MURAT CAKIR

Forum Replies Created

Viewing 15 posts - 136 through 150 (of 244 total)
  • Yazar
    İletiler
  • in reply to: SEYYAR ARICIKTA KAMYON KULLANIMI #9204
    MURAT CAKIR
    Participant

    Bu tür mobil sistem bana da çok mantıklı geliyor. Balkan ülkeleri bunu çok kullanıyor.

    Yalnız bizim kovanlarla zor tabiki.

    Bu sisteme uygun kovan tipi olması gerek.

    Bir de kullanılan arı ırkının yağmacılık ve kovan şaşırma özelliğinin düşük olması lazım.

    Kullanışlı bir kovan şeklini bu tür bir araca monte etsen, arıyı gezdirme ve arıcının barınması problemlerine kökten çözüm olur.

    in reply to: betopan’dan kovan #9189
    MURAT CAKIR
    Participant

    Buradaki kovancıyı yaptığı kovandan dolayı değil, bunu medyaya yansıtıp reklamını yapmayı başardığı için tebrik etmek lazım. Pazarlama için gerekli olan ilk adımı sıfır maliyetle çok güzel atmış.

    Tabi bunun ilk defa düşünülmüş olması, patentinin alınması falan filan bunlar işin hikaye kısımları.

    Patentini almak demek, benzeri model ve malzeme ile aynısının başkası tarafından üretilememesi demek. Bu mümkün değil. Kullandığı malzeme de kendisi tarafından keşfedilmiş bir malzeme olmadığı için bu tür imalata patent alamaz.

    Arıcılıkla ilgilenen ve kendi kovanını yapmak isteyen her arıcının kafasından böyle alternatif ve ucuz malzemelerle kovan yapma fikri geçmiştir.

    Fakat şu ana kadar ahşaba karşı alternatif olacak yüzde yüz kullanışlı bir model henüz ortaya çıkmadı.

    Çünkü dışı kontraplak, içi strafor sistemlerde birbirine yapıştırılan malzemenin zamanla atma problemi var. En azından benim şimdiye kadar gördüğüm bu tür uygulamalar hiç de ömür boyu kullanılabilecek evladiyelik kovanlar şeklinde durmuyordu.

    Çok kaliteli yonga levhalardan yapma kalkınca da ham ahşaptan daha pahalıya geliyor.

    Ama dediğim gibi kovan üreten arkadaşı burdan tebrik ediyorum, arıcılıkla ilgili bir çok kurum kendi sorunlarını medyaya aktaramazken, o bu düşüncesinin medyada yer almasını sağlamış.

    in reply to: Varroa sayısını azaltma da değişik bir yöntem #9177
    MURAT CAKIR
    Participant

    Başka ülkeleri taklit etmeyi niye bırakalım ki?

    Bugün arıcılığın ileri gittiği ülkelerin hemen hepsinde varroaya dayanıklı hatlar geliştirme ve arılarını bu yönde ıslah etme çalışmaları sürdürülüyor.

    Bugün ülkemizde bu konuyla ilgili yapılmış en ufak bir çalışma yok.

    Şimdi bir kurum kalksa bu konuyla ilgili çalışma yapmaya başlasa, kardeşim bırak başka ülkeleri taklit etmeyi mi diyeceğiz.

    Keşke varroaya dayanıklı ve herhangi bir ilaç kullanmadan onunla mücadele edebilen arı hatlarımız olsa, buna kim itiraz edebilir ki?

    Ama henüz literatüre girmiş,Afrika Arıları dışında, kendini bu parazite karşı yüzde yüz koruyabilen bir arı ırkı yok.

    Yerli ırklarımızdan bazılarının bu konuda dirençli olduğu konusunda bir tahmin var. Fakat bilimsel olarak kanıtlanmış bir durum yok.

    in reply to: Varroa sayısını azaltma da değişik bir yöntem #9173
    MURAT CAKIR
    Participant

    Arkadaşlar,

    Halil Bilenin sitesinde ya da forumda başka arkadaşların yazdığı varroa mücadelesi ile ilgili yazılarda şöyle ortak bir fikir var; varroa mücadelesi entegre bir mücadeledir.

    Yani bazılarının iddia ettiği gibi, varroanın kökünü kazıyacak sihirli bir ilaç ya da sihirli tek bir yöntem yok.

