MURAT CAKIR

Oluşturulan forum yanıtları

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 244)
  • Yazar
    Yazılar
  • yanıtla: Birleştirme #11667

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Eski matbaa mürekkeplerinin içerdikleri ağır metal ve kurşundan dolayı, bu mürekkeplerle haşır neşir olanlarda ve basılı malzeme ile temas eden gıdayı tüketenlerde risk oluşturduğunu teknik olarak biliyorum.

    Fakat geçen zaman içinde çevreci mürekkepler çıkmış olabilir. Eskiden yeni baskı gazeteyi aldığımızda kendisine özgü ağır bir kokusu olurdu. Şimdiki gazeteler öyle kokmuyor.

    Ama gıda ile temas ederek sağlığı riske atan, günlük kullanım malzemelerinden sadece gazete kağıdını bu konuda suçlamayalım.

    Kağıt doğal malzemesi gereği sarı renkte olması gereken bir ürün. Tuvalet kağıtları, Kağıt havlular vs lerin hepsinin doğal rengi sarı olması gerekiyor.

    Kağıt menşeeli olup da bembeyaz olan bütün ürünlerler kimyasallarla ağartılmış anlamına geliyor.

    Çevreci sitelerde özellikle kanalizasyon sistemine atılan tuvalet kağıdı, kağıt havlu gibi günlük kullanım malzemelerinin tonlarca kimyasal madde salgıladığı, yeraltı sularını kirlettiği bu şekilde içme sularına karıştığı bilgileri var.

    Yaptıkları kek, pasta, poğaçaların altına kağıt peçete, kağıt havlu vs seren bayanlar bu işi bir kere daha düşünmeli.

    Gıda muhafazası için üretilmemiş bütün sentetiklerin, gıda muhafazası için kullanılması büyük risk anlayacağınız.

    Biraz şöyle eskileri düşündüğümde, en sağlıklısı babaannemin kendi dokuduğu kalın pamuklu kumaştan hazırladığı azık bohçasıydı sanki.

    İçine ekmek, katık doldurur, beline sarıverirdi.

    Bu arada Demet hanımdan Beyazkovan birinci sayfasının güzel yazılarla güncellenmesi konusunda söz aldık. Merakla bekliyoruz.

  • yanıtla: Birleştirme #11655

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Elimizden tutanımız yok.

  • yanıtla: YARDIM TALEBİ #11607

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Yardım etme imkanı olup da, internet ortamındaki sanal kişiler nedeniyle tereddüt içinde olabilecek arkadaşlarımız için, MEHMET NEVŞEHİR arkadaşımızın gerçek ve iyi bir arkadaşımız olduğunu belirtmek istiyorum.

  • yanıtla: Sık Sorulan Sorular Butonu #11604

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Sitenin altyapısında Sık Sorulan Sorular modülü var. Fakat bir türlü sıkça sorulan soruları ve cevapları derleyip yayınlayacak hale getiremedim.

    Eğer bu tür bir derlemeyi yapmak isteyen bir arkadaşımız olursa, teknik olarak siteye koymak çok kolay.

    Arıcılık sezonu kapandı, umarım bu kış fazlaca magazin mevzulara dalmadan bu tür eksikleri tamamlarım.

  • yanıtla: BAL ÜRETİMİNİZ NE KADAR? #11598

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    2009 enteresan bir yıl oldu. Sezona büyük iddialarla başlandı ama işin sonunda çoğu kişi çevir kazı yanmasın yapmak durumunda kaldı.

    Bütün uğraşılarımıza ve flora takibine rağmen sezonu üretim hedefimizin altında kapattık.

    Ben 17 kovanı bala soktum, yaklaşık 16.5 teneke bal aldım.

    Anadolunun birçok yeri için bu rakam iyi. Ama arıları gezdiren ve toptana tüccara satmak zorunda kalanlar için düşük.

    Trakya civarı bu sene geçen seneki verime ulaşamadı.

    Kültür bitkilerinin balı çok çabuk donduğu için malesef kendi çevremizde perakende satışta sıkıntı yaşıyoruz.

  • yanıtla: Bildirilmesi Zorunlu Hastalıklar #11588

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Yavru Çürüklüğü hastalığı bilinenlerin çok üstünde ama tahmin edilenlerin değil.

    Çünkü bilimadamları yıllardan beri şunu söylüyor, hasta olmayan kovanlara koruma amacıyla antibiyotik verirseniz bu hastalığı körüklersiniz diye.

