülür, çıtaların tamamına yakını yavru ile doldurulur. Sadece kuluçkalıkta birinci ve onuncu sırada bulunan çıtalara bal depolanarak açlığa karşı tedbir alırlar. Ahmet Beyin çekincisinin bu noktadan kaynaklandığını sanıyorum. Kovana taşınan nektar yanında bizim verdiğimiz gün aşırı bir su bardağı şurubun sözü bile edilemez.

    Kat verilirken bu iki çıta öncelikle ilaveye alınır. Siyah olan en az üç çıta daha ilaveye alınarak kuluçkadaki çıtaların yarısının her yıl sıfırlanması sağlanır. Bu çıtalarda az da olsa -yüzde on- arıların beslenmesinde kullandığımız şuruptan depolanmış olma ihtimali de vardır. Ürettiğimiz bala karışmasını istemiyorsak bu çıtaları işaretleyebiliriz. Haziran ayı içerisinde bu tür çıtaların tamamını toplar, süzdükten sonra balını saklayabiliriz. Siyah çıtaları da mum olarak değerlendiririz.

    Bu şekilde süzülen balları değişik şekillerde değerlendirebiliriz:
    1- Balın azaldığı dönemde, balların sırlanmasını hızlandırabilmek için kullanabiliriz.
    2- Sezon içerisinde elde ettiğimiz oğul arılarının beslenmesinde kullanabiliriz.
    3- Sonbaharda şuruplara katarak daha hızlı tüketilmesini sağlayabiliriz.

    Eski çıtalardan kurtulmak için, henüz kuluçkanın arı ile dolmadığı bu günlerde uygulanabilecek bir yöntem daha var. Ancak pek pratik bir uygulama değil. Eski çıta kuluçkalıkta bulunan çıtalar üzerine yatırılır. İşçi arılar tarafından, eski çıtada bulunan ballar sökülerek kuluçkalıkta depolanır, ardından yavru üretiminde kullanılır. Eski çıtanın ikinci yüzü de aynı işleme tabi tutulur. Temizlendikten sonra mum olarak değerlendirilir. Bu işlem yapılırken kuluçka ve yatırılan çıta üzerine birkaç kat bez örtülmelidir.

    Geçen ilkbaharda birkaç arkadaşın arılarını görmüştüm. Çıtaların yarısı her yıl sıfırlanmadığından mumlar sim -siyah olmuştu. Ana arının bu tür çıtalara yumurta bırakmaktan kaçtığı kadar vardı.

    in reply to: 80 binlik ar #11294
    SIVASI
    Participant

    Ariciahmet Bey,

    Benim hiç elli arım olmadı ki!… 2008 baharına 8 arı ile girdim.2008’de sadece altı arıdan bahsettiğim miktarlarda bal alabildim. Şu anda 16 kovanda 17 arım var. Bunların 4 tanesinin anası yaşlı. 2004 yılından itibaren yavaş -yavaş öğreniyorum. Geçen yıl ana arılarım yaşlanmış olduğundan her hafta yüksük ve ana memesi temizlemem gerekmişti.

    Tanıdığım bazı arıcılar bulundukları sezonda tüm kolonilerini bala çalıştırıyorlar. Ben farklı bir metot uyguluyorum. Arıları en az iki guruba ayırıyorum.
    Birinci gurupta genç analı koloniler yer alıyor. Bahar ayında bir yaşlarını tamamlamış oluyorlar. Genç analıların tamamı bal almaya programlanıyorlar.
    İkinci gurupta yaşlı analı koloniler yer alıyor. Bunların kayıtlarını inceleyerek bana göre iyi olan arılardan bölme oğullar almaya çalışıyorum. Verimsiz olan yaşlı analı kolonilerin ana yapmasına izin vermiyorum. Verimli olan kolonilerden elde ettiğim analarla değiştiriyorum.

    Bu baharda arılarımı köyüme götürebilirsem 2010 yılında 50 arıyı da düşünebilirim. Şu an bulunduğum yerde 12 tane seksen binlik arının bakımı ve balının sağılması çok zor olacak.

    in reply to: 80 binlik ar #11292
    SIVASI
    Participant

    POLENLE BLOKE OLMUŞ ÇITA

    Arıya kat verme, ilave verme konusu işlenirken kuluçkalıktan mümkünse ballı iki çıtanın ilaveye çıkarılması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Bu iki çıtanın yerine varsa kabartılmış, yoksa dalak takılmış çıta 2. ve 9. sıraya verilmesi de tavsiye edilir. Bundan sonra verilen dalakların tamamı birinci ve ikinci ilaveye verilmeye devam edilir. Kuluçkalığa dokunulmadığından polenle bloke olması da doğal bir sonuçtur.

