Varroada biyolojik mücadele

Home Forumlar ARICILIK Arı Hastalıkları Varroada biyolojik mücadele

Bu konu 25 yanıt ve 11 izleyen içeriyor ve en son  muratakin tarafından 18 yıl 10 ay önce tarihinde güncellendi.

  • Yazar
    Yazılar
  • #6878

    demet
    Katılımcı

    Murat bey inşallah kızmassınız forumu gereksiz şeylerle dolduruyorsun diye!
    Aşağıdakiler araştırmalardan kısaltılarak alınmıştır. Kopyala yapıştır yapamadım. Worde ben aktardım bazı imla hataları olabilir. Ona göre!

    kaynaklar:
    Varroa destructor’un biyolojik kontrol yöntemleri
    Ethem Akyol, Ali Korkmaz
    Organik Arıcılık
    Banu Yücel

    Varroaya Karşı Uygulanabilir Biyolojik Yöntemler

    Yavrulu Gözlerin Taşınması ve Tuzak Yöntemi

    1-İşçi arı gözlerinde tuzaklama
    Varroalar üremek için erkek arı gözlerini tercih etmelerine karşılık, bu amaçla işçi gözlerini de kullanırlar. Kovandaki tüm peteklerin alınması ve imhası paraziti kontrol altında tutma açısından etkili bir yöntem olmakla birlikte populasyonun geleceği için zararlı bir yöntemdir.

    Bu olumsuzluğu gidermek için tuzaklama ismi verilen yöntem uygulanır .Bu yöntemde Ana arı bir peteğe ana ızgarası ile hapsedilir ve sadece bu peteğe yumurtlaması sağlanır. Kafeslemeden 9 gün sonra Ana arı 1. Petekten alınarak başka bir peteğe kafeslenir. Uygulamanın 18. Gününde 1. Petek kovandan alınarak imha edilir ve 2. Petekteki Ana arı 3.peteğe kafeslenir.27. günde Ana arı serbest bırakılırken 2. Petek kovandan alınır ve imha edilir.36.günde ise 3.petek kovandan alınır ve imha edilir ve uygulama tamamlanmış olur. Aynı uygulamanın değişik zamanlarda birkaç kez tekrarlanması durumunda parazit popülasyonu önemli oranda kontrol altına alınabilir. En önemli dezavantajı fazla miktarda işçi gözü alınması sebebi ile koloninin gelişiminin olumsuz yönde etkilenmesidir.

    2-Erkek arı gözlerin de tuzaklama
    Bu biyolojik kontrolde en fazla kullanılan yöntemdir. Çünkü varroalar üremek için erkek arı gözlerini işçi gözlerine göre 10-12 kat daha fazla tercih ederler.

    Birinci yöntem:koloniler belirli periyotlarla kontrol edilir. tüm kapalı erkek gözleri imha edilerek petekler kovana geri verilir. Bu uygulama yılda en az 5-6 defa uygulanır.

    İkinci yöntem:kovana erkek arı gözü bulunan petekler verilir ve Ana arı bu peteklere hapsedilerek bu gözlere dölsüz yumurta atması sağlanır. Bu petekler kapandığında kovandan alınarak yavrular varroalar ile birlikte imha edilir ve petekler kovana geri verilebilir. Bu uygulamanın ayda iki kere tekrarlanması ve diğer kovanlardan parazit girişi olmaması durumunda etkinliğinin % 89 olduğu bildirilmiş.

    Ancak kovandaki diğer erkek gözleri ve işçi arı gözlerinde de varroa çoğalmaya devam edeceği için uygulama sonrası kalan %11 kısım çok kısa sürede varroa popülasyonunu tekrar arttıracaktır.

    Bu dezavantajı engellemek için erkek arı larvalarının bulunduğu petekler hiç yavru bulunmayan kovanlara verilip bir hafta sonra alınması durumunda varroa popülasyonunun azalması %92.5, kovana aynı miktarda erkek arı larvası içeren iki petek verilmesi durumunda ise varroa popülasyonunun azalması %99.4 olmuştur. Bu uygulama varroa üzerine en etkili kimyasal uygulama ile eşit oranda etkili olmaktadır.

    Bu uygulamada kullanılacak erkek arı gözlü petekleri elde etmek için bir petek alınarak ortasından alt çıta veya üst çıtaya yakın bir kısmından yeterli miktarda kesilir ve bu petek güçlü bir koloniye verilir. Güçlü koloni kesilen kısmı erkek arı gözü olarak tamamlar ve bu gözlere Ana arı dölsüz yumurta atar.
    Ayrıca bu yöntem için fabrikada erkek arı gözü bulunan temel petekler imal edilir ve bunlar işlenince erkek arı gözü olan petekler elde edilmiş olur..

    Yapay Oğul Alarak Tuzaklama Yöntemi

    Bu uygulama oğul döneminde yapılarak hem koloninin oğul vermesi önlenerek yapay oğul alınır hem de varroa kontrolü yapılmış olur.

    Bu yöntemde iki koloni kullanılır ve uygulama sonunda varroa sorunu büyük ölçüde halledilmiş üç koloni elde edilir. Birinci kovandaki yavrulu peteklerin tamamı ikinci kovana verilerek tüm ergin varroaların birinci kovanda kalması sağlanır. Bu kovana daha önceden erkek arı gözü bulunan petekler konulduğu için arıların üzerindeki varroalar yumurtlamak üzere bu gözlere girer. Gözler bir hafta içinde kapatılır ve varroaların tamamına yakını erkek arı gözleri içine hapsedilmiş olur. Yeterli sayıda erkek arı gözü kapatıldıktan sonra petek kovandan alınır. Dondurucu veya azot uygulaması ile varroalar imha edildikten sonra erkek gözlü petek yeniden kullanılabilir. Daha sonra aynı uygulama işçi arı gözlerini verdiğimiz ikinci kovanda da uygulanır ve her iki kovanda da varroa mücadelesi yapılmış olur.

    Tel Kafesli ve Çekmeceli Taban Uygulaması Yöntemi

    İşçi veya erkek arılar gözden çıkarken varroalar da gözden çıkar ama hepsi gelişimini henüz tamamlamamıştır. İşte bu varroalar kovan tabanında veya peteklerin değişik bölgelerinde gelişmelerini tamamlarlar. Bu şekilde olan varroalar arılı bölgelerden uzak tutulabilirse ya açlıktan yada soğuktan ölürler. Bu yöntemin esası kovanların dip tahtasını derin yapmak,dip tahtasının üzerine sürgülü bir çekmece yapmak ve çekmecenin üst kısmına arıların geçemeyeceği ancak varroaların dökülebileceği bir tel ızgara koymak.Araştırmalarda ızgaranın altına düşen ve orada soğuktan veya açlıktan ölen varroa sayısının, gözden sağlıklı çıkan varroaların %20’si kadar olduğu ortaya çıkmış. Bu şekilde varroa populasyonunu azaltmadaki başarısı %14-28 arasındadır. Çekmecenin içine beyaz bir kağıt vb. serilmesi durumunda hem uygulamanın etkinliği kontrol edilebilecek hem de arılar tarafından temizlenemeyen kovan dip tahtasının temizliği için faydalı olacaktır.

    Düzenleyen: demet, :: 10/06/2007 13:02

  • #7047

    demet
    Katılımcı

    Petek Tellerine Elektrik Uygulaması Yöntemi

    Bu yöntemde çerçeveye bağlanan tel sayısı arttırılır. Daha sonra temel petek takılır .Tellerin geçtiği bölgeler erkek arı gözü olarak işlenir ve Ana arı bu gözlere dölsüz yumurta bırakır. İşte bu erkek gözlerine varroalar üremek üzere girerler. Bu gözler kapandıktan birkaç gün sonra metal tellere 5-8 saniye süre ile düşük voltajlı elektrik verilerek tellerin ısınması ve bu gözlerdeki varroaların ölmesi sağlanır. Bu uygulama işçi arı gözü olmadığı durumlarda %93,%80 başarı,işçi arı gözü olduğunda tek uygulamada %73, iki uygulamada ise %91 başarılı olduğu gözlenmiş.
    Bu yöntemin varroaları öldürmede etkili olduğu ancak ısınan telin sadece varroayı öldürmeyip aynı zaman da balmumunu da erittiği bunun için ısıya dayanıklı plastik peteklerin kullanılmasının daha uygun olacağı bildirilmiş.