    Gereksiz antibiyotik kullanımı sadece hastalığı baskılıyor ve bizim gözümüzden kaçırıyor.

    Bir çok arılıkta gelişmemesinden şikayet edilen koloniler mevcut.

    Yavru düzeni güzel gözüküyor, koku vs hiçbirşey duyulmuyor ama bekle bekle koloni 6 çıtadan 7 çıtaya çıkmıyor.

    Bu tür kolonilerin gelişmemesindeki ana arı problemi dışındaki en büyük neden, gizli seyreden yavru çürüklüğü hastalığı.

    Arılar hastalanan larvaları hızlı bir şekilde temizledikleri için, hastalığın fiziki belirtileri gözümüze çarpmıyor.

    Ama varolan yavrulardan çok azı ergin arı haline dönüşebildiği için nüfus bir türlü artmıyor.

    AKS sistemi bu tür problemleri çözer mi?

    Bu şekliyle hiçbir derde ilaç olmaz.

    Çünkü şu anda Arıcılık Kayıt Sistemi diye birşey yok.

    İlgililer 4 milyon arıcıyı kayıt altına aldık diyor.

    Yapılan sadece 4 milyon barkod plakası satmaktan ibaret.

    Kovanlar üzerine çakılı barkodların, barkod okuyucu kullanılarak, kovanın durumuna göre kayıt altına alınması uygulaması yapılmıyor.

  • yanıtla: bir sorum var #11581

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Petek güve kelebeği, yavrularının beslenmesini garanti altına almak için, yumurtalarını protein olarak bol kaynak bulunan peteklere atmayı tercih eder.

    Bu yüzden polenli ve yavru kılıflarıyla kararmış petekler en önemli güve besleme garantisi olan ortamlardır.

    Hasat ettiğiniz petekli balları poşet içine alırsanız güvenin yumurta atma şansı olmaz.

    Yalnız daha önceden atılmış yumurtalar, siz poşeti taktıktan sonra larva haline gelebilir.

    Bunu önlemenin en sağlıklı yolu da, poşetlenmiş peteği buzdolabının buzluğunda bir süre bekletmektir.

    Böylece var olma ihtimali olan bütün yumurtalar soğuk etkisiyle imha olur ve larva aşamasına geçemez.

  • yanıtla: ANA ARI KABUL ETTİRME #11568

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Uzun zamandır görmeyip özlediğiniz bir çocukluk arkadaşınıza kavuştuğunuzda, onun anlattıklarını nasıl can kulağıyla dinlerseniz, ben de sizin yazınızı benzer duygularla, her satırından ayrı bir haz alarak okudum.

    Ayrı mekanlarda, ayrı yaşlarda, farklı yaşam tecrübelerine sahip olsak da, bizi birleştiren, aynılaştıran bir çok ortak duyguya da sahibiz.

    Yazınızı okuyunca, sanki bir an bu yazdıklarınız benim yaşadıklarım gibi geldi.

    Ben de arıcılığa ilk başladığım yıllarda, TKV arıcılık dergilerinde yüzde yüz verim artışı, yüzde sıfır kış kaybı sloganıyla tanıtılan strafor kovanların hayranıydım.

    Hiç görmediğim kullanmadığım bu kovanları herkese tavsiye ediyor ve ilk fırsatta edinmenin yollarını arıyordum.

    Bu kovanları kullananlarla tanışınca, “yüzde yüz verim artışı” iddiasının bir reklam sloganından başka birşey olmadığını öğrenince yaşadığım hayal kırıklığını düşünün.

    Ben de, bütün arıcılık malzemesi satan yerlere sizde seksiyon çerçeve ve seksiyon kutu var mı diye sormuşumdur. :)

    Buna benzer hayal kırıklıkları, ya da okuyup öğrendiğinizi zannedip doğruluğundan hiç kuşku duymadığınız bilgilerin, günün birinde sadece “birilerinin hedeflerine ulaşmak için kullandığı yönlendirmelerden ibaret olduğunu” anlamaya başlamak, aricilik.gen.tr ve beyazkovan.com sitelerinin temellerinin atılmasının en büyük nedenlerinden oldu.

    Laf lafı açıyor, yazılar uzayıp gidiyor.

    Konuyu çok da dağıtmadan kısaca gelelim invert şurup olayına.

    Halil Bilen’in de yazdığı gibi, bir fırtına gibi esti yıktı geçti. Özellikle şahsıma karşı bir takım ithamlara da sebep oldu.

