- This topic has 18 yanıt, 12 izleyen, and was last updated 17 years önce by
mcsumer.
-
Yazarİletiler
-
-
2 Ağustos 2007 at 18:13 #6891
kadioglu
Participantsevgili arıcı kardeşlerim bu mevsim bir çok arıcı kardeşlerimizin arılarını bölüp koloni sayısını artırmayı düşündüğü mevsim.
bu yüzden bu konuyu yeniden açma ihtiyaci hissettim kendimde öncelikle şunu belirtmek isterim elinizde veya güvenebileceğiniz çok kaliteli bir ana arı bulamayacaksanız kendiniz ana yaptırmayı düşünerek bu işe kalkışmamanızı tavsiye ederim sebebine gelince farzedelin 5 ağustozda arınızı böldünüz 21 ağustozda ana çıktı siz en kötü ihtimali düşünün 20 günde ancak döllendi var sayın 4 5 günde yumurtaların oluşması.
normalde bir ananın yumurta oluşundan çıkışına ve yumurta atışına ve o yumurtadan arının çıkışına geçen süre 47 gündür son bahar şartlarında bu sure en az 10 guün daha eklerseniz toplam süre iki ay etmiş olur bu yüzden kardeşlerime bu metodu şu an tavsiye etmiyorum.
eğer kaliteli bir ana bulabileceklerini veya ellerinde mevcüd var ise 10 çıtalık bir arıyi öz analıyı 4 ana verılecek olan 6 çıta şeklinde bölerek kafesteki ana hemen anasız olan koloninin üzerine içindeki işçi arılar çıkarılarak konur bu şekilde 3 gün kalır 3 üncü gün kovan açılıp çok iyi bir şekilde ana memeleri kontrol edilerek kesilir ve ana kafesinin kekli kısmı açılır bu şekilde ana arı kokusuyla kovana hükmetmiş olur.bir veya iki günde kafesten çıkarılışı böylece ana kabul etmiş olunur.
son baharda mevcud arı miktarı biraz yaşlı olduğu için ana biraz zor kabul edilir onun için dirki siz kekli kısımın açılmasını 4. gün yaparsanız menfatinize olur. eğer koloniniz bu süre zarfında ana memesi yapmamış sa ana kabul edilmiş olduğu anlaşılır ana arı direk olarak içinde açık yavruların bulunduğu çıtanın üzerine salınır ve izlenir ana rahat sıkıştırılmadan rahat hareket ediyorsa çıta yerine indirilir ve 20 25 dakike sonra tekrar kontrol edilir rahatlığı devam ediyorsa yeni koloniniz hayırlı olsun sıkıştırılıyorsa yeniden kefesine koyulup kekli kısmı açılıp brakılır.
bu konuyu bazı arkadaşların yazıları üzerine yazma mecburiyeti hisine kapildım 3 gün anasız brakılacak 3 gün sonra ana verilecek 3 gün kalacak tekrar ana kontrolu yapılacak sonra keklı kısım açılacak 2 gün de öyle 8 gün yapmakta oysaki bu önceki sistemde en az 2 3 gün karda olmaktayız.
diğer bir konu ana arı kabul edildikten sonra devamlı şuruplanması vede yumurta atabileceği geniş alan sağlanması size bir önerimde bölmüş olduğunuz kolonideki kapalı yavrulu çıtaların balını süzmeniz ve şurupla kışlamayı sağlamanız ve mutlaka şurubun limonlu olması.
herkese kolay gelsın -
2 Ağustos 2007 at 18:58 #8154
hayyam
Participantşuruptaki limon konusunu açarmısınız?
-
2 Ağustos 2007 at 20:41 #8159
kadioglu
Participantbilindiği uzere şu andan itibaren verilen şurupları bir kısmı kış azığı olarak depolanır şurubun limonlu olmasının maksadı kışın donmaması için ve ayrıca limonlu şurup arının barsaklarını bozmaz bilindiği üzere arılar kışın uzun süre dişarı çıkmazlar ve kovan içinede pislemezler. limonlu şurubun en büyük özelliğinden biride kristalize olmayışı kristalize olan balları arı çözmek için suya vurur ve kışın suya konan arının bir çoğu kovanlarına dönemezler dönenler bile kısa süre sonra kovan içinde ölürler.
ayrıca arı sütü yiyenler bilir bilesiminde % 5 oranında c vitamini vardır ve tadı limontraktır
ayrıca ana yaptırılacak olan kolonilere bol limonlu şuruplar verilmelidir. ki ana arı kalitesi yüksek olsun.sevgili hayyam kardeşim yardımcı olabildimse ne mutlu bana ALLAH CC hepimizin yardımcısı olsun.
