Forum Replies Created
-
Yazarİletiler
-
MURAT CAKIR
ParticipantAsım Bey,
Ben yurtdışında kovanlarda yağlı boya yerine lateks içerikli su bazlı boyaların kullanıldığını birçok yerde okudum.
Konu ile ilgili Türkiye’deki boya fabrikalarına mail attım.
Polisan Ar-Ge müdürü sağolsun ilgilendi ve cevap verdi.
Lateks içerikli boya olarak bizim iç cephe ve dış cephe boyalarımızı rahatlıkla kullanabilirsiniz dedi.
Dış cephe kullanırsanız güneş, soğuk ve ultroviyole ışınlara daha çok dayanıklı olduğunu söyledi.
İkincisi özellikle şunu belirtti.
Silikonlu lateks içerikli su bazlı boyalar dışarıdan içeriye suyu geçirmez fakat içerideki nemi buharlaşma etkisiyle dışarı atar dedi. Bu yüzden bu boyalar kabarmadığını söyledi.
Yani suyu üzerine döktüğünüz zaman bir taraftan diğer tarafa geçirmiyor. Ama içerideki nemi buharlaşma etkisiyle öbür tarafa alıyor.
Yağlı boya gibi iki taraflı geçişi engelleyen bir film tabakası yapmıyor.
İnternetteki araştırmalarımızın ve fabrika Ar-Ge müdürünün verdiği bilgiler bu yönde.
MURAT CAKIR
ParticipantBiz sürekli organik asitlere vurgu yaptığımız için zaman zaman diğer ilaçlara düşmanlığımız varmış gibi bir yanlış anlaşılma oluyor. Belki bizi organik asit tüccarı zannedenler de vardır.
Perizin ve Bavyarol varroa için üretilmiş ve bütün dünyada satışı serbest olan ilaçlar.
Her ne kadar Bavyarol isimli ilaç Türk arıcısına reklam edilip yeni yeni arıcılarımızın gündemine girse de yurtdışında uzun yıllardır kullanılıyor.
Türkiyede yapılan şöyle bir yanlış var: Ben varroa için Perizin’den başka ilaç tanımam, ben Bavyerol’dan başka ilaç tanımam, ben duman veririm onun üstüne ilaç tanımam.
Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz konu bu.
Sentetik ilaçlar sürekli kullanıldığında 1) Kesinlikle kalıntı problemi oluşturuyor 2) Varroa bu ilaçlara karşı direnç kazanıyor.
Varroa için üretilmiş sentetik ilaçlar kullanılsa bile, ki tarım ilaçları ya da büyükbaş hayvan ilaçları kullanmaktan daha iyi, sürekli aynı ilaç kesinlikle kullanılmamalı. Değişik ilaçlar yıllara göre dönüşümlü olarak kullanılmalı.
Çünkü üst üste aynı sentetik ilacı kullanmak kesinlikle varroada direnç oluşturuyor, ilacın etken maddesine karşı bağışıklık kazanan varroalar artık düşük dozlardan etkilenmiyor. Varroa ile mücadele etmek isteyen arıcı ister istemez yüksek doz vermeye başlıyor.
Mesela 3 kere verilmesi gereken dumanı 13 kere vermeye başlıyor.
Yüksek doz demek, balda kalıntı demek.
Onun için ben şundan başka ilaç tanımam, ben bundan başkasını kullanmam mantığından vazgeçip, yapılan araştırmaların ışığında ürettiğimiz balların sağlıklı olmasını sağlayacak yöntemleri tercih etmeliyiz. En önemli şey ürettiğimiz balın sağlıklı olması, bunu yapamıyorsak, insanlara şifa niyetine zehir yediriyorsak, arıcılığımızın bir hükmü yok.
Sentetik ilaçların uçuculuk özelliği yok, çok uzun yıllar özellikle balmumunda kalıcılıklarını sürdürüyorlar. Bu sene laboratuvarda anlaşılamayacak kadar bir kalıntı oluyor, ertesi senelerde küçük kalıntılar birleşerek büyük miktarlara ulaşıyor.