    Genç Ana Arı Kullanma Yöntemi

    Bu yöntemde varroanın üremek için erkek gözlerini tercih etmesi ve genç Ana arı bulunan kolonilerde erkek arı gözünün az olması ,erkek arı gözü çok olsa bile genç Ana arının dölsüz yumurta atma oranının az olmasından dolayı varroa ile bu yöntemle mücadele düşünülmüş. Yöntem kolay ,pratik ancak parazitle mücadelede tek başına yeterli değil. Diğer yöntemlerle kullanıldığında etkinlik ve başarı oranı artmakta.

    Isı Uygulamasından Yararlanma

    Ergin dişi varroalar normal yavru gözü sıcaklığı olan 34 derecenin üzerindeki sıcaklıklara arı larva ve pupasından daha duyarlıdır. Sıcaklık uygulamasının tüm kovanda yapılması hem işçi arılar üzerinde zararlı etki yapar hem de işçi arılar kovana havalandırma yaparak sıcaklığı düşürecekleri için sıcaklık uygulaması gözlerde yaşayan varroalara etkili olmayacaktır. Bu nedenle ısı uygulaması yavrulu peteklerin kovandan alınması ve bir inkübatörde ısı uygulamasına tabii tutulduktan sonra kovana tekrar verilmesi şeklinde olur. Bu şekilde kapalı yavrulu petekler 44derecede 4 saat bekletildiklerinde varroaların %100’nün , pupaların ise% 5 ‘ nin öldüğü belirlenmiş. Isı uygulanan gözlerden çıkan ergin arılar üzerinde bazı deformasyonlar olacağı da belirtilmiş. Uygulama sonucu gözlerdeki varroaların tamamı ölürken,işçi arılar üzerinde pek çok varroa kalır.
    Bu yüzden yöntemin etkinliği kovanın durumuna göre değişiklik gösterir. Ticari arıcılıkta fazla uygulama şansı yoktur.

    Bir başka ısı uygulamasında: Özel hazırlanmış kovanlarda, kovan sıcaklığı yapay yollarla, kontrollü olarak 46°C’ye çıkartıldığında, akar bu sıcaklıkta %74-98 oranında ölerek, kovan dip tahtasına düşmektedir. Bu uygulama sadece paket arılarda (özel olarak yapılmış arı taşıma kaplarına yerleştirilmiş olan çerçevesiz arı kolonisi ) yapılabilir. Kimyasal bir bileşik kullanılmaması, balda kalıntı sorununu ortadan kaldırmaktadır. Ancak bu yöntem pahalı ve dikkat isteyen, herkesin kolaylıkla uygulayabileceği bir yöntem değildir.

    Polen Tuzağı Kullanma Yöntemi

    İşçiler polen tuzaklarından geçerken polenleri takılır ve birçok durumda arıların üzerindeki varroalar da tuzağa takılıp düşer. Yöntem tek başına yüksek bir etkinliğe sahip olmayıp diğer yöntemlerle birlikte kullanılabilir.

    İşçi Arı Gözlerinin Büyüklüğünün Değiştirilmesi Yöntemi

    Varroalar erkek arı gözlerini işçi gözlerine tercih ediyor. Yapılan çalışmalarda işçi arı gözlerinin bir miktar küçültülmesi ile varroa popülasyonun artış hızında azalma olduğu bildirilmiş. Normalden daha küçük gözlerde beslenen işçi arılar daha az beslendiklerinden erginleşmelerini daha erken tamamlamakta ve gözden daha önce çıkmaktadır. Bu durumda da varroaların işçi gözlerinde üreme oranları düşmektedir.

    Erkek Yavru Gözlerinin Üretiminin Sınırlandırılması Yöntemi

    Varroanın erkek arı gözlerini üreme için kullanmasından dolayı erkek arı gözü sayısının azaltılması paraziti kontrol altında tutmaya yarayabilir.
    Uygulanabilecek yöntemler petekler üzerindeki erkek arı gözlü bölgelerin kesilip alınması,erkek arı gözlü peteklerin kullanılmaması, dölsüz yumurta bırakma oranı az olan genç Ana kullanılması.

    Bu yöntem parazitin çoğalmasını durdurmaz. Ancak yavaşlatabileceği bilinmelidir. Çünkü parazit sadece erkek gözlerinde değil işçi gözlerinde de çoğalmaktadır.

    Bir başka yöntemde de kışın kovan giriş delikleri açılarak ana arının yumurtlaması durdurulur. Böylece besin ortamı bulamayan varroalar kovan dip tahtasına dökülerek ölür.

    Biyolojik kontrol yöntemlerinin
    Avantajları:Kimyasal kullanımı ile oluşan kalıntı problemi olmaz, ilaç masrafı olmaz, ürünler güvenilir olduğu için daha yüksek fiyata satılabilir,parazitler bağışıklık kazanmaz,gerek duyulan her mevsimde yapılabilir.

    Dezavantajları:Çok fazla işgücü gerektirmesi ,tecrübeli arıcılar tarafından uygulanabilmesi, büyük arılıklarda uygulanmasının güç olması, farklı alet ve malzeme gerektirmesi, kolonilerin sürekli kontrol edilmesi,çok yüksek bir etkinliğe sahip olmamaları ve kısa sürede sonuç alınamamasıdır.

  • #7049

    zafer
    Katılımcı

    Demet hanım bravo sizi tebrik ederim bu bilgileri kendinizde uguladınızmı bana biraz uygulaması zor gibi görünüyor çünkü biz milletçe kolaycılığa alışığız aklımıza ilk gelen fenni ilaçlar ama verdiğiniz bilgilerde güzel, yakında siz bu işin kitabınıda yazarsınız. Saygılar

  • #7062

    demet
    Katılımcı

    Durun bakalım dün bir bugün iki. İşi biraz öğrenelim uygularız tabii. Niye uygulamayayım ki?

    Altını çizmemiz gereken bir noktada ,bu yöntemlerin hepsini bizim uygulamamızın zaten mümkün olmaması.
    Bu yazıyı daha ziyade bilgi amacıyla aktardım. Bakın işte böyle bir şeylerde yapılıyormuş diye.

    Tamam, belki içinizde bilenler vardır ama merak edenlerde olabilir . Ben merak edenlerdenim ve yeni bir şey öğrenmekten çok büyük mutluluk duyuyorum. Bu arada uzun yazıları okumaktan sıkılmıyorum, sizde sıkılmayın her şey hap bilgi olacak diye bir şey yok!!!

  • #7063

    zafer
    Katılımcı

    Demet hanım alınmadınız inşallah sizi bu güzel çalımalarınızı teşvik etmek için yazdım araştırmacı ve öğrendikleni paylaşlaşımcı yönünüzü tebrik ediyorum zaten bu sitenin amacıda bu değilmi bende daha yeni arıcıyım ve katetmem gereken daha çok mesafe olduğunu düşünüyorum.arıcılık yolunda bu güzel çalışmalarınıza devam.saygılar

  • #7070

    Sait
    Katılımcı

    Sayın Demet,
    Değerli bilgiler için teşekkürler.Bu tip toplu bilgiler benim gibi 4-5 aylık arıcıları daha da aydınlatıcı olabilir.Hemen print aldım ve dosyama koydum.Yazınızın bence güzel olan tarafı bir konudaki bilgilerin bölük pörçük değil de topluca bir arada bulunması.
    Yani içinden seç beğen uygula.
    Tekrar teşekkürler.