-
3 Ağustos 2007 at 01:15 #8164
zafer
Participantsayın kadıoğlu bu şuruba katacağımız limonun ölçüsü nedir ve bu işi limon tuzuda görürmü miktarı şuruba göre nedir.Birde bazı arıcılaron kışın akide veya benzer şekerler verdiğini biliyorum o zaman verilen bu şekerler şekerlenmiş şurup gibi olmuyormu buda arıya zarar vermezmi?
-
3 Ağustos 2007 at 05:11 #8168
kadioglu
Participantdeğerli zafer kardeşim limon un belli bir ölçüsü yok ben ana arı üretiminde değilde teşfik şuruplamasında 5 litrelik şuruba yarım limon sıkıyorum mesela. limon tuzuylada aynı işi görebilirsin.
ana arı yüksüklerini verdiğim bakıcı koloniye ise 1lt şuruba bir tam limon sıkıyorum
akide şekerinin verildiğini duymuştum denemesini yapmadım ama arıya zarar verebilecek tek şeyin renklendirilmesinde kullanılan boyaların olabileceğini düşünüyom sadece normalde akide şekerini de arı harcaya bilmesi için suya ihtiyaç duyacaktır oysaki 5 kg pudra şekerine 2 kg bal katarak kendimizin kolayca yapabileceği kek daha iyi olacağını düşünürüm.
kek verme işi kasım ortalarından sonra tabiki
kolay gelsin ALLAH CC yardımcımız olsunDüzenleyen: kadioglu, :: 02/08/2007 22:12
-
3 Ağustos 2007 at 14:25 #8172
alicik
ParticipantBiz bir şeyler yaparken mutlaka süsleme yapmadıkmı rahat etmeyiz.Bu senenin başında Devrim hocaya sordum,şurup ve kek yaparken neler katalım diye.dediki hiç bir şey katma.kek pudraşekeri ve baldan olacak.şurupta varsa bal sulandırılacak,yada şekerden yapacagız.Amerikada bilim adamları araştıryor ve diyorki katkılara gerek yok.bizdede araştırma ve bir bulgu yok teşhisi koyuyoruz.şöyle yaparsan iyi olur.kanıtın ne yok. bunu kaç kovanda denedin yok.bu işleriyapmak için her denenecek kovan sayısı en az 10 adet olacak.bunu nasıl anlayacagız 10 tanesine limonlu ver,10 tanesine bir şey verme,10 tanesinede normal ver ve bir kaç yıl izleyip not tut.o zaman sonuçlara bakalım.bu işler böyle çözülür.sen hepsine aynı şeyi ver iyi oldu de.nasıl anladıysak.limondan yakında limon tuzuna oradan kovana ızgara tavuga kadar gideriz.kardeşim arı hayatını neyle devam ettiriyor.bal ve polenle,bunların yerine neyi koyarsan bunların yerini tutmaz kendini kandırırsın.arı limonmu yedi yaşarken.efendim c vitamini falan,beni baglamaz balda tüm vitaminler var.polenin yerine neyi koyabilirsinki hadi koyun bakayım.buradan insanlara bir şey önerirken kafadan atılmayan bilimsel şeylere ihtiyaç var.elimizdeki 20-30 yıllık kitapların çoğu yanlış bilgilerle dolu.artık beni kitaplarda bağlamıyor.yeni taze bilgilere bakın.
-
3 Ağustos 2007 at 20:43 #8178
necip
ParticipantKeke şuruba gerek yok arı bunları yemez arkadaşlar şöyle kızarmış bir tavuk üzerine baharat ekmeyi sakın unutmayın bırakın kovanın içine sonbaharda, açın ilkbaharda arılar cin gibi.
-
3 Ağustos 2007 at 21:46 #8180
demet
ParticipantNecip bey, şöyle söylemeyin yanlış anlaşılacak.
Kursta bir beyefendi vardı arılara tavuk eti veriyormuş. Ve ısrarla arıların yedikleri yönünde görüş bildiriyordu.
Balarılarının tavuk yeyip yemediğini bilmek için arıcı olmaya gerek yok, biraz biyoloji bilgisi bu işi çözer ama kıymeti yok.