    Ben farklı bir metot kullanıyorum. Başka yazılarımda paylaştığım bu metodu sizlerle yeniden paylaşmak istiyorum.
    İlaveye çıkarmak için verilen iki ballı çıtadan sonra kuluçkalığın 3. ve 8. sırasına varsa kabartılmış, yoksa dalak veriyorum. Büyük bal akımının başladığı, taş yoncasının açtığı döneme kadar her hafta oğul kontrolü yapıyor, ana yüksüklerini bozuyorum.
    Kontroller sırasında kuluçkadaki kapalı gözlü iki çıtayı; genelde 5. ve 6. çıtayı ilaveye alıyorum. BP HKKKKH PB
    Kuluçkalıktaki ilk iki ve son iki çıtayı sabit bırakarak ortalarındaki kalan dört çıtayı ortada birleştiriyorum. BP HKKH PB Daha sonra 3. ve 8. sıraya dalak veriyorum. BP DHKKHD PB

    Bu işlemi büyük bal akımına kadar her hafta tekrarlıyorum.
    Kuluçkalığın ortasında bulunan çıtalar ikişer-ikişer ilaveye çekildiğinden üç haftanın sonunda ortada bulunan altı çıta da sıfırlanmış oluyor. Polenle bloke olan çıta meydana gelmiyor.
    Bal sağımı yapmayı planladığım günden üç hafta kadar önce ana arıyı bularak açık yavrulu bir çıta ile birlikte kuluçkalığa indiriyor, ana ızgarasının altına hapsediyorum.

    2008 sezonunda bu uygulamayı yaptığım kovanlarda büyük bal akımından önce 8 çıta kapalı 4 çıta açık 20 çıta ve üzerinde arı mevcuduna ulaştım. Ortalama 45’ er kilogram bal aldım.

    Hiçbir uygulama tek başına başarılı olamaz. Mart- Nisan aylarında ortalama birer kilo kek, Eriklerin çiçeklendiği Nisanın son haftasından itibaren yaklaşık üçer kilo şeker kullandım.

    SIVASI
    Participant

    AÇ VE ZAYIF ARI
    Sayın Bahri37, forumdaki ilkyazınız olduğu için öncelikle hoş geldiniz.
    Benim fotoğraflardan anladıklarım:
    1- Bu arı kışa çok az bir yiyecekle girdiğinden açlıktan ölmüş. Bu günlerde arıların kışı geçirdiği çıtaların üst parçalı altında 3-5 cm kadar bal bulunması gerekirdi. Girdikleri gözlerdeki son yiyecek kırıntılarını da tüketen arılar ısı üretmek için yiyecek bulamadığından oracıkta ölürler.
    2- Sonbaharda ek besinlerle beslenmediğinden arı mevcudunu artıramamış, yaşlı olan arılar da kış aylarında azaldığından bu mevcutla baharı görmesi -açlıktan ölmemiş olsa dahi- imkânsız görünüyor.
    3- Arı mevcudu azaldığında kapalı olan az sayıdaki gözlerdeki yavrular ölüme terkedilmiş. Bu da doğal bir olaydır. Güçlü arı olsaydı ilk fırsatta gözlerdeki ölmüş yavruları söker atardı.
    4- Muratakın Bey ilk resmi kapalı yavru gözlerine benzettiğinden yavru çürüğü teşhisi koymuş olmalı. Ben ilk resmi kenarda kaldığından arıların sarmadığı polen depolanmış çıtaya benzettim. Polenlerin üzeri küflenmeye başlamış. Yarısına kadar polen doldurulmuş gözler küfün kabarması sonucu dolu ve sırlanmış gibi görüntü veriyor.
    5- Arı mevcudunun çok azalmasının bir sebebi de çıtaların esmerleşmiş, hatta zenci olması. İkinci yılını geçen peteklere ana arı gönülsüz olarak yumurta bırakır. Bakteriyel hastalıkların oluşması ve yayılması için çok uygun ortam oluşturur. Bayat ekmeğin küplenmesi gibi…

    in reply to: Kovan uçma delikleri kuzeye bakabilirmi? #11182
    SIVASI
    Participant