    Ben bir bilgiyi diğer arıcılarla paylaşırken, bu bilginin farklı kaynaklardan teyit edilmesine azami dikkat gösteriyorum.

    Dünya arıcılık literatüründe, bu işlere kafa yoranların ittifak ettikleri bilgileri paylaşmayı tercih ediyorum.

    Literatürde ittifak sağlanmamış olan bilgilere her zaman kuşku ile yaklaşıyorum.

    Bizim sanal arıcılık camiası olarak, yeni bir gelişme imiş gibi 2008 kış aylarında kıran kırana ve belden aşağı vuruşlarla tartıştığımız invert şurup konusu, Avrupa’da 1970 li yıllarda tartışılmış ve bilimsel araştırmalara konu olmuş.

    İngiliz araştırmacı Bailey’in 1975 yılında yayınlanan Honey bee pathology isimli kitabı ve kendisinin konu ile ilgili yaptığı bir çok araştırma, kendisinden sonra gelen bilimadamlarının da üzerinde ittifak etikleri sonuçlarla dolu.

    Baileyin sonuçlarının doğruluğuna itiraz eden, ya da bu sonuçları muteber bulmayan başka bilimadamlarının görüşlerine de hiç rastlamadım.

    Bailey, kitabında ve araştırmalarında net bir şekilde, asit ile yüksek ısıda hidroliz edilen şeker şurubunun arılara faydadan çok zarar getirdiği sonucuna ulaşmış.

    Isıtılmasa bile, özellikle İngiliz ve Amerikalı arıcıların, şurubun kristalleşmemesi için kullandıkları, tartarik asit ve elma sirkesinin de, arılar açısından riskler taşıdığı Bailey’in araştırmalarında mevcut.

    Dünyanın bazı yerlerindeki arıcıların uyguladığı, şekerin yüksek ısıda asit ile kontrolsüz şartlarda hidroliz edilmesi işlemi, marjinal bir uygulama. Genel kabul görmüş, bilim adamları tarafından desteklenmiş bir uygulama değil.

    Bütün dünya arıcılık literatüründe, arıya nektar yerine ikame besin olarak verilecek en sağlıklı gıdanın, rafine pancar ya da şeker kamışı şekerinden, kaynatılmadan yapılmış şurup olduğu konusunda ittifak var.

    Şeker şurubuna limon sıkılması ne tür bir faydaya yol açıyor, bununla ilgili yapılmış bilimsel araştırma sonuçları varsa, bunlara da kimsenin itirazı olamaz.

    Limon içindeki asit, sakkarozu yüksek ısı olmadan invert ediyor mu?

    Bizim asıl itiraz ettiğimiz şey, bu tür marjinal uygulamaların, kendi başına, arıcının koloni yönetiminde yaptığı bütün hatalarını telafi edecekmiş gibi ortaya konulması.

    Uzattık yine.

    Sağlıcakla kalın.

  • yanıtla: DEMET HANIMIN BAHTIKARA KOLONİSİ #11549

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Anaarı fizyolojik gelişimini tamamlayıp, anaarı feromonu bütün kovana hakim olduktan sonra, yumurtlayan işçilerin yumurtalıklarının küçüldüğü bilgisi, muhsin hocanın kitabında, yanılmıyorsam bir de Ahmet Güler hocanın kitabında var.

  • yanıtla: DEMET HANIMIN BAHTIKARA KOLONİSİ #11547

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Literatürde, ana arı feromonunun işçi arıların yumurtalıklarının büyümesini baskıladığı bilgisi var.

  • yanıtla: oğullara vitamin takviyesi yapılır mı. #11545

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Bazı bilgileri her zaman tekrarlıyoruz umarım aynı cümleyi defalarca okuyan arkadaşlar sıkılmıyordur.

    Arıların 2 temel besin ihtiyacı var.

    Birisi enerji için karbonhidrat. Arı enerji ihtiyacını bal ve şekerlerden karşılıyor.

    İkinci ihtiyacı organizmanın yapıtaşı olan hücrenin gelişmesi, bölünmesi çoğalması ve sağlıklı olması için protein.

    Arının salgıladığı bütün enzimler için bu proteine ihtiyacı var.

    Arının protein ihtiyacını karşılayan en büyük kaynak ise polen.

    Polen stoku bol olan ya da doğadan polen getirebilen kolonilere, biz de enerji yani şeker desteği yapınca, arı nüfusu çok sağlıklı bir şekilde gelişiyor.

    Burada arı nüfusunun sağlıklı artışı doğrudan ana arının attığı günlük yumurta sayısı ile bağlantılı değil.