Siz böyle dediniz ya ,şimdi baharatlısını vermeye kalkarlarsa?
-
4 Ağustos 2007 at 00:25 #8182
armagan
ParticipantAli kardeşim her zamanki gibisin.
Noktayı koyma diye ben buna derim.Senin yada profesörün yaptığı gibi denemeden sonuçları kontrol etmeden sallayan ben yaptım oldu diyen arkadaşlara ricam Ali Türk’ün yazısını
alınganlık yapmadan özümseyerek okumalarını rica ediyorum. -
4 Ağustos 2007 at 04:46 #8187
kadioglu
Participantsevgili arıcı arkadaşlarım öncelikle kendim yıllarca aynı şeyi yaptığımı ve her zaman da başarılı olduğumu ve şuruba limon katılma yöntemini ben icat etmediğimi bunun yıllardan beri uygulandığını birçok arıcı arkadaşlarımın bildiğini zannediyorum .
ali hocamın yazdıklarına kesinlikle alınganlık yapmadığımı hatta kendisini tlf la arayarak bu uygulamayı yıllardan beri onun dediği gibi on kovanımda başka şekil diğerlerinde başka şekil değilde ne kadar kovanım varsa hepsinde aynı metodu uyguladığımı şuruplara vitamin vs değilde sadece limon lu olarak arıya verdiğimi söyledim. önceki yazımda da belirttiğim gibi kekide sadece pudra şekeri ve baldan başka ilave bir madde yazdığımıda sanmıyorum.
kolonilerime varova içn kullanılan ilaçlardan başka kesinlikle vitamin vs de vermiş değilim. -
4 Ağustos 2007 at 15:03 #8189
muratakin
ParticipantArkadaşlar:
Gır gırı bırakın şimdi içimizden birisi çıkacak tavuk konusunu ciddiye alacak,.denemeye kalkacak.
Şaşkının birisi dedikoduyu çıkarmış yıllardan beri sürüp gidiyor. Bilmeyenlerde arının yaptığı kovan temizliğini tavuk yedi diye adlandıracak.
Konu başlığından nerelere geldik.
Saygılar. -
4 Ağustos 2007 at 15:16 #8190
MURAT CAKIR
ParticipantSevgili arkadaşlar,
Eskilerin deyimiyle hakikatler müsademei efkardan doğar. Yani gerçeklere farklı düşüncelerin çatışmasıyla ulaşılabilir.
Bir minik uyarı; daha sonra forumu izleyenlerin aradıklarını kolay bulması açısından konu başlığının dışına çıkılmasa, yeni konular yeni başlıklar açılarak tartışılsa daha iyi olur.
Türkiyeli arıcılar olarak malesef doğru ve kullanılabilir bilgiye ulaşmamız çok sıkıntılı bir süreç.
Bir yanda yabancı kaynaklardan çevirilmiş kitaplar.
Bir yanda çok eski yıllarda yazılmış Türkçe arıcılık kitapları.
Bir yanda arıcıların onlarca yıldır yaptıkları uygulamalar.
Bu üç kaynağın arasındaki çelişik bilgiler çoğu zaman tartışmalarımızın ana kaynağını oluşturuyor.
Ülkemizin en büyük eksikliklerinden birisi de bilginin doğru ya da yanlışlığını test edecek, arıcılık araştırma laboratuvarı gibi kurumların olmayışı.
İlk arıcılığa başladığım yıllarda kitaplardan okuduğum kek tariflerinin hepsini yapıyordum.
3 tane arım vardı, ben her köye gidişte arılara kıyak olsun diye 5-6 kg süt tozu alıyor, verilen süt tozlu kek tarifini, süt tozunu fazla katarak yapıyordum.
Okuduğum kitaptaki bilgiye ve benim yorumuma göre yaptığım kek arıyı çok besleyici, geliştirici bir uygulama idi.
Arıların da buna bir itirazı olmadı, köydeki başka arıcıların kovanlar sönerken benimkiler gayet iyiydi, ben de bunu hep süt tozlu keke bağlıyordum.
Fakat uzun bir süre sonra yabancı bir kaynaktan, süt tozu, süt ve süt ürünlerinin içinde doğal olarak bulunan LAKTOZ un arının sindirim sisteminde toksik etki yaptığını, arının sindirim sisteminin süt tozu içindeki birçok maddeyi sindiremediğini öğrendim.