    KUZEY Mİ?!!!
    Denizlerin iklimi etkilediği bölgelerde, arıların kış boyunca salkıma girmediğini yaşayan arkadaşlar anlatıyorlar. Polen gelişi, su taşıma ve yavru faaliyetleri devam ediyor. Bu bölgelerde arkadaşlarımızın yaşadıkları bölge arıcısına faydalı olabilir. İsterlerse girişleri kuzeye çevirebilirler.
    Arıcılığa yeni başlayan arkadaşların bir âdeti var. Her duyduklarını ve gördüklerini tüm arılarında uygulamaya kalkabiliyorlar. Yeni arıcılara tavsiyem, her gördülerini ve duyduklarını uygulamaya kalkmasınlar.
    Sivas gibi karasal iklimin görüldüğü, bazen üç hafta aralıksız dondurucu soğukların yaşandığı yerlerde kovan girişini kuzeye çevirmek bence imkânsız. On bir arısını güneş görmeyen, ısı yalıtımı iyi olmayan, kapalı ve soğuk bir yerde kışlatan bir arkadaşımız vardı. Kovan girişlerini tamamen kapatan buzu ara sıra testere ile keserek arılarını kurtarmıştı.
    Soğuk günlerin sonunda, yiyeceğin bittiği çıtalardan diğer çıtalara geçebilmek için kovan içi ısısının armasına ihtiyaç var. Isının arması için, girişin bulunduğu, güneye bakan yüzeyleri koyu renklere boyamak ta oldukça faydalı oluyor.
    Arıların solunumu sonucu ortaya çıkan nem, kovanın yüzeylerinde kristalize oluyor. Buz tutuyor. Güneşin ısısı ile su damlacıkları oluşuyor. Dört derece öne eğimli olan kovan girişinden dışarı akıyor. Güneye bakan kovanlarda bu suyun kovan tabanını ıslattığını, yere aktığını veya buharlaştığını görüyoruz. Yüksek rakımlı yerlerde, kuzeye çevrilecek kovanlarda buz tutarak girişleri kapatacağını, arıların havasız kalarak öleceklerini düşünüyorum. Güney cepheli ev ile kuzey cepheli ev arasındaki farkı yaşayanlar iyi bilir.
    Kuzey rüzgârının zararlarını düşünmek bile istemiyorum.
    Yine en iyisi Arıcının Takvimi – Kışlatma Çalışmalarını okuyup, uygulamaya devam etmek

    in reply to: Oğul nasıl olsun #11174
    SIVASI
    Participant

    DOĞAL OLARAK YETİŞEN ANA ARILARIN KALİTESİ:
    Doğal oğul verme eğilimi sonucu geliştirilen hücrelerden çıkan ana arılar çok iyi kalitelidir. Çünkü koloni popülasyonu çoğalarak doğrudan bu konuda üretim çabasına girmiştir. Ayrıca oğul mevsiminde erkek arılar çoğalmış; polen ve nektar akışı bol, oğul vermek için genel şartlar çok uygun haldedir. Buna rağmen doğal olarak ana arı yetiştirme, istenmeyen bir yöntemdir. Çünkü bu yolla yetiştirilen ana arıların kullanılması ilerde oluşan kolonilerde oğul verme eğiliminin artmasına neden olmaktadır. Oğul verme eğilimi artan koloniler yeteri kadar güçlenmeden oğul verme hazırlığına başlamaktadır. Ayrıca doğal olarak ana arıların yetişme sürecinde kolonide ana arının yumurtlamayı kesmesi sonucu çoğalmanın durması ve ürün kayıplarına neden olmaktadır.
    Doğal içgüdüsel olarak veya ana arı değiştirme amacına yönelik olarak geliştirilen ana arı hücrelerinden çıkan ana arılarda kolonide önceden tasarlanması nedeniyle iyi kalitelidir. Bunun yanında koloninin içine düştüğü bir olumsuz koşuldan kurtulmak için acil ihtiyaçtan çok değişik yaşlardaki larvalarda geliştirilen ana arı hücrelerinden çıkan ana arılar ise kalitesizdir.
    Ana arının kaybedilmesi, yerinin değiştirilmesi veya kazaya uğraması gibi acil hallerde doğal olarak geliştirilen ana arı hücrelerinden çıkan ana arılar iyi kalitede değildir. Çünkü bu hücrelerin geliştirilmesinde başlangıç materyali olan larvalar çok değişik yaşlardadır. Bunun iyi bilinmesi sonucu arıların büyük bir bölümü bu yolla yetişen ana arıları kullanmaktadır. Bu durumda çok değişik yaşlardan larvalar ana arı olmak üzere beslemeye alınarak ana arı hücreleri geliştirilmektedir. Bu yolla yetişen ana arılar kesinlikle kullanılmamalıdır.