Bütün bunlar Avrupa ülkelerinde araştırılmış sonuçları bulunmuş şeyler.
Dünyada sağlıklı bal üretmek isteyen arıcıların hepsi artık organik yöntemlere yöneliyor. Organik arıcılık yapmak demek illaki sertifika almak anlamına gelmiyor. Herkes organik arıcılık yöntemlerini kullanarak daha sağlıklı bal üretebilir.
Sentetik ilaçların Avrupa pazarı daraldığı için, şu anda ilaç firmaları ülkemizde bu işin reklamını yürütüyor. Arıcılara bu ilaçları tek alternatifmiş gibi lanse ediyor.
Bütün gelişmiş ülkelerde organik asitler varroa mücadelesinde kullanılırken, Almanya’da arıcılık yapan Mehmet arkadışımızın söylediği gibi herhangi bir kalıntı problemi oluşturmazken, ülkemizde bu yöntemlere karşı enteresan bir direnç var.
Organik asitler ruhsatlı ilaç değil, boşverin asiti bunlar fasafiso sözlerini sürekli duyuluyor.
Bizim görevimiz yurtdışında deneyleri yapılan ve bilimsel sonuçları bulunan uygulamaları ısrarla Türk arıcısına anlatmak.
MURAT CAKIR
ParticipantMehmet Bey,
Çok farklı varroa ilaçları varken siz niye sadece Formik asit kullanıyorsunuz?
Bunun sebeplerini yazabilir misiniz.
MURAT CAKIR
ParticipantOlayı bilmeyen arkadaşlara kısa bir açıklama yapalım.
Dün akşam Kocaeli TV’de yaklaşık 2 saat süren arıcılık ve bal ile ilgili canlı bir program yayınlandı.
Programın 3 tane konuğu vardı, İzmit Arı Yetiştiricileri Birliği Başkan Yardımcısı, Bal Üreticileri Merkez Birliği Başkan Yardımcısı ve arıcı (bizim sevgili arı bakanımız) Ali Türk.
Kocaeli dışında ikamet eden ve olaydan haberdar olan arkadaşlarımız programı internet üzerinden izledi. Mesela Devrim Oskay programı baştan sona Porto Rico’dan takip etti.
Bir ara Halil Bilen arkadaşımız da telefonla bağlanarak önemli uyarılarda bulundu.
MURAT CAKIR
ParticipantAğaçlardan en verimli nektar veren Akasya var. Farklı zamanlarda çiçek açan değişik akasya türleri dikilebilir.
Bitkilerden ise arıotu-fazelya denilen bitki nektar açısından verimli.
Arıotunun çiçekleri kademeli olarak açıyor ve çok uzun süre arılar faydalanabiliyor.
Bunun dışında yonca ve korunga gibi yem bitkileri de nektar açısından önemli.
MURAT CAKIR
ParticipantArkadaşlar sonuçta kendi arılarınızdan verimli ana arı üretme ihtimaliniz piyasadan aldığınız anaarılardan daha fazla.
Bu melez mi saf mı olayını şöyle örnekleyelim isterseniz.
İki zenci çocuk yaptığında doğacak çocuğun da zenci olacağını bilirsiniz.
Fakat bir zenci ile bir beyaz çocuk yaptığında doğacak çocuğun zenciye mi yakın olacağı beyaza mı yakın olacağı ya da ikisinin ortası bir renk mi olacağını önceden kestiremezsiniz doğunca görürsünüz.
Mendel kanunlarını okursanız bu işin teorisini anlarsınız.
Elinizde saf ırklar varsa bunlardan üreyecek arıların özelliklerini üç aşağı beş yukarı önceden kestirebilirsiniz.
Yani doğacak çocukların ebeveynlerine benzeme oranı daha yüksek olur.
Ama elinizde verimi çok yüksek olan bir melez arı varsa, bundan üreteceğiniz yavruların da ebeveynlerine benzeyeceği garantisi yok.
Yine verimli arılar da üreyebilir son derece kötü arılar da üreyebilir. Yani olay tesadüfe kalmış olur.