  • #7261

    demet
    Katılımcı

    Aşağıda varroanın biyolojik kontrol yöntemlerinden biri daha var, onu da ekleyelim.
    Bu yazıda kavanoz içine pudra şekeri koyarak varroa sayısının tespiti yapılmış ,ayrıca arıcılara kovanlarına pudra şekeri serpme yoluyla varroa ile biyolojik mücadele yapılabilecekleri söylenmiş. Birde doğal yolla günlük atılan varroa sayısına göre ne yapılmasına karar verilebileceği de belirtilmiş.

    Eksik olan bir şey var ki o da kavanoza koyulan 300’e yakın arıdan dökülen varroa sayısının hangi değerlerde olması gerektiği yazılmamış. Yazar Uzm.veterinerimiz Mitat bey , bu sayının hangi değerlerde olması gerektiğini yazarsa seviniriz………

    Kaynak:Organik Arıcılık Kuralları ve Hastalıklarla Mücadele
    Mitat Kurt Uzm. veteriner

    Varroa ile mücadelede kolonilerdeki düzeyinin tespit edilmesi çok önemlidir. Varroa nın yüksek yada düşük düzeyde olması kolonilerde varroa ya karşı mücadele etme zamanının gelip gelmediğini ve aynı zamanda atılan varroa sayısı petek gözleri içinde bulunan varroa sayısı hakkında bilgi verir. Bilim adamları kolonideki varroa düzeyini belirlemek için yeni bir teknik geliştirdiler .

    Bu teknik ile kovandan alınan örnek arılar, hiç bir zarar görmeden kovanlarına dönebildikleri gibi tekniğin uygulaması çok pratik ve ucuzdur. Ayrıca bu yöntemi arılıkta uygulamakta mümkün. Buna göre bir cam kavanozun içine 300 tane arı konulup, kapak kısmına sadece pudra şekerinin ve varroanın geçebileceği büyüklükte deliği olan sinek teli geriliyor. Daha sonra kavanozun üst kısmından yaklaşık bir tatlı kaşığı kadar (7gr.)pudra şekeri ilave edilerek, arılar yaklaşık bir dakika çalkalanıyor. Sonra kavanoz bir kağıdın üzerine silkeleniyor (tuzluk gibi). Bu şekilde 300 arıda bulunan varroalar pudra şekeri ile beraber dışarı dökülüyor.

    Arıcılarımız bu yeni teknik ile kolonilerdeki varroa düzeyini kolaylıkla öğrenerek, varroa ile mücadele yapmalarının gerekli olup olmadığını belirleyebilirler. Ayrıca arılıklarında bulunan kolonileri, ellerindeki sonuçlara göre puanlayabileceklerdir.

    Yapılan son çalışmalarda ise pudra şekeri kolonilerde varroa ile mücadele yöntemi olarak gösterilmektedir.

    Pudra şekerinin varroa mücadelesinde etkili olmasının nedenini ise şu şekilde açıklanmaktadır.
    – pudra şekeriyle bulanan arı, üzerindeki pudra şekeri tozlarını uzaklaştırmak için kendini tımarlama hareketini yaptığından dolayı bu yolla varroayı üzerinden atabilmektedir.
    – pudra şekeri toz halinde olduğundan dolayı varroanın bal arısına tutunması zorlaşmaktadır.
    – pudra şekerinin tozları varroa üzerinde olacağından ,tozları tımarlama hareketiyle uzaklaştırmaya çalışırken arının üstünden düşmesine neden olacaktır.

    Nebraska Üniversitesinde 2002 yılında yapılan çalışmalar sonucunda kavanoz içinde pudra şekeri uygulamasında ergin arıların üzerindeki %93 varroanın uzaklaştırıldığı belirlenmiştir. Yine aynı üniversitede 2005 yılında yapılan çalışmalarda koloni başına 225gr. lık pudra şekeri uygulanmasıyla koloniden %76 varroa uzaklaştırılmıştır.

    Bu çalışmalarda pudra şekeri uygulaması sonucu kuluçkada bulunan yumurtaların %62 ile 86 oranında gözlerden uzaklaştırıldığı gözlenmiştir. Yüksek dozaj uygulamalarında gözlerden önemli ölçüde larva uzaklaştırıldığı da belirtilmiştir. Bütün bu çalışmalardan şunu anlayabiliriz ki ,kavanoz içindeki arılara pudra şekeri uygulaması tekniği ile kovanlarınızdaki varroa düzeyini çok rahat bir şekilde arılarınıza zarar vermeden öğrenebiliriz.

    Bunun yanında kovanlarınıza varroa mücadelesi amacıyla pudra şekeri uygulayabilirsiniz. Bu yöntemi uygularken dikkat edilmesi gereken nokta ise uygulama sırasında yumurtalı ve larvalı peteklerin üzerindeki arıları kovan içine silkeleyerek , bu çerçeveleri pudra şekerini koloniye serpme işleminden sonra kovana geri vermek ,şeklinde uygulamak daha faydalı olacaktır.

    Bu yöntem ızgaralı dip tahtası yöntemi ile uygulandığında mükemmel sonuç verecektir. Bu yöntemler sayesinde arıcılarımız kovanlarına herhangi bir kimyasal ilaç uygulamadan, varroa ile mücadele ettikleri gibi ellerinde bulunan varroaya dayanıklı kolonileri belirleyebilecekler.

    Bütün bunların dışında, koloniden doğal yollarla ,günlük olarak düşen varroları takip etmekte önemlidir. Çünkü doğal olarak düşen bu varroaların sayısı kolonideki varroa popülasyonu ile yakından ilgilidir.

    İngiltere de kolonideki varroa varlığı ve izlenmesi gerekenler aşağıda verilmiş.
    Ortalama günlük doğal varroa ölümü aşağıdaki gibi ise; ( < küçük ise, > büyük ise )

    Ocak-mart<2 etkisiz,2-7 arası kontrol planlanmalı ,7>dikkatli kontrol yapılmalı

    Nisan-haziran<1 etkisiz, 1-7 arası hafif kontrol , 7>şiddetli risk var

    Temmuz- ağustos <2 etkisiz , 2-8 arası hafif kontrol , 8>şiddetli risk var

    Eylül –aralık<6 etkisiz, 6-8 arası hafif kontrol, 8> şiddetli risk var.

    Avrupa birliği uzmanlarının Türk uzmanlara verdiği eğitimde ise ,
    Yılda iki defa varroa kontrolü yapılmaktadır.
    Birinci kontrol temmuzda,

    Günde <5 varroa koloni için tehlike yok.

    Günde 5-10 varroa arası koloni için tehlikeli düzeye varabilir.

    Günde > 10 varroadan koloni sönebilir.

    İkinci kontrol ağustosta (ekim-kasım)

    Günde > 1 varrodan ise kış tedavisi uygulanmalı.

    Kolonideki varroa varlığının derecelendirilmesi,yapılacak mücadelede arıcılara yol göstermesi açısından çok önemlidir. Varroa’nın yüksek veya düşük düzeyde olması bize kolonilerde varroa’ya karşı mücadele etme zamanının gelip gelmediğini gösterir.

    Diğer taraftan varroa düzeyi devamlı düşük olan kolonilerin varlığı arılığınızdaki bu kolonilerin varroa’ya karşı dirençli olduğunu gösterir. Bu tip koloniler kendilerini tımarlama, varroa’yı ısırma ya da petek gözlerindeki üreme özelliğine sahip olan varroa’ları kuluçka ile birlikte kovan dışına atma özelliklerine sahip demektirler. Bu tip davranışlar nesilden nesile geçen kalıtsal özellikler olduğu için arıcılarımız bu tip kolonilerden ana arı yetiştirerek arılıklarındaki kolonilerinin varroa’ya karşı direnç özelliklerini belli bir düzeye kadar geliştirebilirler.

  • #7264

    nihatt
    Katılımcı

    Bu günkü yazınız sayesinde bir şey daha öğrendim. Varroa ve pudra şekeri.

    Her araştırmayı okuma imkanımız olmuyor.
    Buraya aktarıp bizimle paylaştığınız için teşekkürler.