    Bu iddiayı şöyle açıklayacağım.

    Anaarının attığı yumurtaların kaçta kaçı, sağlıklı ergin arı haline gelebiliyor? Bu sorunun cevabı önemli.

    Literatürde en iyi şartlarda, anaarının attığı yumurtaların yüzde 80 oranında ergin arı haline dönüştüğü bilgisi var.

    Bir de en iyi olmayan şartları hesaplayın.

    Bakıcı arılar, arı maması salgılamak için polene ihtiyaç duyuyorlar.

    Eğer polen stokları yeterli değilse, bakmak zorunda oldukları yavrular da varsa, bu salgılamaları kendi metobolizmalarındaki kaynakları kullanarak yapıyorlar.

    Bunun sonucunda kendi kaynaklarını tüketen işçi arıların ömrü oldukça kısalıyor.

    Bu arada yeterli beslenemeyen larvaların bir kısmı da sağlıksız ergin oluyor.

    Arı doğduktan sonra belli süre polen tüketmezse, yine metebolizmasında bir takım eksiklikler oluyor, gelişimini tamamlayamıyor, ömrü kısalıyor.

    Yani yeterli protein, polen kaynakları yoksa, arıcının şerbet vitamin vs takviyeleriyle yavru attırma çabası, niteliksiz arı nüfusu oluşturmaktan çok öteye bir fayda sağlamıyor.

  • yanıtla: VAY BE #11520

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Ahmet Abi, hem yaşlıyım diyorsun hem de teknolojiyi gençlerden iyi takip ediyorsun :) Ne mutlu gönlü genç olanlara.

  • yanıtla: TERORİSTMİYİZ YOKSA ARICIMI #11508

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Resmi görevli arkadaşlarımızın “Evrak Sevgisi” nerden kaynaklanıyor bilmiyorum.

    Fakat şunu iyi biliyorum, evraklar üzerinde yazılan şeylerle, gerçekler çoğunlukla örtüşmüyor.

    Bugün sistem arıcıyı denetleme fonksiyonundan daha çok, gerekli harçların yatırılıp, prosedürlerin kağıt üzerinde yerine getirilmesi şeklinde işliyor.

    1 hafta önce kadar bir kısım arılarımızı kestaneye naklettik. Gerekli harçları yatırdık, bir sürü evrak tarafımıza verildi.

    Kendi beyan ettiğimiz ama kullanıp kullanmadığımızın belli olmadığı ilaçlar evraka yazıldı.

    Hiç görülmeyen arıların gayet sağlıklı oldukları Veteriner Hekim tarafından teyit edildi.

    Olmayan arabamız dezenfekte edildi, dezenfekte saati, kullanılan madde ve o esnadaki hava sıcaklığı yazıldı.

    Bütün bu sanal işlemlere ait harçları yatırdık.

    Bu arada AKS sistemi anlatılırken, nakil işleminden önce görevlilerin gelerek nakledilecek kovanların barkodlarını cihaz ile okutacakları, gidilen yerde de yine bu barkod okumasının yapılacağı söyleniyordu.

    Böyle bir uygulama da olmadı. Barkodlar da evraklara beyan usulüyle yazıldı, tabi götürdüğümüz kovanlarla evraktaki barkodların aynı olmasını da beklememek lazım.

    Plaka çakılı olmayan kovanların naklinin de yasak olduğu sık sık söyleniyor. Bu sistemde plaka ne işe yarıyor onu da anlayabilmiş değilim.

    Sistem Alacakaranlık Kuşağı dizisi gibi işliyor. Gerçeklikle gerçek olmayanlar zamanla birbirine karışıyor.

  • yanıtla: Arıcılık Desteği #11339

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Konuyla ilgili Resmi Gazete yayınlanan Tebliği BURAYA TIKLAYARAK görebilirsiniz.

  • yanıtla: Arı Alerjisi hk. #11330

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Arı zehirine karşı bünyelerin hassasiyeti ve tepkisi farklı. Buna bağlı olarak da şişme oranı değişiyor.

    Gerçek anlamda hayati tehlike oluşturabilecek arı alerjisinde ise bu durum farklı.

    Sadece sokulan yerin lokal şişmesi değil, bütün vücutta alerjik reaksiyon görülüyor.

    Genel sağlık durumu bozuluyor, ister istemez hastanenin yolunu tutuyorsunuz.

    Hayati fonksiyonları bozan arı alerjisine karşı dikkatli olmakta her zaman fayda var.

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 244)