    Varroa ile mücadelede birbirinden farklı yöntemleri, birbiriyle birleştirilmiş (entegre edilmiş) şekilde kullanmak durumundayız.

    Her yöntemin kendine göre avantajları var sakıncaları var.

    Ruhsatlı olsa dahi, sentetik ilaçların balmumunda kalıntı bırakma, uzun vadeli kullanımlarında varroanın o ilaca karşı direnç kazanma dezavantajı var.

    Bitkisel kökenli kekik vs gibi esansiyel yağların yanlış kullanımlarında yağmacılık problemi doğurdukları şikayetlerini duyuyoruz.

    Organik asitler ise kullanımında titizlik gerektiren maddeler. Bloglarda formik asitten parmaklarını soydurmuş arkadaşların resimlerini görüyorsunuz.

    Erkek arı imhasının ise eğer ana arı üretiyor ya da doğal oğul alıyorsak erkek arı nüfusu problemine yol açma sakıncası var.

    Yani varroa mücadelesinde tek olarak önereceğimiz her yönteme itiraz edebilecek noktaları rahatlıkla bulabiliriz.

    Gelelim erkek arı imha ederek varroa mücadelesi yöntemine.

    Varroa ile mücadele yöntemlerini ayrıntılı anlatan metinlere bakarsanız, 4 türlü yöntemin anlatıldığını görürsünüz.

    1) Sentetik İlaçlar

    2) Organik asitler

    3) Bitkisel yağlar

    4) Biyo teknik yöntemler.

    Bu tartışılan yöntem de biyo teknik mücadele yöntemlerine ait olan ve bir çok yabancı kaynakta önerilen bir yöntem.

    Tabi burda erkek arı imhası bütün çerçeveleri elimize ayırıp, pirinç ayıklar gibi o çerçevelerin üzerinden erkek arı gözü ayırma anlamına gelmiyor.

    Yöntem Uğur Gök arkadaşımızın anlattığı gibi, Kılavuz peteksiz bir çerçeveye yaptırılan erkek arı gözlerinin, kapandıktan sonra çerçevenin komple imhasıyla uygulanıyor.

    Varroalar erkek arı gözlerini tercih ettikleri için, 1 çerçeve erkek arı pupasını imha ettiğiniz zaman, binlerle ifade edilen sayıda varroayı da imha etmiş oluyorsunuz.

    İkinci bir yöntem de, bal akışının başladığı dönemde ana arıyı, etrafına ana ızgarası takılmış bir çerçeveye hapsederek, sadece o çerçevede yumurtlatmak. Böylece hem bal akışı döneminde koloni yavru yetiştirmekle uğraşmıyor, bal artışı sağlanıyor; hem de üremek isteyen bütün varroalar o çerçeveye girdiği için, bize bunu imha etmek kalıyor.

    Bu yöntem yılda 2 kere ve doğru zamanlama uygulandığında, eğer çok aşırı varroa nüfusu yoksa, ilaç kullanmaya gerek kalmayacak şekilde varroayı azalttığı literatürde yazıyor.

    Tabi Emin Önal arkadaşa da şunu söylemek isterim.

    Bu yöntem batıda geliştirilmiş. Batılı anlamdaki teknik arıcılıkta zaten doğal oğul kavramı yok. Ana arı ıslah kriterlerinde oğula eğilim azlığı, bal toplama kriterinden bile daha önemli olarak değerlendiriliyor.

    Bir de arıcılığın gelişkin olduğu yerlerde, arıcılar kendi analarını üretmekle uğraşmıyor. Bunu yüksek genetik özelliği sahip ana arılar yetiştiren kurumlar yapıyor.

    O yüzden o şartlarda arıcılık yapanların erkek arıya hiç mi hiç ihtiyacı yok.

    Zaten ayrı bir çerçeveye aşırı erkek gözü yaptırarak bu çerçeveyi imha etmek, kolonideki bütün erkek arıların da imha edildiği anlamına gelmiyor. İllaki ihtiyacı karşılayacak bir erkek arı nüfusu olur, hepsini imha etmemiz mümkün değil.

    in reply to: ARI HASTALIGI TEŞİSİNDEKİ İPUCLARI #9158
    MURAT CAKIR
    Participant

    Meslektaşlar kendi aralarında konuşurken, doğal olarak mesleki dillerini kullanırlar. Buna itiraz yok.