  • #7265

    cihad
    Katılımcı

    demet hanım
    bu araştırmacı ruhunuz beni sevindiriyor
    arıcılığımıza farklı bir boyut getirdiniz
    sayenizde bayağı şey öğrendik
    burada bir olayı hatırlatayım
    varoa mucadelesi yapılacaksa ne şekil yaparsanız yapın
    en başarılı olma zamanı sezon girişi yani mart ayıdır
    neden
    çünkü yumurta yok veya az varoa arının direk üzerinde mucadele başarılı oraın 100 de 90
    hastalıksız sezonlar

  • #7312

    zafer
    Katılımcı

    Selamünaleyküm arkadaşlar bu gün bir şey duydum ( gerçi her duyduğun doğru değildir yalan olarak yeter.) greyfurt meyvesini dilimleyip çıtaların üzerine koyarak varraoya etki ettiğiu söyleniyor deneyimi olan arkadaşlar varsa sonuçu yazarlarsa bizde uygulayalım derim. selamlar

  • #7518

    necip
    Katılımcı

    Zafer bey buna siz inandı iseniz şayet ben de sadece gülerim…

  • #7527

    demet
    Katılımcı

    Birkaç yabancı kaynakta şöyle diyor :
    Kovana, kurumuş greyfurt yaprakları yakılarak dumanı verildiği zaman arıların üzerindeki varroaların yoğun olarak döküldüğü gözlemlenmiş. Ancak varroaları pek bir öldürmüyormuş.
    Bu yüzden yapışkanlı kağıtlarla düşen varroaların yakalanabileceği ve bu şekilde biyolojik mücadele yapılabileceği söyleniyor. Ayrıca greyfurt yapraklarının dumanın arılara bir zararı yokmuş.

  • #7533

    necip
    Katılımcı

    Yıllarca hatalı kullanımlar sonucu birçok ilaca karşı bağışıklık ve dayanıklılık kazanmış varoayı greyfurt kabuğu ne yapabilir Demet Hanım.İçeriği tamamen asit olan birçok ilacın bile tamamen hatalı kullanımlar sonucu etki gösteremediği bu zararlıya greyfurtu denemesi bedava…

  • #7536

    demet
    Katılımcı

    Bir arkadaş greyfurt meyvesi varroaya karşı etkilimi diye soruyordu. Bende baktım yabancı kaynaklarda kurumuş greyfurt yapraklarının dumanının varroayı dökmek için etkili olduğunu söylüyordu.Yazıyım o halde dedim.

    Yoksa ben arasam bu mevsimde Edirne de greyfurtu zor bulurum. Kurumuş yaprağını nerden bulucam falan filan…..

    Maksat arkadaşa bilgi vermek amaçlı.

  • #7541

    necip
    Katılımcı

    Sizin iyi niyetinizi ve yardımseverliğinizi bütün yazılarınızdan takip ediyorum demethanım.Keşke bu işle uğraşan herkes sizin gibi düşünebilse.Tamamen yüksek dozda ve hatalı ilaç kullanım sonucu bu zararlı insan vücudundaki mikroorganizmaların antibiyotiğe dayanıklı hale gelmesi gibi oldu.Yoksa etki etmez değil.Sizin o temiz kalbiniz hep öyle kalsın.Saygılarımla.

  • #7543

    muratakin
    Katılımcı

    Arkadaşlar
    Eski yıllarda varraonın Türkiye arıcılığını kasıp kavurduğu yıllarda biz perizin kullanırken bir ağabeyimiz bahçesinde yetiştirdiği değişik bitkilerle tütsü yapardı herkes arı kayıpları ile uğraşırken onun arıları sağlam olarak kıştan çıkardı.
    Günümüzde bitkiler alternatif ilaç olarak kullanılıyor zaten arı ilaçlarında o yönde dönüş var altıntop yaprağı bunlardan birisi neden olmasın denemesini yaparız Saygılar

  • #7580

    zafer
    Katılımcı

    selamlar arıcı dostlar,
    greyfurt meyvası hakkında cevap yazan arkadaşlara özellikle demet hanım ve murat akın beye teşekkür ederim.
    Bazen bize aykırı gelen fikirler olsada,
    bu bir başkası için ilgi çekici olabilir. demet hanım ve murat beyin yazdıklarından anladığım kadarı ile greyfurt’un arılar üzerinde menfi bir etkisi yok yaprağını bulamam ama meyvesini buldum bir ham halde dilimleyerek birde kabuklarını kurutup körükte yakarak deneyeceğim sonucuda sizlerle paylaşacağım tekrar selamlar ve saygılar sunuyorum.

  • #7835

    kadioglu
    Katılımcı

    değeri arıcı kardeşlerim benimde ustamdan öğrendiğim birkaç şeyi size aktarayım varova ile ilgili birincisi kenevir in erkek olanı bilenler bilir bu bitkinin erkek olanı olgunlaşınca dokununca un gıbı tozur ve arı üzerınden hiç eksik olmazdı varova kesınlıkle olmazdı
    ikincısi ise bu bitkınin yaprakları +tütün yaprağı+ceviz yaprağı bunlerı karma kuruturdu ve kışın kovanın boşluk olan yerlerine doldururdu
    o yıllarda durumu iyi olan arıcılar kenaz kullanırlardı benim rahmetli ustam fakirdi kenaz
    almaya parası olmazdı o yıllarda bal satılmazdıçünkü hemen hemen herkesin evine yetecek balı olurdu o da kovanlarını bu şekilde korurdu başkaları zahiyat verirdi kışın bununkilere bişey olmazdı
    ayrıca kışın kabartılmış peteklerinizi saklarken aralarına ceviz yaprağı doldurun mum kurdu vurmaz sakladığınız peteklerinize

    Düzenleyen: kadioglu, :: 14/07/2007 11:10

  • #7836

    cihad
    Katılımcı

    sayın kadoğlu
    doğru demiş
    eskiden varoa ilacı yokken arıcılar keten kenevir ile varoa dan korunurlardı
    bunu duymuştum
    mum güvesinden ceviz yaprağı ile kurtulmayı
    ilk defa artvinli arıcı kitabı yazarı sayın ahmet ağdumanın kitabında okumuştım
    artvin ve ilçelerinde ceviz yaprağı kullanıldığını söylüyor idi
    ben denedim gerçekten iyi sonuç veriyor
    fakat ceviz yaprağı ile korumadan önce soğukta şoklama yapılsa yemek üzerine baklava yemek gibi olur
    eğer arıcı arkadaşlardan bölgelerinde böyle değişik uygulamaları olan varsa yazsın bizde bilgilenelim
    sayın kadıoğlu bilgilerin için sağol
    bu sene gene ceviz yaprağına devam

    Düzenleyen: cıhad, :: 14/07/2007 04:00

  • #7847

    muratakin
    Katılımcı

    Arkadaşlar:
    Varrao derken Petek güvesine(mum kurdu) geçtiniz. Benim önerilerim var veya kendi uygulamalarımı yazayım. bildiğiniz gibi Petek güvesi kursu çiçek tozunda çok güzel gelişiyor ondan dolayı çiçek tozlu (polen) çerçevelerin hepsini bir yere topluyorum onları kış aylarında birkaç kere çok soğuk ortamda, derin dondurucuda tutuyorum. her kata ceviz yaprakları koyup her kat arasını çuvalla bölüyorum ki petek güvesinin geçişi zorlaşsın.
    Diğer temiz çerçeveleri de bir kere soğukta tutup aynı bölme ve yaprak işini uyguluyorum..
    Binanın kuzeye bakan tarafında yani serin bir yerde saklıyorum ılık kış günlerin de arada bir gözden geçiriyorum.
    Eskiden ballıkları aralıklı dizip kapalı ortamda kükürt yakardım.
    Petek güvesinin yumurtadan çıkışı ortam ısısı ile ilgilidir yumurtadan çıkması için uygun ısı olmazsa bütün kış bekleyebilir baharda yumurtadan çıkar hasarları daha çok baharda yapar.
    O muzur yaratıksız kışlar.
    Saygılar.