    İki yıl kadar önce, Arıcılıkla ilgili siteleri ve blogları araştırırken bulduğum bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sanırım Devrim OKSOY’ un sitesinden kopyalamışım. Arıcılık -1 başlığını taşıyor. Ana Arı üretim metotları anlatılıyor.

    2008 sezonuna hazırlanırken bu yazıyı tekrar okudum, bölme yoluyla ürettiğimiz anaların kalitesiz olduğu sonucuna vardım. Uygun yaştaki larvaları alarak Kuru Larva Transferi denemesi yaptım. Oranı düşükte olsa tuttuğunu gördüm. Daha önceden hazırladığım ruşetler boş kalacaktı. Aynı tarihlerde damızlık olarak kullandığım koloni doğal oğul sürecine girdi. Ben istedim bir göz Allah verdi iki göz.

    Bu koloninin anasını 2006 yılında doğal oğul vermek isteyen bir koloniden yüksük kesmek suretiyle temin etmiştim. Sadece üçüncü yılında oğul verdi. Oğul vermesinin sebeplerini de biliyorum. Güneşli olan kış günlerinde girişinde sürekli arı gördüğüm çok güçlü bir koloniydi. Mart- Nisan aylarında 1,5 kilo kek vermiştim.Erik çekleri de Nisanın son haftasında açmıştı. 13 Nisanda ilave istediği halde 20 Nisanda ilave vermiştim. Yüksüklere süt konduğunda 14 çıta idi. Sivasta oğul dönemi Haziran ayı olduğu halde bir mayısta doğal oğul vermişti. İlerleyen günlerde iki kapalı çıta takviyesi vererek 40 kilograma yakın bal almıştım. Doğal oğul çıkmadan önce koloniyi üçe bölmüştüm. Yüksükler kapandıktan sonrada üç bölmeli kovanlara aktararak 8 bölme oğul 3 tanede oğulcuk almıştım. 2006 lı Ana arı hala hayata, bu kış ta aynı güçte.
    Teknik Arıcılığa bu yöntemin pek uymadığını söyleyebiliriz. Ancak memnun kalmadığımız anaları tecrübemiz arttıkça değiştirebiliriz. Unutmayalım ki bir sıfırdan büyüktür.

    in reply to: Polen Gelmeye Başladı #11173
    SIVASI
    Participant

    MEVSİM NORMALLERİ
    Sayın Kırşehirli, öncelikle polen gelişinin hayırlı olmasını diliyorum. Sivas’ın rakımı Kırşehirden 278 metre daha fazla olduğundan biz biraz geriden sizi takip ediyoruz. Geçen yıl Marmara ve Akdeniz Bölgesinde yaşananları takip ederek mevsime hazırlık yapmıştım. Çok güzel de sonuçlar aldım.
    Konyadan gelen bir arkadaşım (1 Şubatta) tarlalarda kar olmadığını söyledi. Bizim için bu günlerde tarlaların karla örtülü olması gerekiyor. Genellikle Mart ayının ilk haftasında polen gelebiliyor.
    Ancak bu kış erken biteceğe benziyor. Hava sıcaklıkları mevsim normalleri üzerinde seyrediyor.Arılarım, 24 Ocakta bağırsaklarını boşalttılar. Mevcutları süper. Arılar kovan temizliğine devam ediyorlar. Kovanlardan vantilasyon yaptıklarını gösteren vızıltılar geliyor. Girişlerde bekçiler nöbete başlamışlar ama sinirli değiller. Hafta sonu su taşıyan arılara da rastladım. Polen gelişini takip eden günlerde varroa mücadelesi yapmaya başlayacağım.
    Bu şartlar bana 2006 yılı şubat ayını hatırlatıyor. Çiçeklenme erken gerçekleşmiş sonra soğuktan zarar görmüşlerdi. Bal alamayacağımı anlayınca ek yemlerle besleyerek arı sayımı çoğaltmıştım. Allahtan dileğim, bizleri tekrar kuraklıkla imtihan etmemesidir.