Sonra benim jeton düştü, köydeki diğer arıcılar hiç besleme yapmıyordu, o yüzden onlar koloni kaybediyordu. Ben ise hevesle her gittiğimde onlara kek hediye ediyordum.
Şimdi bizler yaptığımız uygulamaların nedenlerini iyi araştırırsak ve kovan içinde olup bitenleri iyi analiz edersek, birçok uygulamanın doğru ve yanlışlığını daha iyi test ederiz.
Şimdi diyelim ki şerbete limon tuzu ya da limon atılmasının faydaları ya da zararları nedir?
Kişisel gözlemlerimizle bu sorunun cevabını vermemiz çok zor.
Çünkü şerbete sıktığımız limonun kimyasal olarak şerbet üzerindeki etkisini, limonlu şerbetin petek gözlerine konurken, limonsuz şerbetten farkının ne olduğunu, iki farklı şerbetin arının sindirim sistemini nasıl etkilediğini bilimsel olarak analiz etme şansımız yok.
Ha belki de bu konu ile ilgili araştırmalar ve deneyler yapılmıştır da biz bilmiyoruzdur. Bu konu ile ilgili bilimsel bilgisi olanlar açıklarsa seviniriz.
Zaman zaman kışın şerbetin kovanda ekşimemesi için şerbet içine ilave şeyler katılması gerektiği de tartışılıyor.
Bu konudaki fikrimi de belirteyim.
Arı doğadan getirdiği nektarı ya da bizim besleme amacıyla verdiğimiz şekeri sadece bir hamal gibi bir yerden alıp öbür tarafa taşımıyor.
Nektar da olsa, şeker de olsa bu madde arının bal kesesinde bir takım enzimlerle birleşerek, yeni bir madde haline geliyor.
Bu maddenin petekler içinde kışın ekşimesinin en büyük sebebi ise su oranının yüksek olması.
Balın en büyük özelliklerinden birisi de, etrafındaki nemi içine çekiyor olması.
Kışın kovan içinde oluşan aşırı rutubetin peteklerdeki balın su oranını artırması, ekşime sürecinin başlangıcını oluşturuyor.
Bunu engellemenin yegane yöntemi ise, kış besini olarak SIRLI PETEK dışında yiyecek bırakmamak.
Eğer SIRLI değilse, bal da olsa, bizim verdiğimiz şeker de olsa illaki ekşir ve arıya zararlı hale gelir.
Bunun için kışa hazırlık beslemesini arının verilen şekerin suyunu uçurup, sırlayabileceği hava sıcaklıklarında yapmak gerekir.
Arı çerçevelerde yayılmış durumda iken sırsız balları kontrol altında tutuyor ve ekşitmiyor.
Ama kış salkımına girildiğinde arının saramadığı peteklerde SIRSIZ BAL var ise, bu koloni için saatli bomba görevini görüyor. Bu sırsız olan bal isterse doğal olarak gelmiş nektar olsun, ister şerbetten yapılmış olsun farketmiyor.
-
26 Temmuz 2009 at 00:43 #11561
mcsumer
ParticipantArıcılıkta Son Nokta Yok.
Limonda “Sitrik Asit” ve “Askorbik Asit” var.
Bu asitlerin, şuruptaki “sakkaroz” üzerine, arı besleme açısından olumlu etkileri olabilir.Atasözlerimiz arasında birbiriyle çelişenler yok mu?
Geleneksel arıcılığımızda da arılara hem tavuk verenler,reçel, pekmez verenler var;
hem de biraz limonsuyu katılmış şurup verenler.İki yıl içinde konu nerden nereye gelmiş (geldi).
Şimdi burda, invert şeker’i tartışmayalım bari.Tüm arıcılara saygılar, selamlar…
26.07.2009 -
27 Temmuz 2009 at 19:02 #11562
egehan
Participantİnvert şekeri neden tartışmayalım. Tartışalım bence.
İnvert bir fırtına idi ve esti, yıktı, geçti…
Üstelik arılar hiç yorulmadan…
-
27 Temmuz 2009 at 21:59 #11563
imported_cerbay
ParticipantSelamlar,
Yeni (daha hiç arım yok, ama ha bugün ha yarın, eli kulağında) arıcı olarak, bu forumu uzun süredir takip eden ve okumadığı yazı kalmayan paylaşılan bilgiler konusunda başka forum tanımayan arıcılığa gönül vermiş genç emekli biri olarak, tüm arı dostlarını buradan selamlarım.
