|
Konuyla ilgili ben de kısaca fikirlerimi sıralayayım.
(Tabi tahmin edebileceğiniz gibi olaylara yine biraz tersten bakmaya çalışacağım)
Başka bir yazımda da belirttiğim gibi, zaman zaman bazı kavramları karıştırıyoruz.
En sık karıştırdığımız kavram da bilgi ve beceri. Arıcıların forumda yazdıklarına baktığımda genel olarak bu iki kavramın algılanmasında bir karmaşa olduğunu farkediyorum.
Bir kitaptan ya da bir makaleden okuyarak bilgi edinebiliriz, ama bu o iş ile ilgili otomatik olarak becerimizin de oluşacağı anlamına gelmez.
O işin becerisini edinmek ayrı birşey, bu yaparak ve deneyerek oluyor.
Ben şöförlüğü çok geç yaşımda öğrendim. Ehliyet kursuna yazıldığımda şöförlüğün bütün teorik bilgisine sahiptim. Motor ile ilgili de teorik bilgim çoktu.
Fakat bu bilgiye sahip olmak araba kullanmamı sağlamıyordu.
O zaman bilgiye sahip olmak gereksiz mi? Kesinlikle hayır, bu teorik bilgi beceriyi kazanma sürecinizi hızlandırıyor.
Kurstaki hoca özellikle bayan sürücü adaylarına vites olayının mantığını anlatmaya çalışırken, biz kenarda bıyık altından gülüyorduk.
Hatta hiç unutmuyorum ehliyet almaya hak kazanan bir bayan, arabada bu vites olayını niye çözmüyorlar ne kadar gereksiz bir şey diye hala sızlanıyordu.
Şimdi ana arı üretimi yapmayan birisi olarak, olayı sadece kitaptan okursak işimiz çok kolay değil.
Ama bu beceriyi edindiğimizde de üretim çok kolay.
O zaman kendi kendimize şaşırıyoruz bu iş ne kadar kolaymış, niye bu kadar gözde büyütülmüş diye.
Ama, bir marangoz için de kapı pencere yapmak kolay.
Marangoz olmayan birisi oturup kitaplardan kapı pencere yapmanın yöntemlerini okusa ne kadar başarılı olabilir?
Peki, teorik bilgisi olmayan, hiç kitap okumayan birisi ana arı üretimini öğrenebilir mi?
Evet öğrenebilir.
Ama bu sadece elbecerisi şeklinde kalır, konuyla ilgili ileri noktalara gelemez.
Çünkü teorik bilgi denilen şey, o alanla ilgili başkalarının deneyimlerinin belli bir metodoloji çerçevesinde cümlelere dökülmüş hali demek.
Bizden önce atılmış temeller üzerine bina yapmak daha kolay olur. Teorik bilgiye sahip olursak, temel atmakla uğraşmaz üzerine iyi bir bina yapabiliriz. Başka birisi de gelir çatısını yapar.
Yine şöförlükten örnek verirsek, mesleğini çıraklıktan öğrenen ve yeterli teorik birikimi olmayan birisi çok iyi şöför olabilir. Fakat gelebileceği son nokta dolmuş yada taksi şöförlüğüdür. Ama uluslararası üne sahip bir ferrari pilotu olabilmek konunun teorik birikimine fazlasıyla sahip olmadan olmaz.
İkinci bir husus ise, yine olaylara biraz tersten bakacağım, Türkiye'de arıcılığın kurtuluşu için herkesin kendi anasını üretmesi gibi bir eğilim doğmaya başladı.
İşe en ideal noktadan bakarsak bu eğilim de yanlış, uzun vadede arıcılığı bir noktaya getirmez.
Şu an eskilerin ehveni şer dediği, kötünün iyisi bir durumla karşı karşıyayız.
Ana ve damızlık üretimi yapan kurumlar nitelik olarak arıcının ihtiyacını karşılayabilecek üretimi yapmadıkları ya da yapamadıkları için, arıcının kendi ana arısını üretmesini tercih ediyoruz.