    in reply to: ERKEN İLKBAHARDAN NASIL FAYDALANABİLİRİZ #11163
    SIVASI
    Participant

    ŞUBAT AYI ÇALIŞMALARI
    Düşük rakımlı bölgelerimizde Ocak ayı içerisinde polen gelişi, bununla birlikte yavru yetiştirme faaliyetleri başlar. Sivas gibi yüksek rakımlı ve karasal iklimin görüldüğü bölgelerimizde ise; ısının arttığı günlerde, arılar bağırsaklarını boşaltmak ve kovan temizliği yapmak için uçmaya ve hareketlenmeye başlarlar. İlk yumurtalar ancak kar çiçeklerinin açtığı ve Cemrelerin düştüğü dönemde görülmeye başlar.
    Kovan girişleri kontrol edildiğinde dışarıya atılmış ana arıya veya büyük miktarda mum kırıntısına rastlanmıyorsa arıya yapılacak en iyi şey kapağını dahi açmamaktır.
    Kış boyunca kek vermenin ve çok erken ek yemlerle beslemenin faydadan çok zarar getirdiğini acı tecrübelerle öğrenen arkadaşlarımız var. Ülkemizdeki yavru çürüğü olaylarının görülmesinin başta gelen sebebi arıyı vaktinden önce yumurtlamaya zorlamaktır. Ölen yavrular sökülüp atılamadığında koloni ya ölür ya da sürünür…
    Yavru faaliyetlerinin başladığı dönemde girişleri iki –üç santime kadar düşürerek sıcaklığın ve nemin korunmasına ve ihtiyaca cevap verecek seviyede kalmasına çalışılmalıdır. Bunun bir diğer faydası da yağmacılığın önlenmesidir.
    Gölgede sıcaklığın 14 dereceye çıktığı bir günde kovanlar açılarak yer daraltması uygulanmalı, çiçekler açmaya başladığında kovan başına 250- 500 gram kek verilmelidir. Şerbet vermekte acele edilmemelidir.

    in reply to: Lütfen Yardımcı olun #10884
    SIVASI
    Participant

    UZAKTAN KUMANDALI ARICILIK
    Sayın sailor_tr,
    1-Arıcılıkta mevsimsel olarak yapılması gereken çalışmalar var. Bunların bir kısmı “olmazsa olmaz” dediğimiz türden çalışmalardır.
    Arıcının tatil yaptığı dönem diyebileceğimiz kış ayları ve kar yağışlı günlerde dahi en az haftada bir defa arıların durumunu dışarıdan kontrol etmek gerekir. Kocaeli’nin kışı biraz daha hafif geçeceğinden daha çok iş çıkabilir.
    İkinci tatil dönemi bal sağımından sonraki birkaç haftalık dönemdir.. Bu günlerde dahi haftada bir gün arılığa gitmeniz gerekir.
    Şevkinizi kırmak istemem ama, arıdan anlayan ve bakımını yapabilecek sizin dışınızda bir kişi yoksa, bence bu iş sizin çalışma temponuza uygun değil. Belki bir- iki yıl işler yolunda gidebilir ama bir oğul dönemini kaçırır, bir defa yağmaya uğratırsanız ya da hırsıza kaptırırsanız emeğiniz boşa gider.
    Bölgelere göre değişmekle birlikte Mart ayından itibaren her hafta, bazan haftada iki defa arılığa gitmeniz gerekir.
    2-Çevreye zarar vermeyecek ve çevreden zarar görmeyecek, şikayete konu olmayacak korunaklı yerlere arı bırakabilirsiniz. Resmi arıcı olacaksanız işler değişir…
    3-Bahar aylarında kovanla birlikte sekiz çıtalık bir arıyı 250-300 TL’ ye alabilirsiniz. Arılı kovan sayısı kadar da yedek kovan bulundurmanız gerekir. Çıta, mum, şeker ve ilaç masraflarını da dahil edersek masraf 450-500 TL’ye çıkacaktır.
    Hobi olarak yapıldığında para da kazanmayacağınızı bilmelisiniz. Kendiniz ve çevreniz kaynağı belli bal yemiş olursunuz.