Bir de larva transferi yaparak ana arının kendisinin hangi kovandan yetişeceğini belileyebiliyoruz, ama özellikle yakın yerlerde başka arılıklar varsa erkek arı konusunda seçim şansımız olmuyor. Onun için ya yapay dölleme, ya da izole çiftleştirme bölgeleri gerekiyor.
Burada yapılması gereken seleksiyon denilen işlem. Kayıtları sağlam tutulan kovanların verimsiz olanlarının analarını sürekli verimli olanların anaları ile yenilerseniz, 3-5 sene sonra elinizde verimli bir arınız oluşmaya başlamış olur.
Neye göre seçim yapacağız denilmiş.
1) Bal toplama. Bilindiği gibi aynı güçte olan arıların bazıları iyi bal biriktirirken bazılarının performansı düşük oluyor.
2) Polen Toplama.
3) Yavrulama
4) Hırçınlık
5) Oğul Eğilimi
6) Kovanı temiz tutma alışkanlığı
7) Hastalıklara karşı dirençBu kıstaslara göre kolonileri puanlar ve sürekli olarak en yüksek puan alan kolonilerden ana arı üretir, verimini beğenmediğiniz anaları sürekli olarak değiştirirseniz, sonuca ulaşma ihtimaliniz yüksek.
Ali Türk Papazın ürettiği Buckfast arısını örnek vermiş karma ırklardan üretildiğini söylemiş.
Doğrudur. Ama Br Adams o işe 30 yılını harcamış, genetik biliminin bütün verilerinden yararlanmış. Elindeki arıları ıslah etmek için o kadar süreyi harcamaya sabrı olan ve genetik bilimini ayrıntılı öğrenen herkes benzeri sonuçlara ulaşabilir.
Düzenleyen: buyuksef, :: 19/09/2007 10:00
MURAT CAKIR
ParticipantZafer Bey, melez arılardan yapacağınız üretim sonucu elde edeceğiniz verimlilik tesadüflere kalır. Doğacak analar verimli de olabilir, tam tersi de olabilir.
Melez olan ebeveynlerden genetik özellikler yeni bireylere aktarılırken, hangi özelliğin baskın olacağı önceden kestirilemez.
Sadece saf damızlıklardan yapılan üretimin sonucu yüzde yüz garanti olmasa bile, büyük ölçüde kestirilebilir.
Mendel Kanunlarını internetten aratıp okursanız bu işin teorisini daha iyi anlarsınız.
Hüseyin arkadaşımızın söylediği gibi, ülkemizde yapılan iyi niyetli girişimler dönüp dolaşıp o sektörün ayağına dolanan bir hale geliyor.
Anaarı üretimi teşvik edildiği zaman ne kadar çok sevinmiştik, ülkemiz arıcılığının dünya ile boy ölçebilecek hale geleceğini düşünmüştük.
Ama anaarı teşviği döndü dolaştı, Türk arıcılığının en büyük handikapı haline geldi.
Burada olayın denetimi ve otokontrolü için sivil toplum örgütlerinin çabaları gerekiyor.
Fakat arıcıların en büyük örgütlenmeleri malesef bu konuda, arıcılığın menfaatini düşünmüyor.
Bu örgütler anaarı başına 2 ytl komisyon almak için (tabiki istisnaları da var) arıcının zarar görmesine göz yumuyor.
Birçok arıcı da nasıl olsa bedava diye sonuçla ilgili gerekli yerlere şikayette bulunmuyor.
Aldığı 30 tane anaarının yarısından fazlası dölsüz çıkan ve bu konuyu bağlı olduğu birliğe şikayet eden arıcıya ilgililer tarafından verilen cevap, olayın vehametini ortaya koyuyor:
"Senin 60 tane anaarı alma hakkın var. Seneye fazla fazla al. Beğenmediklerini imha edersin, teşvik hakkın var nasıl olsa zarar etmezsin."
MURAT CAKIR
ParticipantMurat Akın Beyin dediği gibi Arıcılık Toplumunu ilgilendiren önemli bir haber.
Arı Yetiştircileri Birliği ile Bal Paketleyicileri birliğinin ittifak yaparak ortak komisyon kurması ve bu komisyonun Türkiye’nin arıcılığını yönlendirme misyonu yüklenmesi, oldukça ironik bir durum.