Burada ve bloglarda anlatılan invert ve kek tariflerini okuduğumda bilgisayarıma kopyala yapıştır yapıyorum. başka biri tezi çürütüyor ve del (sil). Yine başka bir konu kopyala yapıştır, yine çürük del (sil). Şimdi tariflerin hepsini sildim. Şekere bile gerek yok, arının balını (kuluçkalıktakileri) almamayı düşünüyorum. Heralde bir sorun yaşamam, ne dersiniz… -
28 Temmuz 2009 at 09:50 #11566
mcsumer
ParticipantSayın çerbay,
Arıcılık Dünyasına Hoşgeldiniz.Keşke “del” tuşunu değil de “-” (eksi) tuşunu kullansaydınız.
Arıların doğal besini elbette ki bal ve polen.
Yurdumuzda arılar herzaman polen buluyorlar. Siz kovanda bırakırsanız balları da yetebilir.
Fakat sonbaharda yeni işçiler oluşsun diye, çerçeve düzenleri, bal kemerleri arılar için kullanışlı olsun diye ve ilkbaharda da yine benzer sebeplerle besleme yapmanız gerekir.
Şurup yerine balla beslersiniz.
Arılar için bence de en uygunu o.Kolay gelsin. Hayırlı olsun.
-
28 Temmuz 2009 at 12:35 #11567
mcsumer
ParticipantYazanlara Ve Okuyanlara Merhaba !
Arıcılıkla birkaç yıl ilgilendikten sonra, kişisel nedenlerle, arı ailelerimizi ortağıma emanet ettim. Yıllarca arılarımızı yılda bir-iki kez görebildim. Yeni yayınları da okumuyordum, izlemiyordum. Bendeki arıcılık virüsu pasif hale geçmişti diyelim.
Ancak geçen yıl kaldığım yerden başladım. Bir yıl da öylesine geçtikten sonra “acaba internette neler var” demeyi akıledebildim. Belki de bu yılki bahar yağmurları
çiçekleri, arıları coşturunca arıcılığa bulaşmış yada arıcılığın bulaştığı herkes gibi biz
iki ortak da yeniden coştuk.Bu arada neler neler olmuş. TKV ‘nin tecritli kovanları hala yaygınlaşamamış, plastik kovanlar çıkmış benimsenmemiş, plastik temel petekler çıkmış ama bunlarla da henüz bir başarı sağlanamamış, seksiyon bal ve kaset bal üretimi yine zor, kristalize olmuş bala yine sahte bal muamelesi yapılırken arıgörmemiş fabrika ballarına rağbet artmış, varroa ve Amerikan Yavru Çürüklüğü aynı belalı ikili.
İyi şeyler de olmuş tabii: Antibiyotiklerin koruyucu ilaç olarak kullanılmasının yanlışlığı anlaşılmış, temel petek üretiminde sterilizasyonun önemi ve bunun bile yeterli olmadığı anlaşılmış, mumda kalıntı problemleri üzerinde düşünülüyor artık. Yıllaryılı bulundukları çevre koşullarına adapte olmuş arı ırk ve ekotiplerinin önemi anlaşılmakta. Gerçek bal, saf bal, sağlıklı bal, ekolojik bal, doğal bal, kaliteli bal diyen yok; herkesin dilindeki organik bal. Ben bu adı benimseyemedim. Üretim prensiplerini, tekniklerini benimsiyorum ve kendisini
elbette seviyorum.
Zaten benim arıcılığa başlama sebeplerimden biri de, ailecek “saf, kaliteli ve doğal bal” yiyebilmekti. Balın “şekerli” olmasına razıydım da ilaç kalıntılarından kaçınıyordum.İnternette önce aricilik.gen ve beyazkovan.com sitelerini, sonra da blogları buldum.
Sizleri tanıdım. Hepsi içtenlikle yazılmış, bazıları dost mektubu gibi, bazıları bilgece yazılmış yazılarınızı okudum, özenle çekilmiş fotoğraflarınızı gördüm. Yeni bilgiler edindim.
Polen tuzaklı kovanlar ve invert şurup, benim için ilginçti.
Amasya’da arıcılar arasında hiç konuşulmayan konulardı bunlar. Larva nakli de öyle.Benim okuduğum sıralarda, yani üç-dört ay önce, invert şurup tartışması çoktan kapanmıştı.