    in reply to: Arıcılığa başlamak istiyorum #10658
    SIVASI
    Participant

    YASAL UYARI
    Sayın Şekerli,
    http://www.samsunvho.com/viewpage.php?page_id=15
    Görüşünüze kaynaklık eden yazıyı tekrar gözden geçirdim.
    Yazı 14 kaynaktan toplanmış, yazıdaki tüm cümleler neredeyse birebir alıntı yapılmış. Bizim foruma yaptığımız alıntılar kadar emek harcanmış bir ÇALIŞMA!!!
    9 numaralı kaynak http://www.kkgm.gov.tr/talimat/gidalarda_ilac_kalinti_uyarilari.html

    GIDALARDAKİ İLAÇ KALINTI UYARILARI HAKKINDA TALİMAT adını taşıyor. Sigara paketlerinin üzerine YASAL UYARI SİGARA SAĞLIĞA ZARARLIDIR cümlesinin bulunması nasıl yasal bir zorunluluksa, üretilen ilaçların üzerine de örnek cümlelerin birinin yazılması zorunluluğunu getiriyor. İşte ilgili bölüm:
    15-BAL için ilaç kalıntı arınma süresi “GÜN” olarak ifade edilmelidir.
    Örnekler :
    Gıdalarda (balda) ilaç kalıntı uyarıları
    ilaç kalıntı arınma süresi ( i.k.a.s.) : “tedavi süresince ve son ilaç uygulamasından sonra 30 gün boyunca elde edilen bal insan tüketimine sunulmamalıdır ”
    “ arıların bal üretimine başlamasına en az 32 gün kala ve bal üretimi boyunca kullanılamaz.”
    “İlaç uygulanan kovanlardan elde edilen ballar insan tüketimine sunulmamalıdır.”
    “ arıların bal üretmeye (tutmaya) başlamasından itibaren bal hasadına kadar kullanılamaz”
    “ insan tüketimine sunulacak olan polen/arı sütü/propolis/vs toplama/üretme döneminde kovanlara/arılara uygulanamaz ”
    “Bal akımı (bal tutumu) süresince ve bal akımının başlamasına asgari 3 gün kala uygulanmamalıdır.” (ilaç kalıntı arınma süresi bal için 3 gündür).
    Bu ifadelerin hangi ilaçlarla ilgili olduğunu üretici firmalar belirleyebilir. Arı Hastalık ve zararlıları için kullanılan çok sayıda ilaç var. Bunların bir kısmı balda sıfır kalıntı bırakırken, bir kısım ilaçların bir yada altı ay kalıntı bıraktığını görüyoruz. Yukarıdaki tırnak içerisinde verilen cümleler bir araya getirilerek BİLİMSEL yazı oluşturulamaz.
    Avrupa Yavru Çürüklüğü gibi önemli bir hastalık için kullanılan antibiyotikle Varroa için kullanılan kalıntı bırakmadığı iddia edilen bir ilaç bir tutulabilir mi?
    Bir noktada çelişkiye düşmüşsünüz. Ben yemediğim balı başkalarına da yedirmem arılarıma da!!! Ayrıca burada yaptığım bir şeyi savunmuyorum. Yazdıklarımı bütün olarak incelerseniz Siz de görürsünüz. ‘Barika-yı hakikat, müsademe-yi efkârdan çıkar,’ (gerçeğin ışığı, fikirlerin çatışmasından çıkar).Amacımız doğruyu bulmak.

    http://www.kemalpasa-tarim.gov.tr/cey/ARICILIK.HTM

    Ülkemize ilk girdiği 1978 yıllarında arıcılığımız için çok büyük darbeye sebebiyet vermiş. Ancak daha sonra kontrol altına alınmasına rağmen ilaçlı mücadele yapılmazsa kovanların sönmesine kadar varan zararlara sebebiyet verebilir. Arılıkta her türlü çalışmada diğer kovanlara bulaşabilir. Erken ilkbaharda ve sonbaharda ilaçlama yapılmalı, KESİNLİKLE MECBUR KALMADIKÇA BAL DÖNEMİNDE İLAÇLAMA YAPILMAMALIDIR. Zararsız gibi gözüken ilaçların bir çoğu balda kalıntı bırakmaktadır.