Fakat bu işin ideali, konu ile ilgili uzmanlığı kanıtlanmış kişi ve kurumların, izole bölgelerde, genetik olarak kontrol altına alınmış arı ırkları ile, arıcının ana ihtiyacını karşılaması.
Çünkü özellikle gezginci arıcılık yapan, yakın çevresinde başka arılıkların da bulunduğu, kendi arılığında bir çok ırkı muhafaza eden bir arıcı, genetik olarak üstün nitelikli arılar üretemez.
Genetik olarak üstünlük derken bunu da kısaca açıklamak istiyorum.
Bu en üstün özelliklere sahip olan ırk olmaktan daha çok, bütün genetik özellikleri bilinen, ve bu özellikleri kalıtım yoluyla diğer nesillere aktarabilmeyi anlatıyor.
Arıcı yaptığı üretimle çok iyi çalışan arılar üretebilir, ama bu tesadüfi bir olaydır.
Bu nesil üretimde sonuçlar çok iyi olur, 2 sene sonra tersine dönebilir.
Çünkü elimizde çok sağlam kayıtlar yoksa, izole bölgede değilsek, çiftleşmeyi bir şekilde kontrol altına alamıyorsak, elimizdeki arının kalıtım yoluyla diğer nesillere geçecek özelliklerini bilmiyorsak, oluşan çapraz döllenmelerin 5 nesil sonra karşımıza ne olarak çıkacağını hiç kestiremeyiz.
Bu işin çözümü devlet kurumlarının, üniversitelerin ve ilgili kuruluşların bir araya gelerek, planlarını projelerini oluşturmaları.
Türkiyenin belli başlı yerlerinde genetik havuzlar oluşturarak, bütün dünyada uygulanan bilimsel metodlarla arıcının ihtiyacı olan anaları üretmeleri.
Yurtdışındaki arıcıların imrenerek baktığımız arılarına benzer hatta daha üstün arılara ulaşmamızın tek yolu bu.
Tabi bu yazdıklarımdan arıcının kendi anasını üretmesine karşı çıktığım gibi bir şey de algılanmasın.
Arıcının ana arı üretmesini bilmesi önemli birşey, bunu yaygınlaştırmak gerekiyor.
Arıcı bu bilince sahip olursa, satın alacağı şey konusunda seçici olur ve kurumları nitelikli üretime zorlar.
Fakat Türk arıcılığının kurtuluşunun burada olduğunu varsaymak da bizi yanlış sonuçlara götürebilecek bir yaklaşım.
Biz arıcılar olarak ısrarla, bilimsel yöntemlerin kullanıldığı, genetik özellikleri yüksek damızlıkların üretildiği sistemlerin oluşturulmasını talep etmeliyiz.
Nasıl olsa kendi anamızı üretiyoruz buna gerek yok rehavetine kapılmamalıyız.
Sivasi arkadaşımızın da işaret ettiği bir nokta var. Arıcılık yapmak için sahip olmamız gereken becerilerin sınırı nedir?
Batıdaki eğilim beceri alanlarının ayrı ayrı uzmanlaşması.
Kovan yapanlar ayrı bir sektör kendi içlerinde uzmanlaşmışlar.
Arı ve ana yetiştiricileri ayrı bir sektör.
Damızlık ana yetiştiricileri ayrı bir sektör.
Bal üreticileri ayrı bir sektör.
Bir çok sitede farketmişsinizdir, çoğu arıcı arı yetiştirmekle uğraşmıyor, niyeti bal üretmekse, paket vs yöntemlerle arısını doğrudan başkasından satın alıyor.
Her konuda ayrı ayrı uzmanlaşmak, ortakmış gibi görünen bir alanı parçalara bölmek ne kazandırır ne kaybettirir bu da tartışılabilir.
|