MURAT CAKIR
ParticipantSevgili arkadaşlar,
Konu başlığına uygun olmayan bir konuyu burda tartışmak yanlış ama madem burda başladı burdan cevap yazayım.
Şimdi olayı gizemli ve olağanüstü bir hale getiriyorsunuz. Adı konmamış ama çok etkili bir keşif gibi sunuyorsunuz. Siz bildiğim kadarıyla sağlıklı bal tüketebilmek için bu işi hoby olarak yapan insanlarsınız. Bu tür ne idüğü bellisiz ilaç uygulamalarından kesinlikle uzak durun, ürününüzü riske atmayın.
Bugün arıcılığın yoğun olarak yapıldığı bölgelerde, ucuzluğundan dolayı arıcılık için geliştirilmemiş diğer veteriner ilaçları varroa ve diğer hastalıklar için yaygın bir şekilde kullanılıyor.
Türkiyenin bal ve balmumundaki kalıntı haritası çıkarıldığı zaman bu bölgeler her zaman başı çekiyor.
Flumethrin etken maddeli büyükbaş ve küçük baş hayvanlardaki parazitler için kullanılan bir ilaç, arıcılar tarafından bu amaçla kullanılıyor.
Kullanıcılar Bu ilacın ve bu şekilde kullanımının balda, balmumunda kalıntı yapmadığını nerden biliyorlar ve bunu iddia ediyorlar.
Bu şekilde kullanımdan sonra hangi laboratuvarda kalıntı araştırması yapılmış?
Şehir efsanelerine ve söylentilere kanmayın.
Size Prof. Dr. Ulviye Kumovanın ilgili makalesinden bazı pasajlar aktarıyorum.
"Dünyada Varroa kontrolünde son 10 yılda pyretroidler (Apistan, Klartan, Mavrik, Agua Flow, Spur, Tau-fluvalite, Yardex. Bayvarol) yaygınlıkla kullanılmaktadır.
Bu pyretroidleri sürekli kullanan Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinden gelen sinyaller ve bulgular Varroalann bu pyrethroidlere karşı
direnç oluşturdukları, dayanıklı akar hatlarının gelişmesine neden olduğu ve
arı ürünlerinde kalıntı bıraktıkları bildirilmektedir."Yukarıdaki Bayvarol arıcılık için geliştirilmiş Flumethrin etken maddeli bir ilaç. Yani zeytinyağına katılan büyükbaş hayvan ilacıyla aynı etken maddeye sahip. Arıcılık için geliştirilmiş olanının bile sürekli kullanımda varroada direnç oluşturduğu arı ürünlerinde kalıntı bıraktığı bilimsel olarak kanıtlanmış.
Kalıntının nasıl oluştuğu ise aşağıda anlatılıyor. Sentetik ilaçların büyük kısmı suda erimiyor yağda eriyor. Zeytinyağı içinde eritilmiş ve fırça ile çerçevelere sürülen ilacın kovanda nasıl dağıldığını görün.
"Yağda eriyen bileşikler çok daha farklı özellik göstermektedir. Bu bileşikler stabildir, uçucu değildir ve balmumunda yükselme gösterirler. Yağda eriyen bileşikler, arılar tarafından onların bacakları ve vücutları ile koloninin her tarafına dağılmakta, kovanın bütün giriş delikleri, arıların yürüdükleri çerçeveler, kovan dip tahtası ve balmumunun ince tabakası bunlarla kaplanmaktadır. Kovan içinde biriken bu maddeler bal, taze balmumu ve propolis gibi arı ürünlerine geçmektedirler. Balmumunda yüksek konsantrasyonda tutulması balmumundan bala geçerek daha çok kalıntı bırakmasına neden olmaktadır. Bu maddelerle bulaşık balmumu parçacıklarının bal içinde
bulunmasıda son derece tehlikeli bir durum oluşturmaktadır. Bulaşık balmumu baldaki kalıntının önemli bir işaretidir çünkü balmumunda biriken akarisitlerin doğal olarak azalması söz konusu değildir. Bulaşık balmumlarımn teknik kapasite olarak temizlenmesi ise oldukça sınırlıdır. Bu bileşiklerin arıcılıkta uzun süreli kullanılmaları ve balmumunda birikmesi büyük risk taşımaktadır."Makalenin tamamı bu linkte: http://www.aricilik.gen.tr/arastirma/PDF/varroa_mucadelesi.pdf
Düzenleyen: buyuksef, :: 10/09/2007 11:44
MURAT CAKIR
ParticipantFeridun Bey,
Anlattığınız olay Türk arıcılığının klasik durumuna iyi bir örnek.