  • #7905

    kadioglu
    Katılımcı

    değerli kardeşlerime varova ile ilgili bir uyarıda bulunmak isterim geçen yıl benim başıma gelenlerin sizlerin başına gelmemesi açısından
    varova devamlı aynı ilacin kulanılmasında o ilaca karşı bağışıklık kazanıyor ve kovanda mevcudu eksik olmuyor bu yüzden ilk baharda kulanılan ilacın son baharda kullanıkmamasını tavsiye ederim herkese varovasız seneler dilerim

  • #7906

    unyeli
    Katılımcı

    sayın arıcı arkadaslar
    gecen yıla nazaran buyıl varoa denen ıllet az.gecen yıl daha fazlaydı.tabı benım bulundugum yayla ortamına gore.bılmemsızlerınde dıkkatını cektımı.yada benmı yanılıyorum.herkese varoasız nıce yıllar

  • #7914

    tolga
    Katılımcı

    slm cihad abi ceviz yapragını yakıp kovana tütsümü veriyorsunuz yoksa bu dediginiz kıştan yaza hazırlanan petekler içinmi gecerli aydınlatırsanız sevinirim

  • #7919

    kadioglu
    Katılımcı

    değerli arıcı dostum ceviz yapraklarını varova için değil kışın kabarmış çerçeveleri mum kurdu vurmaması maksadıyla kovanlarn içine çerçeveleri dizince üstlerine ceviz yaprağı konur

  • #8038

    Bilgin Aydin
    Katılımcı

    Mücadelede Organik asit kullanımı ile ilgili Akademik bir araştırmanın sonuçları.
    Pdf formatında iyi düzenlenmiş ancak dosya boyutu büyük olduğundan kes yapıştır yöntemi ile aktarabildim.

