Şeker üretimi ve stratejik önemi

Home Forumlar ARICILIK Genel Arıcılık Şeker üretimi ve stratejik önemi

Bu konu 4 yanıt ve 3 izleyen içeriyor ve en son  muratakin tarafından 17 yıl 6 ay önce tarihinde güncellendi.

  • Yazar
    Yazılar
  • #6392

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Son 100 yılın tarihini okumaya oldukça meraklıyımdır. Çok değişik kaynaklardan yakın tarih okuması yapmak kafa karıştırıcı da olsa, okunanların bugün yaşananlara ışık tutması açısından önemli.

    Arıcılar olarak ülkemizde şeker fiyatlarının yüksekliğinden şikayetçiyiz. Bu yüksekliğin en büyük sebeplerinden birisi şeker üretiminin çok uzun yıllar stratejik ürün olarak görülmesi, bütün üretim aşamalarının devlet tarafından kontrol altında olması.

    Şeker niye stratejik ürün, devlet niye bu işin üzerinde bu kadar duruyor sorusunun cevabını ben çok anlayamıyordum.

    İlber Ortaylı’nın bir kitabında bununla ilgili bir kaç cümlelik yazılı bilgi dikkatimi çekti.

    Türk halkı yüzyıllardır şeker ihtiyacını geleneksel olarak pekmez ve bal kullanarak gideriyor.

    Fakat büyükşehirlerde özellikle İstanbul’da dışarıdan ithal edilen takoz şekerin kullanımının yaygınlaşmasıyla, geleneksel alışkanlıklar terkediliyor, pekmez ve bal üretimi azalıyor.

    Birinci dünya savaşı esnasında ithalatı bizim savaştığımız ülkelerden yapılan şekerin satın alınmasında büyük problemler ortaya çıkıyor ve büyükşehirler şekersiz kalıyor.

    Geleneksel beslenme alışkanlıklarını yitirmiş olan büyükşehir insanı yeterli şeker tüketemediği için bedensel olarak zayıflıyor ve bu birçok salgın hastalığın yayılmasına neden oluyor. İlber Ortaylı şeker tüketilemediği için Uyuz gibi hastalıkların yaygınlaştığını söylüyor.

    Şekersizlikten kaynaklanan büyük problemler yüzünden Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte ilk yapılan işlerden birisi de hemen şeker fabrikası kurulması.

    Başka enteresan bir not, birinci dünya ya da ikinci dünya savaşı sırasında birçok yabancı büyük kent halkı, işgal ve yıkım açısından İstanbul halkından daha zor durumda kalıyor. Fakat onlar aldıkları kişisel önlemlerle beslenme ve şeker azlığından kaynaklanan problemlere daha iyi tahammül gösteriyor.

    Arıcılığın bizden 100 sene önce Avrupa’da çok yaygın olması belki de bu tahammülü artıran en büyük etkenlerden birisidir.

  • #11001

    kenbiloglu
    Katılımcı

    Murat Abi,

    çok güzel anlatmışsın,dikkat edilirse IMF in kısıtlama getirdiği ve özelliştirttiği fabrikaların başında şeker fabrikaları geliyor.Şeker pancarı üretimi de bayağı bir kısıtlandı.Adamlar ezbere hiçbir hareket yapmıyor aynı satranç gibi daha sonraki hamlelere hazırlık…

    teşekkürler güzel bilgiler için

    ismail Taşer

  • #11002

    muratakin
    Katılımcı

    Şeker insan hayatı için önemli bir gıda maddesi. Bazılarının dediği gibi üç beyaz ( un, tuz,şeker ) bazılarına göre de beş beyaz da olabiliyor. Bunlar olmazsa olmazlar.

    Burada Sayın Murat Çakır konuyu değişik yönden iyi işlemiş, Sayın İsmail Taşer de değişik bakış yönüyle işlemiş.
    Ben başka bir yönüne değinmek istiyorum.

    İlk şeker fabrikası 1926 yılında yapıldıktan sonra 6 ..7 yıl sonra diğerlerinin işletmeye alınmasıyla dörde çıkan fabrikayla uzun yıllar şeker üretimi sürdürüldü. Nüfusun ve tüketimin artmasıyla yetersiz kalan fabrikalara yenileri eklendi şimdi sayılarını bilemeyeceğim ama fabrika sayısı 50 adeti bulmuştur.

    Benim asıl yazmak istediğim Türkiye şeker üretiminin yanında şeker fabrikalarının makinelerini yapan yani anahtar teslimi şeker fabrikası yapan bir ülke, fabrika yapan fabrikası olan bir ülke.
    Yurt içindeki fabrikalardan başka yurt dışına anahtar teslimi şeker fabrikalar yapıyor.
    Bu fabrikaların yurt içindeki yapımı bir deneme yeriydi şimdi yeni fabrikalar yapılmayınca yurt dışına da yeni teknolojileri götüremiyorlar bu kapılarda kapandı.

    Üç büyük şeker makine fabrikası Eskişehir, Ankara Etimesgut ve Afyon buralarda binin üzerinde eleman çalışırken şimdi çok azalmış durumda.