    Bir grafiker olarak ben de meslektaşlarımla konuşurken, genelin anlamadığı mesleki kavramları kullanıyorum.

    Fakat meslek dışındaki şahıslara birşey anlatırken hala mesleki teknik terimlerim kullanılmasının amacını hiç anlayamıyorum.

    Buradaki seminerde hedef kitle arıcılar.

    Varroa ile bulaşık demek yerine, varroa ile enfeste demek anlatana ne kazandırıyor, bunu hiç anlayamıyorum. Dinleyene birşey kazandırmıyor çünkü.

    Bakteri bulaşıklığında enfekte diyorlar, varroa, kene, bit türü canlıların bulaşıklığında ise ENFESTE diye bir terim kullanılıyor.

    ENFEKTE ile ENFESTE aynı kelimeden mi geliyor bunu da bilmiyorum, bilen birisi aydınlatırsa öğrenmiş oluruz.

    Virüs kelimesi ise varroayı işaret etmiyor. Cümle kapalı olduğu için yanlış anlaşılmaya neden oluyor.

    Eğer varroa aşırı miktardaysa üzerinde beslendikleri larvayı ve arıyı güçsüz düşürdüğü için, bağışıklık sistemlerini zayıflatıyor.

    Bu yüzden diğer hastalık virüslerinin de yayılması için uygun bir ortam doğuyor.

    in reply to: bal vermek #9129
    MURAT CAKIR
    Participant

    Kış için gıdasız kalma riski yok. En büyük risk şubat sonu mart başıyla birlikte ortaya çıkıyor. Arının yoğun yavrulamaya ve uçuşa başladığı bu dönemde bal stokları hızlı bir şekilde azalıyor.

    Bal bıraktıysanız fazla endişeye ve takviyeye gerek yok.

    Erken ilkbaharda başlarsanız problem olmaz.

    in reply to: Kek yapmak #9102
    MURAT CAKIR
    Participant

    Kek işi normalde arıların erken ilkbaharda acil besin ihtiyaçlarını karşılamak içindir.

    Diyelim ki şubat ayında arının gıda problemi olduğunu farkettiniz, şerbet verme imkanınız yok, verseniz bile arıların da bunu alma imkanı yok.

    Böyle durumlarda kek kurtarıcı bir besin oluyor. Salkımın üstüne çerçevelerin üzerine konulan keki yiyen arıları açlıktan ölmekten kurtarmış oluyoruz.

    Bir de kapalı havalarda acil besleme amacıyla şerbet verildiği zaman arılar bu şerbeti aşırı tüketiyor ve dışkılama ihtiyaçları çoğalıyor.

    Kek hem uzun süre bozulmadan durması hem de arıların yavaş yavaş tüketmeleri nedeniyle böyle durumlarda avantajlı bir gıda oluyor.

    Fakat ben arıcıların sonbahar beslemesinde kek kullanmasının mantığını anlayabilmiş değilim.

    Bence işin bu kısmı tartışmaya çok açık.

    Eğer kışa sokacağımız arıda yeterli bal yoksa, yapacağımız şey 2 birim şeker 1 birim su şeklindeki koyu şerbetle bol takviyede bulunmak.

    Arı bunu alacak ve kışın salkım yapacağı alana istediği gibi depolayacak.

    Ama geç sonbaharda kek vererek arının bunu depolamasını yavaşlatıyoruz.

    İkinci bir konu, kek verildiği zaman arılar bunu tüketmek için aşırı su ihtiyacı duyuyor. Kötü hava şartlarında bile dışarı çıkma ihtiyacı hissediyor.

    Bu tüketim esnasında arının tükrük bezlerinin aşırı çalışması sonucunda, fiziksel olarak yıprandığı da söyleniyor.

    En iyi yöntem sonbaharda arıyı keke muhtaç bırakmamak, havalar soğumadan yeterli şerbet beslemesini yapmak.