    Hayvansal Üretim 46(2): 33-39, 2005
    33
    Bal Arısı (Apis mellifera L.) Kolonilerinde Varroa (Varroa jacobsoni Q.) ile
    Mücadelede Farklı Organik Asitlerin Kullanılmasının
    Koloni Performansı Üzerine Etkileri
    Banu Yücel
    Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü 35100 Bornova-İzmir
    e-posta: [email protected], Tel.: +90 (232) 388 40 00 / 2711
    Özet
    Bu çalışmada, bal arısı kolonilerinde erken ilkbahar ve geç sonbaharda oksalik, formik ve laktik asidin varroa ile mücadele
    etkinliği ve koloni gelişimine etkileri araştırılmıştır.Denemede İzmir ekotipi, bir yaşlı anaya sahip 48 adet bal arısı kolonisi
    kullanılmıştır. Deneme öncesi koloniler, doğal varroa bulaşıklık düzeyi ve ergin-yavrulu arı populasyonu bakımından
    eşitlenmiştir. Koloniler rastgele seçilmiş, her grupta 12 koloni olacak şekilde 4 deneme grubu (oksalik asit, formik asit, laktik asit
    ve kontrol grubu) oluşturulmuştur. Grupların ilkbahar ve sonbaharda, deneme öncesi ve sonrası varroa oranları, organik asit
    etkinliği, ergin arı ve yavru populasyonu gelişimleri belirlenmiştir. İlkbahar denemesi sonucunda, oksalik asit grubunun varroaya
    karşı etkinliği %94.04 ile diğer gruplardan önemli (P<0.05) düzeyde yüksek bulunmuştur. Formik asit grubu, sonbaharda yavru
    populasyonu gelişimi bakımından, oksalik ve laktik asit gruplarından önemli (P<0.05) düzeyde daha düşük belirlenmiştir.
    Sonbaharda laktik asidin etkinliğinin ilkbahardaki etkinliğinden % 9.46 daha fazla olduğu saptanmıştır. Kontrol grubunda,
    varroanın giderek artan bulaşıklık düzeyine paralel olarak, her iki mevsimde yavru populasyonunda önemli (P<0.05) düzeyde
    azalma görülmüştür.
    Anahtar kelimeler: Bal arısı, varroa, oksalik asit, formik asit, laktik asit
    The Effects of Using Different Organic Acids for against Varroa (Varroa jacobsoni Q.)Treatment on Colony
    Performances of Honey Bee (Apis mellifera L.)
    Abstract
    Effects of oxalic, formic and lactic acid usage in early spring and late autumn for varroa treatment on honey bee colonies had
    been researched for treatment effectiveness and colony growth parameters. 48 honey bee colonies from 1 year-old queen from
    Izmir ecotype, had been used in the research. Colonies were equalized for natural varroa levels and adult-brood bee population,
    prior to the research. Colonies were selected randomly as 4 research groups (oxalic acid, formic acid, lactic acid, control) with 12
    colonies in each group had been formed. Varroa numbers, treatment effectiveness, adult bee and brood population growth of
    groups have been determined in spring, autumn, before and after the research. As the result of spring research, effectiveness of
    oxalic acid group had found significantly (P<0.05) higher than the other groups with 94.04 %. In autumn, brood population
    growth rate of formic acid group had found as significantly (P<0.05) lower than the oxalic acid and lactic acid groups. Treatment
    effectiveness of lactic acid in autumn had found 9.46% higher than that in spring. In both season, brood population of control
    group had showed a significant (p<0.05) decrease with the increasing number of varroa.
    Key words: Honey bee, varroa, oxalic acid, formic acid, lactic acid
    Giriş
    Günümüzde dünya arıcılığının en büyük sorunlarından
    birisi Varroa akarı (Varroa jacobsoni Qudemans)’nın
    neden olduğu Varroatosis hastalığıdır. Varroa bal
    arılarının larva, pupa ve erginleri üzerinde yaşayan,
    onların kan sıvılarını (hemolenf) emerek beslenen çok
    tehlikeli bir dış akardır. Kolonilerin gelişme hızını
    azalmasına, bal arılarında kış kaybına, kolonide
    enfeksiyon oluşmasına, tarlacı arıların uçuş etkinliğinin,
    nektar ve polen toplama kapasitesinin azalmasına, ergin
    arılarda vücut deformasyonlarına ve canlı ağırlık
    kaybına neden olmaktadır. İleri düzeyde koloni yok
    olmakta ve arılıkta ciddi ekonomik kayıplar meydana
    gelmektedir (Kumova, 2003).
    Varroa ile mücadelede uzun yıllardan beri kimyasal,
    mekanik, genetik ve biyolojik yöntemlerden
    yararlanılmıştır. Ancak kimyasal mücadelede kullanılan
    akarisidlerin pek çoğunun yanlış kullanımları sonucu,
    Varroa giderek bu ilaçlara karşı direnç kazanmakta,
    kullanılan ilaçların etkinliği azalmaktadır (Boecking and
    Spivak, 1999). İlaç kalıntıları gıda güvenliği ve insan
    sağlığı bakımından önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu
    problemleri aşmak amacıyla son yıllarda Amerika ve
    Araştırma Makalesi
    Yücel
    Hayvansal Üretim 46(2), 2005
    34
    Avrupa ülkelerinin pek çoğunda parazit ve bulaşıcı
    hastalıklara karşı dirençli arı hatlarının yetiştirilmesi ve
    balın yapısını bozmayacak doğal organik asit
    uygulamaları ön plana çıkmıştır (Bogdanov et al.,
    1999). Organik asitler, (formik asit, oksalik asit, laktik
    asit vb.) günümüzde bal arısı dış akarı Varroa
    jacobsoni’yle mücadelede en çok kullanılan biyopestisidler
    olmuştur. Bu organik asitler, uygun zamanda
    ve dozda kullanıldıklarında kolonide ana arı kaybı, ergin
    arı ve yavru populasyonu üzerinde olumsuz bir etki
    yaratmamaktadır (Imdorf et al., 1996 ;Milani, 1999;
    Goodwin et al., 2002).
    Varroa mücadelesinde kullanılan organik asitlerden biri
    olan formik asidin etkinliğinin, kullanılan uygulama
    şekline bağlı olarak %60-92 arasında değiştiği
    belirtilmektedir (Fries, 1991; Imdorf et al., 1997). Bu
    etki; uygulama süresine, uygulama zamanına ve
    uygulama sırasındaki hava sıcaklığına göre
    değişmektedir (Brodsgaard et al., 1998). Formik asidin
    ilkbaharda sub-tropikal iklimlerde hava sıcaklığının
    aniden artması ile hızla buharlaştığı ve kolonide kapalı
    yavru gözleri içerisindeki arı pupalarının ölümüne
    neden olduğu belirtilmektedir (Underwood and Currie,
    2003). Formik asidin 100C altındaki ortam sıcaklığında
    iyi sonuç vermediği (Korpela et al., 1992) buna karşılık
    oksalik asidin ortam sıcaklığından fazla etkilenmediği
    bildirilmektedir (Cornelissen and Blacquiere, 2004).
    Oksalik asit, kapalı yavru gözleri içerisine etki
    etmediğinden, kolonide kuluçka üretiminin en az olduğu
    dönemlerde kullanılması önerilir. Bu şekilde, varroa
    mücadelesinde %90-95 başarı sağlandığı
    bildirilmektedir (Imdorf et al., 1997; Nanetti, 1999;
    Prandin et al., 2000). Ancak oksalik asidin yüksek
    dozda ve birden fazla tekrarlanması durumunda
    kolonide ana arı ve ergin arı populasyonu kaybına neden
    olduğu öne sürülmektedir(Gerogorc and Planinc, 2001).
    Laktik asit, oksalik asite benzer şekilde, kapalı yavru
    gözleri içerisine etki etmediğinden, kolonide yavru
    populasyonunun en az olduğu geç sonbahar döneminde
    varroa mücadelesinde başarılı sonuçlar vermektedir
    (Imdorf and Kilchenmann, 1990). Ancak laktik asidin
    18ºC’den yüksek hava sıcaklığında uygulanmasının
    kolonide ana arı kaybına neden olabileceği
    belirtilmektedir (Liakos et al., 2002). Laktik asidin
    kovan içerisinde kısa süreli etki göstermesi nedeniyle,
    varroa kovanda tekrar görülebilir. Bu durumda laktik
    asidin başka bir organik asitle kombine edilerek
    yinelenmesi önerilmektedir (Brodsgaard et al., 1997).
    Laktik asidin ergin arı ve kuluçka gelişimi üzerine
    olumsuz etkisini bildiren bir literatüre rastlanmamıştır.
    Varroa mücadelesinde kullanılan ilaçların ve sentetik
    akarisitlerin, balda ve balmumunda önemli düzeyde
    kalıntı bırakması nedeniyle, bal ihracatında önemli
    sorunlar yaşanmaktadır. Organik beslenmenin giderek
    önem kazandığı günümüzde, varroa mücadelesinde
    kullanılan sentetik akarisitler, yerini balın doğal
    bileşenleri olan organik asitlere bırakmaktadır (Wehling
    et al., 2003).Yapılan araştırmalar, nektar akım dönemi
    haricinde varroa mücadelesinde koloniye uygulanan
    organik asitlerin, balda kalıntı bırakmadığını ortaya
    koymaktadır ( Fries, 1991; Imdorf et al., 1996).
    Bu çalışmanın amacı; bal arısı kolonilerinde Varroa