    Dışarıda üretilmiş şekerli bir gıda yemeye korkuyorum nedeni şekerin içine genetiği değiştirilmiş mısırdan üretilen şeker var düşüncesiyle.
    Artık bizde eskiye döndük meyva, bal, pekmezle idare ediyoruz.

    Yeni gelen genç kuşağa acımak gerekiyor çünkü her gün değişik genli ürünlerden üretilmiş şeker ürünleri yiyerek azıcık azıcık zehirleniyorlar.

    Saygılar.

  • #11004

    MURAT CAKIR
    Katılımcı

    Uluslararası ilişkiler değerlendirilirken stratejik görüşler öne sürülebilir, herşey bir satranç hamlesine benzetilebilir doğrudur.

    Fakat benim bakış açıma göre içinde bulunulan her türlü durumun en büyük nedeni, bizim dışımızdaki güçler değil, o toplumun kendi dinamikleridir.

    Murat Akın beyin işaret ettiği, artık eskiye döndük, bal ve pekmezle idare ediyoruz şeklindeki cümlesi, beslenme konusundaki alışkanlıklarımızın güzel bir örneği.

    Biz modernleşirken batı toplumlarının üretim modellerini değil hep tüketim modellerini almışız.

    Yüzyıllar boyunca tatlı ihtiyacımızı bal, pekmez gibi gıdalarla giderirken, şekerin piyasada yaygınlaşmasıyla birlikte, bu iki gıdayı gündemimizden çıkarıvermişiz.

    Şeker tüketmek, şehirli ve varlıklı olmanın göstergelerinden birisi olmuş.

    Çok uzun yıllar şeker, bal ve pekmezden çok daha pahalı bir ürün olarak satılmış.

    Türk arıcılık tarihini anlatan bir kitapta, zenginler şeker tüketirdi, fakir olan halk ucuz olan balı tüketirdi gibi bir ibare bile var.

    Yani pekmez ve bal tüketmek köylü olmanın, yoksul olmanın bir işareti haline getirilmiş.

    Babam, İkinci dünya savaşı yıllarını anlatırken şeker bulamazdık Ramazan tatlılarını pekmezle yapardık gibi bir yoksunluk durumunu vurgulamıştı. Yani o kadar içimize işlemiş pekmez tüketmenin yoksunluk olduğu.

    Lafı uzattım biraz; burada asıl stratejik olan durum, bana göre bizim toplum olarak olgulara yüklediğimiz anlam.

    Müthiş bir iklim ve flora üzerinde yaşıyoruz, Anadolunun balarısının anayurdu olduğu söyleniyor, ama halihazırda Türk halkı ortalama yıllık 300-400 gr bal tüketiyor, gelişmiş ülkelerde bu oran 2-3 kg kadar çıkıyor.

    Bu durum bizim toplumsal olarak ekonomik imkansızlıklarımızla hiç ilgili değil.

    Gelişmiş ülkelerde birazcık doğaya meraklı insanlar muhakkak arıcılıkla ilgileniyor, evinin bahçesine bir kaç kovan koyuyor.

    Balkanlardan ülkemize muhacir olarak gelenlerin büyük bir çoğunluğu arıcılık bilgisine sahip, zannediyorsunuz ki bütün halk arıcılık yapıyor.

    Benim köyümde şu anda tek arıcı benim, oğul isteyene karşılıksız veriyorum. Teknik arıcılığı isteyene öğretebileceğimi, malzeme tedariki konusunda yardımcı olabileceğimi söyledim. Ama henüz meraklanan çıkmadı.

    Asıl tehlikeli durum bu anlayış işte.

  • #11005

    muratakin
    Katılımcı

    Murat Çakır Bey daha önce arıcılık konusu denilince beyaz kovan sitesinin adı bir çok yerde geçiyor ama bal konusu denilince adımız hiç okunmaz demişti, o yazıya dayanarak bal ve ona benzer tatlı gıdalarla ilgili yazılar değişiklik getireceğini umuyorum.

    Eskiye döndüm dedim gerçekten öyle örnek olarak çayı az şekerli içerdim şimdi çoğunlukla biraz bal koyup içiyorum, arkadaşlara da öneririm.

    Bir keresinde arkadaşlarla anlaşıp şeker yerine ballı baklava yaptırdık, görünüş olarak daha parlak ve albenisi vardı.

    Eskiden un helvası pekmezle yapılırdı pekmez birçok gıdada tatlandırıcı olarak kullanılırdı.

    Pekmez denilince tabiî ki başta üzüm pekmezi diğer tadına baktığım nefis kokulu karpuz pekmezi, keskin tatlı armut pekmezi, kendisine has kokulu pancar pekmezi, ekşi tadı olan dut pekmezi ve keçiboynuzu pekmezi.
    Tadına bakmadığım başka pekmezlerde var tabiî ki

    Akşamın bu satın da bal değil ama tatlı içerikli bir yazı oldu.

    Saygılar.

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.