Uzun zamandır görmeyip özlediğiniz bir çocukluk arkadaşınıza kavuştuğunuzda, onun anlattıklarını nasıl can kulağıyla dinlerseniz, ben de sizin yazınızı benzer duygularla, her satırından ayrı bir haz alarak okudum.
Ayrı mekanlarda, ayrı yaşlarda, farklı yaşam tecrübelerine sahip olsak da, bizi birleştiren, aynılaştıran bir çok ortak duyguya da sahibiz.
Yazınızı okuyunca, sanki bir an bu yazdıklarınız benim yaşadıklarım gibi geldi.
Ben de arıcılığa ilk başladığım yıllarda, TKV arıcılık dergilerinde yüzde yüz verim artışı, yüzde sıfır kış kaybı sloganıyla tanıtılan strafor kovanların hayranıydım.
Hiç görmediğim kullanmadığım bu kovanları herkese tavsiye ediyor ve ilk fırsatta edinmenin yollarını arıyordum.
Bu kovanları kullananlarla tanışınca, "yüzde yüz verim artışı" iddiasının bir reklam sloganından başka birşey olmadığını öğrenince yaşadığım hayal kırıklığını düşünün.
Ben de, bütün arıcılık malzemesi satan yerlere sizde seksiyon çerçeve ve seksiyon kutu var mı diye sormuşumdur.
Buna benzer hayal kırıklıkları, ya da okuyup öğrendiğinizi zannedip doğruluğundan hiç kuşku duymadığınız bilgilerin, günün birinde sadece "birilerinin hedeflerine ulaşmak için kullandığı yönlendirmelerden ibaret olduğunu" anlamaya başlamak, aricilik.gen.tr ve beyazkovan.com sitelerinin temellerinin atılmasının en büyük nedenlerinden oldu.
Laf lafı açıyor, yazılar uzayıp gidiyor.
Konuyu çok da dağıtmadan kısaca gelelim invert şurup olayına.
Halil Bilen'in de yazdığı gibi, bir fırtına gibi esti yıktı geçti. Özellikle şahsıma karşı bir takım ithamlara da sebep oldu.
Ben bir bilgiyi diğer arıcılarla paylaşırken, bu bilginin farklı kaynaklardan teyit edilmesine azami dikkat gösteriyorum.
Dünya arıcılık literatüründe, bu işlere kafa yoranların ittifak ettikleri bilgileri paylaşmayı tercih ediyorum.
Literatürde ittifak sağlanmamış olan bilgilere her zaman kuşku ile yaklaşıyorum.
Bizim sanal arıcılık camiası olarak, yeni bir gelişme imiş gibi 2008 kış aylarında kıran kırana ve belden aşağı vuruşlarla tartıştığımız invert şurup konusu, Avrupa'da 1970 li yıllarda tartışılmış ve bilimsel araştırmalara konu olmuş.
İngiliz araştırmacı Bailey'in 1975 yılında yayınlanan Honey bee pathology isimli kitabı ve kendisinin konu ile ilgili yaptığı bir çok araştırma, kendisinden sonra gelen bilimadamlarının da üzerinde ittifak etikleri sonuçlarla dolu.
Baileyin sonuçlarının doğruluğuna itiraz eden, ya da bu sonuçları muteber bulmayan başka bilimadamlarının görüşlerine de hiç rastlamadım.
Bailey, kitabında ve araştırmalarında net bir şekilde, asit ile yüksek ısıda hidroliz edilen şeker şurubunun arılara faydadan çok zarar getirdiği sonucuna ulaşmış.
Isıtılmasa bile, özellikle İngiliz ve Amerikalı arıcıların, şurubun kristalleşmemesi için kullandıkları, tartarik asit ve elma sirkesinin de, arılar açısından riskler taşıdığı Bailey'in araştırmalarında mevcut.
Dünyanın bazı yerlerindeki arıcıların uyguladığı, şekerin yüksek ısıda asit ile kontrolsüz şartlarda hidroliz edilmesi işlemi, marjinal bir uygulama. Genel kabul görmüş, bilim adamları tarafından desteklenmiş bir uygulama değil.
Bütün dünya arıcılık literatüründe, arıya nektar yerine ikame besin olarak verilecek en sağlıklı gıdanın, rafine pancar ya da şeker kamışı şekerinden, kaynatılmadan yapılmış şurup olduğu konusunda ittifak var.
Şeker şurubuna limon sıkılması ne tür bir faydaya yol açıyor, bununla ilgili yapılmış bilimsel araştırma sonuçları varsa, bunlara da kimsenin itirazı olamaz.
Limon içindeki asit, sakkarozu yüksek ısı olmadan invert ediyor mu?
Bizim asıl itiraz ettiğimiz şey, bu tür marjinal uygulamaların, kendi başına, arıcının koloni yönetiminde yaptığı bütün hatalarını telafi edecekmiş gibi ortaya konulması.
Uzattık yine.
Sağlıcakla kalın.