    Kek sadece acil durumlarda kullanılması gereken bir gıda diye düşünüyorum.

    in reply to: balsara böceği #9100
    MURAT CAKIR
    Participant

    Bir arıcılık kitabından aynen aktarıyorum:

    Yapılan araştırmalara göre böceğin dişisi Nisan-Mayıs aylarında salgıladığı bir mumlu, pamuksu madde ile kesemsi bir yuva yapıp bu yuvanın içine 200-300 adet yumurta koyar. Genelde yumurtaların bırakıldıkları yerler, ağaç gövdelerinin ve yaşlı dalların kuru kabukları arası ve ağaç gövdelerinin toprak seviyesindeki kök kısmıdır.

    1-1.5 ay sonra yumurtalar çatlayarak yavrular çıkar. Genç yavrular (larvalar) ağaçların sürgün ve dallarına tırmanarak buralara yerleşir ve beslenirler. Ergin larvalar, kışı salgıladıkları mum yünü altında geçirirler.

    Böcek Kızılçam ve Karaçamların bulunduğu her alanda yaşayabilir. Yeterki iklim uygun olsun.

    Nisan ayında önce basralı orman dolaşılıp, ağaç diplerindeki ve ağaç gövdelerinin güney tarafındaki toprağa yakın yerlerdeki böcek kümeleri tespit edilmelidir. Bu kümeler genellikle beyaz pamukçuklar olarak görülürler. Ergin yani yumurtlamaya hazır böcekler bu kümelerin içindedir.

    Nisan ayı sonlarında havanın yağmurlu ve soğuk olmadığı günlerde, kümeler toplanıp karton koliler veya sandık gibi ambalajlara konmalı, kümeler sıkıştırılmamalı, ıslatılmamalı ve üşütülmemelidir. Bu kümelerde ergin böcekler yumurtlama dönemindedirler.

    Aşılanacak yörelere getirilen kümelerden birer avuç olmak üzere ağaçların tam güney yönüne gövdenin toprakla birleştiği yere konulmalı, kümenin üstü kuru çam ibreleri ile örtülmelidir.

    Yeni yöredeki hava şartlarına göre bazı hallerde ergin böcekler, doğrudan kümeden çıkarak tırmanıp uygun yer seçer ve yumurtlayarak ölürler. Bazen de kümenin içine yumurtlayarak ölürler. Her iki durumda da yumurtadan çıkan küçük larvalar ağacın özsuyunu emebileceği dallara tırmanarak kendilerine uygun yer seçer ve emgi yapmaya yani beslenmeye başlarlar.

    Umarım bu alıntı sorulan soruları cevabı olmuştur.

    in reply to: Glikozlu Ballar hakkında… #9095
    MURAT CAKIR
    Participant

    Murat Hocam,

    Aman ha üretiminizden vazgeçmeyin. Sonuçta bu tür yapay petek kullanmadan yapılan petekli balların ciddi bir alıcı kitlesi var ve ekonomik olarak da arıcının faydasına.

    Yukarıdaki örneği tüketicinin aldatılma yöntemi olarak verdim sadece.

    Sonuçta süzme balda da bir çok sahtecilik yapılıyor, bu yüzden süzme bal üretiminden de mi vazgeçeceğiz.

    Vazgeçmek yok, doğru bildiğimiz yola devam :)

    in reply to: Glikozlu Ballar hakkında… #9092
    MURAT CAKIR
    Participant

    Ali Osman Bey,

    1 kavanozunu dahi sattırmayın demişsiniz zaten kavanoz satma imkanları yok :) Çünkü şekerle besleme yaptırarak üretilen balların yüzde 90’ı petek olarak satılıyor.

    Etrafınızdaki marketlere ya da bal satan yerlere bakın, pırıl pırıl güzellikte, üzerinde en ufak leke olmayan, bütün gözleri doldurulmuş ve sırlanmış balları gördüğünüzde, acaba benim kovanlardaki petek ballar niye böyle olmuyor düşüncesine kapıldığınızda sebebini anlayın :)

    Arıcılık kongresinde bu tür besleme yapılarak üretilen balların merkez borsasının Erzurum olduğunu, toptan petekli bal fiyatının 7 ytl olduğunu öğrendik.

    Ayrıca şunu da öğrendim, bu şekilde üretim de bir bilgi ve tecrübe gerektiriyor, her arıcı bunu yapamıyor.