    http://acikarsiv.ankara.edu.tr/fulltext/932.pdf
    Pestisit çalışmalarında ilk olarak tolerans değerlerinin tespit edilmesi ve
    tespit edilen tolerans değerlerine göre SON İLAÇLAMA İLE HASAT ARASINDAKİ SÜRENİN BELİRLENMESİ çalışmaları yapılmıştır (Dormal ve Çakıllar 1960).

    http://www.enderyarsan.net/Samsun.php

    Ayrıca, amitraz uygulamasını takiben 30 GÜN GEÇMEDEN bal hasadı yapılmaması tavsiye edilir.

    in reply to: Arıcılığa başlamak istiyorum #10645
    SIVASI
    Participant

    BARDAĞIN DOLU TARAFI

    Amitraz uygulanmasını takiben ballar 4 hafta süreyle hasat
    edilmemelidir.

    Amitraz balda kalıcı değildir ve 3-4 hafta içerisinde tamamen
    metabolitlerine ayrışmaktadır.

    Bal için ilaç kalıntı arınma süresi “GÜN” olarak ifade edilir. Tedavi süresince ve son ilaç uygulamasından sonra 30 gün boyunca elde edilen bal insan tüketimine sunulmamalıdır.

    Arkadaşlar,
    Yukarıda ne ifade edilmek isteniyor?

    Büyük bal akımına yakın bir dönemde, ilaç kullanılmış arının balı çöpe mi atılacaktır, yoksa dört haftalık süre sonunda hasat edilerek tüketime mi sunulacaktır? Bana yüzde doksanı dolu bardağın boş tarafına bakıyorsunuz gibi geldi.

    Benim buradan anladığım, kullanılan ilaç yaklaşık bir ayda etkisini yitirecektir. Bu süre beklenmeli, sürenin sonunda bal hasadı yapılmalı ve tüketiciye sunulmalıdır. Çünkü bu süre sonunda baldaki ilaç kalıntısı miktarı kabul edilebilir değerlerin altına düşecektir.

    in reply to: Arıcılığa başlamak istiyorum #10642
    SIVASI
    Participant

    TOLERANS SINIRLARI
    Tarım ve hayvancılıkta kullanılan bütün kimyasalların insan sağlığı için az veya çok zararlı olduğunu, zorunlu olmadıkça bal akımı döneminde Varroa mücadelesi yapılmaması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Bu günkü bilgi düzeyine göre: İLAÇ KULLANMAK ZORUNDA KALIRSANIZ DÖRT HAFTA GEÇMEDEN BALI ALARAK SAĞMAYIN, deniyor. Çünkü bal sağıldıktan sonra hemen tüketime sunma hazırlıkları başlıyor. Hatta kendimiz bile oracıkta yiyoruz. Tüketicinin korunması için üreticilerin de kurallara uyma zorunluluğu var. Bilinçli arıcılar ilkbahar ilaçlamasını Şubat- Mart, sonbahar ilaçlamasını Kasım- Aralık aylarında yaptığından zaten Varrao ile pek muhatap olmazlar.

    Sonbahar ayları büyük bal akımı dönemi değildir. Sonbahar ilaçlaması ile ölen arının balını yiyebileceğimiz dönem içerisinde iki aylık bir dönem olduğundan zaten ilaç kalıntısı bulunmaz. Bulunsa dahi, Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliğinde belirtilen, ballarda kalıntı olarak bulunmasına izin verilen ilaç ve kimyasal maddelerin tolerans sınırları altında olacaktır. Bu balların ticari değeri olmadığından satamazsınız. Çıtaları genelde eskidir, polenlidir, yavru sahası açıktır, az da olsa yavruludur. Polenli çıtaları satmamın yolu yok, bulursam kazımak suretiyle kendim yerim zaten.;)
    Sayın Şekerli,
    Arıcılığa başlamak isteyen arkadaşımıza, başlamak için acele etmesini ilk kış ayında kayıp dahi verse zararının fazla olmayacağını ifada etmeye çalıştım. Keşke, Siz de bir cümleye takılmanın yanında, arkadaşımıza görüş ve önerilerinizi sunsaydınız.

Viewing 15 posts - 46 through 60 (of 144 total)