Birisi bir yöntem öğrenir ama sır gibi saklar, başkalarına para ile satar.
Veteriner arkadaşın gösterdiği afişteki ilaç büyük ihtimalle büyükbaş hayvanlarda kene vs zararlılara karşı kullanılan bir ilaç.
Sonuçta Türk arıcısı yıllardan beri varroaya karşı elma kurdu ilacından, kene ilacına kadar çeşitli varyasyonlar kullanıyor.
Ama arıcı, arının doğadan topladığı ve içinde hiçbir katkı maddesi olmayan "BAL"ı insan eliyle zehirli bir madde haline getirdiğini farketmiyor.
Tek beklentimiz varroayı dökmekse, bu yöntemler varroa direnç kazanıncaya kadar varroayı döker.
Ama kimyasal madde bulaştırdığımız balı ve balmumunu ne yapacağız?
Varroa dökmek adına, şifa niyetine satılan balın, insan sağlığını tehdit eden hale gelmesine aldırış etmeyecek miyiz?
Arıcılar bu soruların cevabını iyi düşünmeli.
MURAT CAKIR
ParticipantArkadaşlar temennilerimiz hep çok güzel, hepimiz biran önce güzel şeylerin olmasını istiyoruz.
Ama Türkiye’nin kendine göre gerçekleri var bunlar bir türlü aşılamıyor.
Sektörün içinde olan arkadaşlara sorayım, bugün invert şekerler dediğimiz glikoz ve fruktozla arıların beslenmesine şiddetle karşı çıkan bir gurup var? Takip edin bakalım bunlara karşı çıkanlar hangi organizasyonların içinde. Arıcının yanında olması gereken kurumlar arıcının ucuz arı beslemesine nasıl karşı çıkıyor?
Çay şekerine göre daha ucuz olan glikozu arı beslemesinde kullanılmasına muhalefet edenler, devletin arıcıya şeker teşviği vermesini isterler mi zannediyorsunuz?
İkincisi arıcılığın en büyük problemi arkadaşlarımızın da belirttiği gibi Arıcılık Kanunun olmayışı.
Arıcının kanuni olarak hiç bir hakkı yok. Arıcılık ülkemizde geçici ve sürekli değiştirilen yönetmeliklerle yürütülüyor.
Kimse de arıcılık mevzuatının en son halinin ne olduğunu, arıcının yasalar karşısındaki durumunu tam olarak bilemiyor.
Şimdi size TAB tarafından hazırlanan ve meclis komisyonlarında bekleyen Arıcılık Kanun Teklifinin linkini vereceğim.
O linkten Kanun Teklifini indirip bir okuyun, ve kanun çıkarsa ne gibi haklara sahip olacağınızı öğrenin. Ben 3 kere okudum benim açımdan ne değişeceğini anlayamadım.
Sadece varolan durumu kanunlara dayandırmaya çalışıyor.
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/kanun_teklifi_sd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no=52979
Düzenleyen: buyuksef, :: 07/09/2007 11:55
MURAT CAKIR
ParticipantBaşka bir problem de olabilir.
Fakat, bildiğiniz gibi ana arı tek erkekle çiftleşmiyor
Duruma göre 9-10 erkekle çiftleştiği oluyor. Sperm kesesi doluncaya kadar bu çiftleşme devam ediyor ve bu durum ona ömür boyu yetiyor.
Çiftleştiği erkeklerden bir kaçı kendi kovanından olmuş olabilir. Sperm kesesinde sıra bu erkeğin spermlerine gelmiş olabilir.