    kontrolünde kullanılan organik kökenli oksalik, formik
    ve laktik asit uygulamalarının, erken ilkbahar ve geç
    sonbahar dönemlerinde varroa bulaşıklık değeri ve bal
    arısı populasyonu gelişimi üzerine etkilerini
    belirlemektir.
    Materyal ve Yöntem
    Deneme ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere iki kez
    tekrarlanmıştır. İlkbahar denemesi 15 Mart – 4 Nisan
    2004 tarihleri arasında, sonbahar denemesi 5 Kasım-20
    Kasım 2004 tarihleri arasında yapılmıştır. Deneme
    tarihleri, İzmir yöresinde ilkbaharda nektar akımının
    erken başlaması ve sonbaharda çam balı üretiminin
    Ekim ayları sonuna dek sürmesi dikkate alınarak
    belirlenmiştir.
    Denemede İzmir ekotipi bal arısı kullanılmıştır. İlkbahar
    denemesinde, aynı yaşlı (bir yaşında) anaya sahip, arı
    populasyonu bakımından benzer (5.17-5.28 adet ergin
    arılı çerçeve ve 26.88-28.39 dm² yavrulu alan arasında
    değişen) olan kolonilerde, organik asit uygulaması
    öncesi ve sonrası ergin arılar üzerindeki varroa
    bulaşıklığını belirlemek amacıyla, her koloniden
    yaklaşık 200-250 adet ergin işçi arı, içinde deterjanlı su
    bulunan kavanozlara alınmış, çalkalanmış ve varroaların
    arılardan ayrılması sağlanmıştır. Ergin arı ve varroalar
    sayılmış, uygulama sonunda kolonilerdeki ergin arılar
    üzerindeki varroa bulaşıklık oranı (%); örnekte sayılan
    toplam varroa sayısının örnekte sayılan ergin arı
    sayısına bölünmesi ile saptanmıştır. Deneme öncesi ve
    sonrası, her koloniden 200 adet kapalı yavru gözü
    açılarak, gözlerdeki varroa sayımları yapılmış,
    kolonilerin kapalı yavru gözlerindeki varroa bulaşıklık
    oranı belirlenmiştir. Kapalı yavru gözlerindeki ve ergin
    arılar üzerindeki varroa bulaşıklık oranları birlikte
    değerlendirilmiştir (DeJong et al., 1982; Kumova,
    2001).Varroa populasyon düzeyleri bakımından benzer
    durumda olan 48 koloniden şansa bağlı olarak seçilmiş
    12’şerli 4 grup oluşturulmuştur. Erken ilkbahar ve geç
    Bal Arısı Kolonilerinde Varroa ile Mücadelede Farklı Organik Asitlerin Kullanılmasının Etkileri
    Hayvansal Üretim 46(2), 2005
    35
    sonbaharda birinci gruptaki kovanlara oksalik asit,
    ikinci gruptakilere formik asit, üçüncü gruptakilere
    laktik asit uygulanmış, dördüncü grup ise kontrol grubu
    olarak kabul edilmiştir. Her iki mevsimde, deneme
    öncesi ve sonrası ergin arılı çerçeve sayısı ve yavrulu
    alan yüzeyleri ölçülerek, organik asit uygulamalarının
    koloni performansına etkileri araştırılmıştır.
    Oksalik asit grubundaki kolonilere, erken ilkbahar ve
    geç sonbaharda bir kez olmak üzere %50 şeker:su
    solusyonu (44.8 g okzalik asit, 1 litre suya
    karıştırılmıştır) ile hazırlanan %3.2’lik oksalik asit
    solusyonu, ince gözenekli bir el atomizeri yardımıyla,
    her petek yüzeyine 3 ml gelecek şekilde
    püskürtülmüştür. Uygulama her iki mevsimde birer defa
    yapılmıştır.
    Formik asit grubundaki kolonilere, erken ilkbahar ve
    geç sonbaharda 30 ml %65’lik formik asit solusyonu,
    1cm x 10 cm buharlaşma yüzeyine sahip emici pedlere
    homojen olarak şırınga yardımıyla enjekte edilmiştir.
    Pedler, kuluçka alanı üzerine gelecek şekilde kovanda
    çerçeveler üzerine konulmuş ve.uygulama, her iki
    mevsimde 4 gün arayla 4 defa tekrarlanmıştır.
    Laktik asit grubundaki kolonilere, erken ilkbahar ve geç
    sonbaharda %15’lik solusyon hazırlanarak verilmiştir.
    Laktik asit, her petek yüzeyine 5 ml olmak üzere,
    ilkbahar mevsiminde, 3 gün ara ile 6 defa, sonbahar
    mevsiminde ise hava koşullarının son hafta uygun
    olmaması nedeniyle 3 gün ara ile 5 defa püskürtme
    yöntemi ile uygulanmıştır.
    Oksalik, formik ve laktik asitlerin varroaya karşı
    etkinliği, % olarak Henderson-Tilton eşitliği ile
    belirlenmiştir (Kumova, 2001).
    Deneme süresince hava sıcaklığı kaydedilmiştir.
    Denemeden elde edilen veriler SAS(1999) istatistik
    paket programının GLM prosedürüne göre varyans
    analizi yapılarak değerlendirilmiş, gruplar arası farklılık
    Duncan çoklu karşılaştırma testi ile saptanmıştır .
    Bulgular
    İlkbahar Dönemine İlişkin Bulgular
    İlkbahar dönemi deneme süresince (15 Mart- 4 Nisan)
    İzmir’de günlük hava sıcaklığı ortalaması 12.4 ± 2.3ºC
    olarak belirlenmiştir.
    İlkbahar döneminde organik asit uygulamalarından önce
    varroa bulaşıklık değeri bakımından deneme grupları
    arasında önemli bir farklılık olmadığı ve grupların
    ortalama varroa bulaşıklık değerlerinin %10.8 ila %13.6
    arasında değiştiği saptanmıştır. Varyans analizi
    sonuçlarına göre ilkbahar mevsimi oksalik, formik ve
    laktik asit uygulamalarından sonra, koloni grupları
    arasında varroa bulaşıklık değerleri ve organik asit
    etkinlikleri önemli (P<0.05) düzeyde farklılık
    göstermiştir (Çizelge 1). İlkbaharda, ilaç uygulaması
    sonrası varroa bulaşıklık değerinde en fazla düşüş,
    oksalik asit grubunda görülmüş, bu farklılık diğer
    deneme gruplarından ve kontrol grubundan önemli
    (P<0.05)düzeyde yüksek bulunmuştur (Çizelge 1).
    Henderson-Tilton eşitliğine göre, organik asit etkinliği
    en fazla oksalik asit grubunda saptanmış, buna karşılık
    formik asit ve laktik asit grupları arasında etkinlik
    bakımından önemli bir farklılık belirlenmemiştir
    (Çizelge 1). İlkbahar mevsiminde deneme sonrası
    gruplar arasında en düşük (%0.91) varroa bulaşıklık
    değeri oksalik asit grubunda, en fazla (% 14.23) varroa
    bulaşıklık değeri ise kontrol grubunda belirlenmiştir
    (Çizelge 1).
    İlkbahar denemesi süresince formik asit ve kontrol
    gruplarından birer kovan kaybedilmiştir. İlkbaharda
    deneme öncesi kolonilerdeki ergin arı ve yavru
    populasyonu bakımından eşitleme yapılmasına karşılık,
    ilkbahar denemesi sonunda kontrol grubunda kapalı
    yavru yüzeyi, diğer deneme gruplarından önemli
    düzeyde (P<0.05) düşük bulunmuştur (Çizelge 2).
    Çizelge 1. İlkbaharda deneme gruplarının, deneme öncesi ve sonrası ortalama varroa bulaşıklık değerleri (%)
    (ortalama ± SE) ve organik asit etkinliği (%)
    Gruplar n
    Deneme öncesi varroa
    bulaşıklık değeri, %
    Deneme sonrası varroa
    bulaşıklık değeri ,%
    Organik asit etkinliği,
    %
    I, Oksalik asit 12 10.8 ± 4.23 0.91 ± 0.005a 94.04 ± 0.013a
    II, Formik asit 12 13.6 ± 2.75 3.63 ± 0.006b 80.25 ± 0.745b
    III, Laktik asit 12 12.8 ± 2.65 3.28 ± 0.001b 80.46± 0.028b
    IV, Kontrol 12 10.9 ± 3.49 14.23 ± 0.001c
    Ortalama – 12.1 ± 3.23 5.51 ± 0.003 84.92± 0.301
    a,b : Farklı harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki farklılık önemlidir (P< 0.05)
    Yücel
    Hayvansal Üretim 46(2), 2005
    36
    Çizelge 2. İlkbahar mevsiminde deneme gruplarının ergin arı ve yavru populasyonu gelişimleri
    Gruplar Deneme öncesi arılı
    çerçeve sayısı
    (adet)
    Deneme sonrası arılı
    çerçeve sayısı
    (adet)
    Deneme öncesi
    yavrulu alan yüzeyi
    (dm²)
    Deneme sonrası
    yavrulu alan yüzeyi
    (dm²)
    I, Oksalik asit 5.25± 0.53 6.82±045 28.39± 4.29 36.15± 2.12a
    II, Formik asit 5.33± 0.36 6.17±0.72 28.41± 2.65 34.66±3.08a
    III, Laktik asit 5.17± 0.47 6.36±0.46 27.31± 3.67 32.45± 2.46a
    IV, Kontrol 5.28±0.54 6.05±0.28 26.88± 4.24 24.79 ±2.45b
    Ortalama 5.26± 0.48 6.36±0.50 27.75± 3.82 32.01±2.55
    a,b : Farklı harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki farklılık önemlidir (P< 0.05)
    Sonbahar Dönemine İlişkin Bulgular
    Sonbahar denemesi süresince (5 Kasım- 20 Kasım)
    İzmir’de günlük hava sıcaklığı ortalaması 14.8 ± 3.1 ºC
    olarak belirlenmiştir. Ancak hava sıcaklığının hızla
    düşmesi nedeniyle en son laktik asit uygulaması
    gerçekleştirilememiş, deneme 20 Kasım’da zorunlu
    olarak bitirilmiştir.
    Sonbahar mevsiminde yapılan organik asit
    uygulamalarından önce, deneme kolonileri arasında
    varroa bulaşıklık değerleri bakımından önemli (P<0.05)
    düzeyde farklılıklar saptanmıştır. Varyans analizi
    sonuçlarına göre, ilkbaharda organik asit uygulaması