Tabiidir ki ortak bir sonuca varılamamıştı.
Hiçkimse, bal akım döneminde invert şurup kullanarak bal(!) üretelim demiyordu ama, bence, invert şurubun suistimal edilme ihtimali basit şurubun suistimal edilme ihtimalinden
çok daha fazla gibi görünüyordu.
Ayrıca, arılara invert şuruptan bal(!) ürettirilirse, bu bal(!) sadece “yapay bal” değil; aynı zamanda insanlara zararlı, zehirli bir ürün olabilirdi.Evde hazırlanması zor, piyasadan sağlanması daha da zor olduğu için bu tartışmayı ben de kendi kafamda bitirmiştim.
Taa ki geçen gün, Sayın Kadıoğlu’nun şurup tarifini okuyana kadar. (Sitemizin “Site Haritası” bölümünden tüm yazıları sırayla okuyordum.)O tarifi okuyunca, “nasıl olsa şu veya bu nedenle surup hazırlıyoruz, içine biraz limon sıksak, şuruptaki sakkarozun bir kısmını olsun glukoz ve fruktoza çevirmiş olmaz mıyız?
Ve bu da arılar için daha uygun bir besin olmaz mı?” diye düşündüm.Usulune uygun olarak hazırlanmış, dolayısıyla HMF değeri düşük olan invert şurup, arılar için uygun bir besin değil midir?
İnvert şurubu uygun bulan ve uygun bulmayan tüm arıcılarımıza,
bu konuda kafa yoran yada hiç ilgilenmeyen arıcılarımıza;
arılarımız yorulmasın derken yada “herşeyden önce insan sağlığı” derken yorulan arıcılarımıza
sevgi ve selamlar…
Bugünlerde tatile çıkmaya hazırlanan arıcılarımıza (tatillerini uzun süre için planlamamaları kaydıyla)
sağlıklı, neşeli, mutlu, huzurlu tatiller dilerim. -
29 Temmuz 2009 at 09:29 #11568
MURAT CAKIR
ParticipantUzun zamandır görmeyip özlediğiniz bir çocukluk arkadaşınıza kavuştuğunuzda, onun anlattıklarını nasıl can kulağıyla dinlerseniz, ben de sizin yazınızı benzer duygularla, her satırından ayrı bir haz alarak okudum.
Ayrı mekanlarda, ayrı yaşlarda, farklı yaşam tecrübelerine sahip olsak da, bizi birleştiren, aynılaştıran bir çok ortak duyguya da sahibiz.
Yazınızı okuyunca, sanki bir an bu yazdıklarınız benim yaşadıklarım gibi geldi.
Ben de arıcılığa ilk başladığım yıllarda, TKV arıcılık dergilerinde yüzde yüz verim artışı, yüzde sıfır kış kaybı sloganıyla tanıtılan strafor kovanların hayranıydım.
Hiç görmediğim kullanmadığım bu kovanları herkese tavsiye ediyor ve ilk fırsatta edinmenin yollarını arıyordum.
Bu kovanları kullananlarla tanışınca, “yüzde yüz verim artışı” iddiasının bir reklam sloganından başka birşey olmadığını öğrenince yaşadığım hayal kırıklığını düşünün.
Ben de, bütün arıcılık malzemesi satan yerlere sizde seksiyon çerçeve ve seksiyon kutu var mı diye sormuşumdur.

Buna benzer hayal kırıklıkları, ya da okuyup öğrendiğinizi zannedip doğruluğundan hiç kuşku duymadığınız bilgilerin, günün birinde sadece “birilerinin hedeflerine ulaşmak için kullandığı yönlendirmelerden ibaret olduğunu” anlamaya başlamak, aricilik.gen.tr ve beyazkovan.com sitelerinin temellerinin atılmasının en büyük nedenlerinden oldu.
Laf lafı açıyor, yazılar uzayıp gidiyor.
Konuyu çok da dağıtmadan kısaca gelelim invert şurup olayına.
Halil Bilen’in de yazdığı gibi, bir fırtına gibi esti yıktı geçti. Özellikle şahsıma karşı bir takım ithamlara da sebep oldu.
Ben bir bilgiyi diğer arıcılarla paylaşırken, bu bilginin farklı kaynaklardan teyit edilmesine azami dikkat gösteriyorum.