    Biz kendi aramızda bu sene arı yavruya yatmadı, bal getirmedi gibi muhabbetler yaparken, o tür arıcılar da ya bu sene benim arı şeker yemedi muhabbeti yapıyormuş. :)

    Yani arıya şeker yedirmenin de zamanlaması ve tekniği var. Bizim ilkbahar ve sonbahar beslemelerine bakarak, ben arıya ne kadar şeker verirsen o kadarını alır diye düşünüyordum.

    Meğer zamanlamasını doğru yapmazsan arı istediğin kadar şekeri almıyor bir yerden sonra tıkanıyormuş.

    Sonuçta ülkemizde özellikle petekli bal üretiminde bu tarz uygulamalar çok yaygın. İsmine de endüstriyel bal ya da sanayi balı deniyor.

    Dikkatinizi çekmiştir, yuvarlak kasnağa peteksiz bal yaptırılarak karakovan balı diye satılıyor. Bu tür ballarda arılara seri üretim yaptırmak doğal yollardan zaten mümkün değil. Karakovandan yıllık üretim ne kadarsa, fenni kovandan da bu şekilde o kadar olur.

    Ben 2 sene önce köydeki arılarımda denedim, arı çok güçlü olmasına rağmen nektar akımı bitinceye kadar peteği indirip komple bütün çerçeveyi dolduramıyor.

    Buradaki temel problem gıda kodeksimizden kaynaklanıyor.

    Kodeksimiz sanayi balını ayrı bir kategori olarak ele almıyor.

    Batıda birçok ülkede bu tür ballar ayrı kategoride değerlendiriliyor.

    Satıcı balın üzerine şuruptan yapıldığını yazıyor, alıcı bunu bilerek alıyor.

    Bizde kodeks bunu öngörmediği için bu ballar çiçek balı kategorisinde satılıyor, tüketici aldatılıyor.

    Bir de toptan fiyatı 7 ytl olan balın karakovan balı diye 50 ytl ye tüketiciye satıldığını düşünün.

    in reply to: Arıya Polen Verilir mi? #9044
    MURAT CAKIR
    Participant

    Yok iş bana dayanmadı, Muhsin Doğaroğlu hoca anlatmıştı bu olayı. Kısaca anlatayım.

    Polenin etrafı kalınca bir kabukla kaplıymış ve sindirim sisteminde güçlükle eriyormuş.

    Yani tüketilen polenin büyük bir kısmı eriyip bağırsaklarda emilmeden dışarıya atılıyor.

    Bunun için yurtdışında ultrasonik ses dalgalarıyla bu kabukları kırıyorlarmış ve insan gıdası olarak sattıkları polenlerin kabukları kırılmış oluyormuş.

    Türkiyede bu yöntem uygulanmadığı için, poleni bala, yoğurda ya da süte karıştırmayıp, doğrudan iyice çiğneyerek yemek gerekiyor..

    Muhsin hocanın söylediğine göre, arılar da dışarıdan getirdikleri poleni doğrudan doğruya tüketemiyorlar, aynı problem onların sindirim sistemlerinde de oluyor.

    Arılar poleni petek gözlerine depoladıkları ve kendilerinden bir takım enzimler kattıkları için, polen orada fermente olarak kabuğu eriyormuş.

    Eskilerin ARI EKMEĞİ dedikleri petekte depolanmış polen hem arı hem de insan tarafından sindirim problemi oluşturmuyor.

    Taze ya da kuru poleni başka birşey ile karıştırmayıp doğrudan arıya verince arı yine bunu götürüp depoluyormuş. Belirli işlemlerden geçince tüketilebilir hale geliyor.

    Kuru polen ıslatılıp verince arı eğer ihtiyacı varsa bunu yine depoluyormuş ama doğadan taze polen akışı olmaya başlayınca bu kuru polenleri hemen dışarı atıyormuş.

    Eğer kuru polen öğütülerek kek ile karıştırılıp verilirse bu arının sindirim sisteminde sıkıntılı bir durum oluşturuyormuş.

    Arı kek ile birlikte poleni de tükettiği için, kabız oluyor ve havanın soğuk olmasına rağmen dışkılamak için dışarı çıkmak zorunda kalıyormuş.

    Muhsin hoca diyor ki kabız olan arının bağırsaklarına mikroskopla bakılınca kuru polen zerreleri rahatlıkla görülür.