    yapılmayan kontrol grubunun varroa bulaşıklık değeri,
    sonbahar denemesi öncesinde diğer bütün gruplardan
    önemli düzeyde (P<0.05) yüksek bulunmuştur (Çizelge
    3).
    Sonbaharda, organik asit uygulamalarından sonra en az
    varroa bulaşıklık değerleri oksalik asit ve laktik asit
    gruplarında belirlenmiş, bu farklılık kontrol ve formik
    asit gruplarından önemli (P<0.05)düzeyde daha yüksek
    bulunmuştur (Çizelge 3). Henderson-Tilton eşitliğine
    göre, organik asit etkinliği en fazla oksalik ve laktik asit
    gruplarında saptanmıştır (Çizelge 3).
    Sonbahar denemesinde organik asit uygulamaları
    öncesinde ve sonrasında kontrol grubunun diğer deneme
    gruplarına göre önemli (P<0.05) düzeyde daha az ergin
    arılı çerçeveye sahip olduğu belirlenmiştir. Bu dönemde
    organik asit uygulamalarından önce ve sonra yavrulu
    alan yüzeyi bakımından gruplar arasında önemli
    düzeyde farklılıklar olduğu saptanmıştır (Çizelge 4).
    Yavrulu alan yüzeyi bakımından oksalik ve laktik asit
    grupları, formik asit ve kontrol gruplarından önemli
    (P<0.05) düzeyde yüksek bulunmuştur.
    Çizelge 3. Sonbaharda deneme gruplarının, deneme öncesi ve sonrası ortalama varroa bulaşıklık değerleri (%)
    (ortalama ± SE) ve organik asit etkinliği (%)
    Gruplar n
    Deneme Öncesi varroa
    bulaşıklık değeri, %
    Deneme sonrası varroa
    bulaşıklık değeri ,%
    Organik asit etkinliği,
    %
    I, Oksalik asit 12 3.28 ± 1.02a 0.42 ± 0.005a 92.01 ± 0.022a
    II, Formik asit 11 7.99 ± 1.08ab 2.63 ± 0.006b 79.12 ± 0.056b
    III, Laktik asit 12 6.16 ± 0.22ab 0.98 ± 0.001a 89.92± 0.016a
    IV, Kontrol 11 22.7 ± 0.15c 34.8 ± 0.008c
    Ortalama 10.03 ± 0.75 9.71 ±0.006 87.02 ± 0.022
    a,b : Farklı harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki farklılık önemlidir (P< 0.05)
    Çizelge 4. Sonbahar mevsiminde deneme gruplarının ergin arı ve yavru populasyonu gelişimleri
    Gruplar Deneme öncesi arılı
    çerçeve sayısı
    (adet)
    Deneme sonrası arılı
    çerçeve sayısı (adet)
    Deneme öncesi
    yavrulu alan yüzeyi
    (dm²)
    Deneme sonrası
    yavrulu alan yüzeyi
    (dm²)
    I, Oksalik asit 5.88± 0.42a 5.82±045 a 25.45± 3.86a 23.08±1.36a
    II, Formik asit 5.23± 0.24a 5.17±0.72a 22.41± 0.07b 20.45±0.03b
    III, Laktik asit 5.07± 0.18a 5.36±0.46a 24.96± 2.99a 22.14 ± 0.52a
    IV, Kontrol 4.14±0.33b 4.08±0.28b 20.88± 2.08b 19.61 ± 0.70b
    Ortalama 5.08± 0.32 5.10±0.51 23.43± 2.02 21.33± 1.09
    a,b : Farklı harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki farklılık önemlidir (P< 0.05)
    Bal Arısı Kolonilerinde Varroa ile Mücadelede Farklı Organik Asitlerin Kullanılmasının Etkileri
    Hayvansal Üretim 46(2), 2005
    37
    Tartışma ve Sonuç
    Deneme süresince kolonilere uygulanan organik
    asitlerden en yüksek etkinliği ilkbaharda %94.04 ve
    sonbaharda % 92.01 ile oksalik asit grubu göstermiştir.
    Özellikle oksalik asit grubunda ilkbahar mevsiminde
    deneme sonrası kuluçka yüzeyinin 35 dm²’den fazla
    olmasına karşılık organik asit etkinliğinin %94’e
    ulaşması, kuluçka gelişiminin olmadığı dönemde
    oksalik asidin ilaç etkinliğinin daha yüksek olacağını
    bildiren Gregorc ve Planinc(2001)’den farklılık
    göstermektedir. Çalışmamızda elde ettiğimiz ortalama
    (ilkbahar ve sonbahar) %93 oksalik asit etkinliği, benzer
    uygulama sonucu oksalik asit etkinliğini %95 olarak
    bildiren Mutinelli et al (1997) ve Higes et al.,
    (1997)’dan %2, %98 olarak bildiren Cornelissen ve
    Blacquiere (2004)’den % 5 oranında daha düşük
    bulunmuştur. Ancak bu araştırmada saptanan organik
    asit etkinliğinin, söz konusu araştırıcıların bulgularına
    oldukça yakın olduğunu söylemek mümkündür.
    Kolonide ergin arı ve yavru populasyonu bakımından
    her iki mevsimde de bir olumsuz etki görülmemesi,
    Fries et al(1991)’ın bulguları ile uyum içerisindedir.
    Oksalik asit, diğer organik asitlerden daha fazla işgücü
    gerektirmekle birlikte, uygulama kolaylığı, etki
    değerinin yüksek ve maliyetinin düşük olması
    nedeniyle, doz ve uygulama şekli dikkate alınarak
    arıcılara önerilebilir.
    Araştırmada saptanan formik asidin ortalama %.80
    etkinliği, aynı organik asit etkinliğini sırasıyla; %98.2,
    %93.3 ve %94.48 olarak bildiren Imdorf ve
    Kilchenmann (1990), Kaftanoğlu et al. (1990) ve
    Eugaras et al.(2002)’den oldukça düşüktür. Formik asit
    etkinliğinin, oksalik asitten daha düşük olması,
    özellikle erken ilkbaharda Ege Bölgesi’nde hava
    sıcaklığının ani yükselmesi ile açıklanabilir. Nitekim
    Goodwin et al. (2001), formik asit uygulamasının
    varroa üzerinde, ılık bölgelerde soğuk iklim koşullarına
    göre daha az etki gösterdiğini belirtmektedir. Bu durum,
    formik asidin kovandan hızla buharlaşması ve kovan
    içerisinde stabilitesinin giderek azalmasıyla ilişkili
    olabilir. Slabezki et al. (1991), organik asitlerin kovan
    içerisinde varroaya karşı yeterli etkinlik
    gösterebilmesinin, ancak yavaş buharlaşması ile
    mümkün olabildiğini, hızlı buharlaşmanın kovanda
    petek gözü içerisindeki varroalara etki etmediğini
    belirtmektedirler.
    Laktik asit grubunda varroaya karşı belirlenen etkinlik
    ilkbahar mevsiminde (%80.46), sonbahar mevsiminden
    (%89.92) daha düşük bulunmuştur. Bu durum, sonbahar
    mevsiminde kuluçka gelişiminin ilkbahara göre daha
    düşük olması ile açıklanabilir. Buna paralel olarak,
    Imdorf ve Kilchenmann (1990) ve Koeniger et al.
    (1983), kolonide kuluçka üretiminin en az olduğu
    dönemde varroa mücadelesinde laktik asit
    kullanılmasının sırasıyla %90 ve %88 düzeyinde
    etkinlik gösterdiğini bildirmektedir. Laktik asit
    grubunda her iki mevsimde saptanan ortalama % 85.19
    etkinlik ve varroa bulaşıklık değerindeki %7.35’lik
    düşüş, Suarez et al. (1995)’in belirttiği %85.4’lük
    etkinlik ve % 7.88’lik varroa sayısında azalma
    bulgularıyla uyumludur.
    Kontrol grubu, varroanın kolonilerde tedavi edilmediği
    zaman ne kadar zararlı olabileceğini göstermektedir (
    Imdorf et al.,1996; Boecking and Spivak, 1999;
    Kumova, 2001). Kontrol grubunda varroa bulaşıklık
    değeri ilkbahardan itibaren periyodik bir artış göstermiş,
    bu grupta ergin arı ve yavru populasyonu gelişimi diğer
    deneme gruplarından önemli (P<0.05) düzeyde geri
    kalmıştır. Formik asit grubunda yavru populasyonu
    gelişiminin oksalik ve laktik asit gruplarından önemli
    (p<0.05) düzeyde daha düşük bulunmuştur. Bu durum,
    Hansen ve Guldborg(1988)’un belirttiği gibi formik
    asidin petek yüzeyinde daha uzun süre etkili olması
    nedeniyle ana arının yumurtlamasını olumsuz
    etkilemesi, yavru gelişimini geriletmesi ile ilişkili
    olabilir. Ancak formik asit kullanımı ile ilgili kesin
    sonuçlara ulaşmak için, daha fazla sayıda çalışma
    yapılması yerinde olacaktır.
    Sonuç olarak, Ege Bölgesi, kolonilerde yavru üretiminin
    yıl boyu sürdüğü bir iklimsel çevreyi temsil etmesi ve
    göçer arıcılığın yörede çok yaygın olması nedeniyle
    varroa zararlısından çok fazla etkilenmektedir. Organik
    asitlerle mücadele ise, son yıllarda gündeme gelmeye
    başlamıştır. Bu nedenle, varroanın uzun süre aynı
    varroasidlerle mücadele sonucu bağışıklık
    mekanizmasının güçlenerek, direnç kazandığı dikkate
    alınarak, organik asitlerin mevsimlere bağlı olarak
    dönüşümlü ve sistemli biçimde kullanılması
    gerekmektedir. Ülkemizde farklı bölgelerde, değişik
    organik asitlerin ve organik asit karışımlarının
    kullanımıyla ilgili çok yönlü çalışmaların yapılmasına
    gereksinim vardır.
    Teşekkür
    Bu çalışmanın gerçekleştirilmesinde sağladıkları maddi
    destekten ötürü Sinerji Tarım A.Ş.’ne teşekkür ederim.
    Yücel
    Hayvansal Üretim 46(2), 2005

    Düzenleyen: Bilgin Aydın, :: 24/07/2007 06:13

  • #8044

    muratakin
    Katılımcı

    Sayın Bilgin Aydın Kardeşim araştırman için çok teşekkür ederim eline koluna sağlık.iyi günlerde ol
    Saygılar.

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.