Dünya arıcılık literatüründe, bu işlere kafa yoranların ittifak ettikleri bilgileri paylaşmayı tercih ediyorum.
Literatürde ittifak sağlanmamış olan bilgilere her zaman kuşku ile yaklaşıyorum.
Bizim sanal arıcılık camiası olarak, yeni bir gelişme imiş gibi 2008 kış aylarında kıran kırana ve belden aşağı vuruşlarla tartıştığımız invert şurup konusu, Avrupa’da 1970 li yıllarda tartışılmış ve bilimsel araştırmalara konu olmuş.
İngiliz araştırmacı Bailey’in 1975 yılında yayınlanan Honey bee pathology isimli kitabı ve kendisinin konu ile ilgili yaptığı bir çok araştırma, kendisinden sonra gelen bilimadamlarının da üzerinde ittifak etikleri sonuçlarla dolu.
Baileyin sonuçlarının doğruluğuna itiraz eden, ya da bu sonuçları muteber bulmayan başka bilimadamlarının görüşlerine de hiç rastlamadım.
Bailey, kitabında ve araştırmalarında net bir şekilde, asit ile yüksek ısıda hidroliz edilen şeker şurubunun arılara faydadan çok zarar getirdiği sonucuna ulaşmış.
Isıtılmasa bile, özellikle İngiliz ve Amerikalı arıcıların, şurubun kristalleşmemesi için kullandıkları, tartarik asit ve elma sirkesinin de, arılar açısından riskler taşıdığı Bailey’in araştırmalarında mevcut.
Dünyanın bazı yerlerindeki arıcıların uyguladığı, şekerin yüksek ısıda asit ile kontrolsüz şartlarda hidroliz edilmesi işlemi, marjinal bir uygulama. Genel kabul görmüş, bilim adamları tarafından desteklenmiş bir uygulama değil.
Bütün dünya arıcılık literatüründe, arıya nektar yerine ikame besin olarak verilecek en sağlıklı gıdanın, rafine pancar ya da şeker kamışı şekerinden, kaynatılmadan yapılmış şurup olduğu konusunda ittifak var.
Şeker şurubuna limon sıkılması ne tür bir faydaya yol açıyor, bununla ilgili yapılmış bilimsel araştırma sonuçları varsa, bunlara da kimsenin itirazı olamaz.
Limon içindeki asit, sakkarozu yüksek ısı olmadan invert ediyor mu?
Bizim asıl itiraz ettiğimiz şey, bu tür marjinal uygulamaların, kendi başına, arıcının koloni yönetiminde yaptığı bütün hatalarını telafi edecekmiş gibi ortaya konulması.
Uzattık yine.
Sağlıcakla kalın.
-
29 Temmuz 2009 at 14:59 #11570
mcsumer
ParticipantMurat Çakır Bey, Merhaba !
Benim, on gün önce, beyazkovan’ı tanıtmak için kardeşime söylediklerimi, çok güzel ve beni çok duygulandıran bir uslupla ifade ettiniz.
İyi ki Ankara’da değildiniz yada benim gibi sık sık Ankara’ya gitmiyordunuz o yıllarda.
Ben o kovanlardan, sanırım pahalı görmüş ve almamıştım, ama denemek için bir takım (bir kovanlık) seksiyon kutu almıştım.
En güçlü kolonime vermiş, fakat başarılı sonuç alamamıştım. Arı geçiş yolları dar değilse de yetersiz gibi görünüyordu.
Belki de mevsim, flora uygun değildi, yada başka bir noksanlık vardı. Fazlalık yoktu: Protein ihtiyaçları vardır deyip de bebek maması vermemiştim o kolonime.Ben de konuyu fazla dağıtmadan…
Limon içindeki, sirke çeşitlerindeki asitler, sakkarozu yüksek olmayan sıcaklıklarda invert ediyor mu;
ediyorsa başka ne gibi etkileri oluyor; bilmiyorum.“Bailey’in sonuçlarının doğruluğuna itiraz eden, ya da bu sonuçları muteber bulmayan başka bilimadamlarının
görüşlerine de hiç rastlamadım.” diyorsunuz.Konu için son nokta değilse de bir noktadır bu.
Sağlık, mutluluk ve başarılarınızın devamı dileğiyle…
-
-
Yazarİletiler
- Bu konuya cevap vermek için giriş yapmış olmanız gerekir.
Beyazkovan Arıcılık Bir başka WordPress sitesi