    Aktaracaklarım bu kadar.

    Elimizde taze polen yoksa, kuru polen de Murat Akın beyin anlattığı şekilde verilebilir.

    Fakat yukarıda da yazdığım gibi, arı zaruretten bu poleni alıyor ama dışarıdan taze polen gelişi olmaya başlayınca, bunu çıkartıp dışarı atıyor.

    Çünkü polenin kurutulma işlemi esnasında faydalı bir çok enzim yok oluyor.

    in reply to: neden #9031
    MURAT CAKIR
    Participant

    Arkadaşlar sorulara cevap verirken eğer karşı tarafta yanlış anlaşılmalar oluyorsa, verdiğimiz cevabın da buna katkıda bulunmuş olabileceğini düşünmek lazım.

    Arının çamda uzun süre kalıp kalmaması, doğrudan çamdaki balla ilgili değil.

    Arının yavruya yatabilmesi için kovana polen akışı olması gerekiyor.

    Polen ise çiçek açan bitkilerden elde ediliyor.

    Birçok çam ormanında ise (elbette istisnaları vardır) diğer bitki örtüsü çok zayıf.

    Binlerce hektar alanda kurulu bir çam ormanının ortasına arıyı koyduğunuzda, arının uçuş mesafesinde polen taşıyabileceği bitki örtüsü yoksa, arı böyle bir ortamda yavru işini durdurur.

    Ama bir tarafı açık alan ve değişik bitki örtüsüne sahip, diğer tarafı orman olan bir yer bulduysanız, arı çam ağacından balını getirirken, açık araziden de polenini taşır, yavrusunu yapar.

    Kısacası, arının yavrulama etkinliği çam balı ile doğrudan ilişkili değil. Büyük Çam ormanlarında arının polen ihtiyacını karşılayacak bitki örtüsü olmaması problemi doğuruyor.

    Polen kaynaklarına yakın bir ormanda söylenen bu problemler doğal olarak olmaz.

    in reply to: doğum kontrolü #9003
    MURAT CAKIR
    Participant

    Demet Hanım,

    Çok telaş etmenizi gerektirecek bir durum yok. Ramazan Bayramında benim köydeki arıların da durumu aynı şekildeydi.

    Polen akışı bitince arı da yavruyu kesiyor tek başına bal olması ya da şerbet vermek yavruyu tetiklemiyor.

    Arılarınız kış düzenine geçmiş görülüyor. Neredeyse Kasım ayına geldik bence durumlar gayet normal.

    Aynı bölgede arıcılık yaptığımız Arif Uysal ile de konuştum, onun arılarında da durum aynıymış. O da her sene bu mevsimde yumurta oluyordu bu sene kestiler diyor.

    Merak etmeyin ilkbaharın gelişiyle birlikte o bol yumurtalı larvalı güzel günlere tekrar kavuşursunuz.

    in reply to: ana arı ve bal destekleri #8983
    MURAT CAKIR
    Participant

    Hüseyin Balkaya arkadaşımızın söylediği konu malesef bugün sektörün kanayan bir yarası durumunda.

    Ana arı teşviği kesilirse bütün bu süreç tersine döner mi o da tartışılabilecek bir konu.

    Bana kalırsa temel problem genel bilinç düzeyiyle ilgili.

    Zaten anaarı teşviği ya da diğer çiftçilikle ilgili teşvikler sonsuza kadar sürecek uygulamalar değil. Teşvik kararı belli süreler için alınıyor.

    Eskiden devlet çiftçinin malını satın alıp, kendi depolarında çürütüyordu.

    Yeni uygulamayla buna son verildi ve geçiş aşaması için çiftçiye doğrudan yardım uygulaması başlatıldı. Çok emin değilim ama bunun süresi de 5 yıldı.

    Bunu müsait bir zaman araştırmak lazım.

    in reply to: Arı tavuk yermi #8968
    MURAT CAKIR
    Participant

    Beşir Dede,

    Eşekarılarına, ciğer ve üzerine DDT döktüğün kıymalarla, ziyafet çektiğini anladık. Sen bize, balarısına da tavuk ziyafeti çekiyor musun onu söyle. :))

Viewing 15 posts - 136 through 150 (of 244 total)