Yabancı dilden çeviri bir arıcılık kitabı var. Orada larvaların işçi arılar tarafından temizlenmesinin en büyük nedenini, yakın akraba çiftleşmesinden dolayı oluşan genetik bozuklukla açıklıyor.
MURAT CAKIR
ParticipantAna arı kendi kovanından erkeklerle döllenirse, doğan yavrular diploid erkek oluyor. Yani genetik olarak bozuk yavrular ortaya çıkıyor. Yakın akrabalı döllenmede de bu tür problemler görülüyor.
Diploid erkek larvalarını işçi temizliyor. Arın çok normal görünüyor ama genetik olarak problem var.
MURAT CAKIR
Participant1) Bilimsel araştırmalar olduğu gibi orjinaliyle yayınlanır. Bir kısmı alınıp diğer kısmı kesilmez. Araştırmadan kötü bir Türkçe ile kafaya göre alıntı yapılıp, altına da yine kendi yorumun yazılmaz. Bu şekilde "Altına Kamuoyuna Duyrulur" gibi notlar yazarak, araştırma sonuçlarını sanki siz bulmuşsunuz gibi ilan etmek, bir kere o araştırmayı yapana haksızlık.
2) Bu araştırmaların çoğu internette arıcıların ulaşabileceği PDF dökümanları şeklinde zaten var. Yani sizin keşfettiğiniz araştırmalar değil. Yine bizim yaptığımız aricilik.gen.tr sitesinde toplu halde bulabilirsiniz. Bizim akademisyenlerin araştırmalarını kabul etmeme gibi bir lüksümüz olamaz.
3) Küçük olsun benim olsun, herşeyin kontrolü bende olsun mantığının bizde de olduğunu düşünüyorsanız ben buna üzülmekten başka birşey yapamam.
4) Forumlar kişilerin kendi görüşlerini ve tecrübelerini paylaştıkları ortamlardır. Bu ortamın tek kısıtlayıcı kuralı, başkalarının kişilik haklarına saldırmamaktır.
5) "Neden Bence diye yazan tecrübeden yoksun,literatürde sadece dinleme yerinde olması gerekenlerin görüşlerini yayınlıyorsunuz." Diye bir cümle kurmuşsunuz. Bu görüşünüz daha önceki mesajlarınızı silmemin doğru olduğunu kanıtlıyor. Çünkü orada yazdığınız "Bence diye başlayan yorumlar yapmayın" notları, mesajlarınızı silmemin en büyük nedeni. Çünkü bu notunuzdan rahatsızlık duyanlar oldu. Bu herkesi küçümseyen tavra izin vermemiz mümkün değil. Araştırma sonuçlarını siz yorumlayabiliyorsanız, başkaları da yorumlayabilir.
6) Bizim amacımızın çok bildiğimiz konuda bilgimizi gösterip ego tatmini olduğunu yazmışsın. Sildiğim yazılar ve buna gösterdiğiniz tepkide kullandığınız ifadeler ego tatmini probleminin kimde olduğunu gösteriyor. Ben bu sitede şimdiye kadar kimse ile ilgili olarak sizin yaptığınız gibi başkalarını bu kadar küçümseyici ifadeler kullanmadım.
MURAT CAKIR
ParticipantTimurhan Bey,
Türkiye’de bu tür ekipmanın çok kaliteli olarak üretilebileceği teknik altyapı var.
Fakat bizde kötü bir alışkanlık doğdu. Kalitede rekabet değil, fiyatta rekabet daha önemli hale geldi.
Toplum olarak ilkönce kalitesine değil fiyatına bakıyoruz. Bu da üretimi etkiliyor, en ucuz üreten en rahat sattığı için, imalat o yöne kayıyor.
Tüketici bu konuda bilinçli hareket etse ve talebini ona göre yapsa ülkemizde de üretilir.
Ama çoğu arıcı için, ha teneke, ha sac, ha galveniz, ha krom, ha paslanmaz çelik hiç önemli değil.
-
Yazarİletiler
Beyazkovan Arıcılık Bir başka WordPress sitesi